İslam’ın en radikal kolu olarak kabul edilen, “Selefizm”in bugüne kadar öngörülemeyen bir hızla Avrupa’da genişlemesi kaygıyı artırıyor. Arkaik görüşleri savunmasıyla bilinen Selefilik, Avrupalılar için büyük bir sorun olarak algılanıyor. Radikal ve fundamentalist unsurlar içeren ideolojik ayak izleriyle Selefiliğin, IŞİD gibi terör örgütlerinin beslendiği kaynak olması bu sıkıntıyı daha da büyütüyor.

Uzunca bir süredir, Avrupa’da zuhur eden Selefist akıma ilişkin okuma ve araştırma yapıyorum. Bu yazıda, ülkemizde de epey faal olan bu yapı hakkında edindiğim izlenimleri paylaşmak istiyorum.

Fransa, Hollanda, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin basın yayın organlarına göz attığınızda Selefleri ana tema edinen yüzlerce haber ya da röportaja rastlıyorsunuz. Avrupa medyası bu konuyla oldukça ilgili ve konuyu sıcak tutmaya devam ediyor. Şimdilik barışçıl mesajlar veren bu topluluğun, esas amacını gizleyen bir front örgüt gibi çalıştığı ve zeminini genişletmeye çalıştığı yönünde kamuoyunda genel bir kanı bulunuyor.

Selefiliğin açıktan ifade edilmese de bir politik duruşunun olması ve politik duruşun esas olarak bulundukları ülkelerin kültürlerine karşı bir dayanak noktası olarak öne çıkması bu rahatsızlığı artırıyor. Çünkü Selefiler, kısmî bir kapalı yaşam içerisinde günlük rutinlerini yerine getiriyorlar. Kısmî diyorum çünkü Selefiler, internet ortamında oldukça faal. Sosyal medya, Selefi propagandanın en önemli sacayağı. Selefiler, bu yöntemle özellikle Avrupa’ya yeni gelmiş, yoksulluk sınırında yaşayan genç göçmenleri etkilemeye çalışıyor. Selefileri bir de kent merkezlerinde kurdukları “bilgi stantları”nda görüyorsunuz. Burada insanlara ücretsiz Kur’an-ı Kerim dağıtıyorlar. Bunun dışında kendi camileri olan selefiler, belli yerlerden alışveriş yapıyorlar ve belli mekânlarda bir araya geliyorlar. Bu nedenle Avrupa kamuoyunda bir front örgüt izlenimi uyandırıyorlar.

Daha önce yaptıkları kanlı terör eylemleriyle gündeme gelen bazı örgütlerin ideolojik vahası olan selefilik bu yönüyle “eyleme yönelik” bir hareket olarak tanımlanıyor. Selefiler, bu algıyı kırmak için bulundukları ülkelerde sürekli barışçıl mesajlar veriyor, siyasi partileri ve sivil toplum örgütlerini buna inandırmaya çalışıyorlar. Bu durum, dipten başlayarak yayılmaya çalışan bu ultra-muhafazakâr akımı temize çıkarmaya yetmiyor.

Püriten ve literalist İslam’a dönüş çabası içerisinde olan bu akımın, özellikle Arap yarımadasından gelen Selefist teologların ders ve vaazlarını artırmasıyla taraftar sayısında patlama yaşandığı düşünülüyor. Bu vaizler özellikle, ikinci nesil göçmenleri ve toplum tarafından alt katmanlara itilmiş gençleri hedef alıyor.

Siyaset uzmanları bu akım içerisinde de bazı klikler olduğunu ve bunların çatışma yaşadığını ifade ediyor. Araştırmacı Samir Amghar, Selefilik içerisinde özellikle barışçıl tutumun sürdürülmesinden yana olan grup ile püriten İslam’a dönüşü savunan “devrimci” kanat arasında süregiden bir mücadele yaşandığının altını çiziyor.

Avrupalı siyaset uzmanları, tüm bu gelişmeleri kaygıyla ve yakından takip ediyor. Medyada, özellikle Ortadoğu’dan son yaşanan göç dalgasının ardından Selefi sayısında gözle görülür oranlarda artış yaşandığı iddia ediliyor. Makalelerde, Selefiler’in, ideolojik ve içsel eğilimleri nedeniyle şiddete yatkın oldukları belirtiliyor ve ülkelerin istihbaratlarının çok dikkatli olması gerektiği vurgulanıyor ancak Selefiler’in kapalı örgütlenmeleri araştırma ve istihbarî çalışmalar açısından sıkıntı yaratıyor. Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Hans-Georg Maassen’in, “Selefiler, cami ya da bölgeler üstü organizasyonlarda propaganda yapmak yerine daha küçük çevrelerde toplanıyor ama özellikle internette örgütlenmeye çalışıyorlar. Bu durum, güvenlik birimlerinin Selefiler’in faaliyetlerini izlemekte zorluk çekmesine yol açıyor” şeklindeki sözleri durumu özetliyor.

Almanya’da kaygı yaratan yükseliş

Konuyu, Selefiler’in yoğun faaliyette bulunduğu ülkelerden biri olan Almanya ölçeğinde tartışmaya devam ederek biraz daha özelleştirelim. Almanlar Selefiler’e ilişkin adeta bir feveran halindeler. Bunu en yetkili ağızlardan yapılan açıklamalardan anlıyorsunuz. Kuzey Ren Vestfalya eyaleti yöneticileri yaptıkları açıklamada, eyalette bulunan Selefi kadınların mercek altına alındığını duyurdu. Çünkü Almanlar, Selefi kadınların yoğun bir propaganda faaliyeti içerisinde olduğuna inanıyor. Münster Wilhelms Üniversitesi İslam Teolojisi Merkezi Başkanı Sosyolog ve İslam Bilimci Prof. Dr. Mouhanad Khorchide, kendisiyle yapılan bir röportajda, bu durumun sürpriz olmadığını, organize bir yapıya sahip çok sayıda Selefi şebekesi bulunduğunu söyledi. Khorchide, çoğu Selefi grubun toplumdan izole bir yaşam benimseyerek, kendilerini Avrupa’ya karşı koruma altına aldıklarını ifade etti.

Almanya’da Selefiler’in sayısı hızla artıyor. Selefi sayısının 2011’de 3 bin 800, 2015’te 8 bin 300 civarında olduğu ve 2017’de ise 10 bini aştığı belirtiliyor. Bunun, Suriye savaşının ardından yaşanan göç dalgasıyla birlikte ortaya çıkan bir artış olduğu gözlemleniyor.

Tabii bu durum, aşırı sağcı ivmelenmeyi de beraberinde getiriyor. Bu oksimoron, birbirinden besleniyor ve birbirini büyütüyor. Bu akıntıya kapılan Avrupa siyaseti ise faşizmin karanlık sularına sürükleniyor.

Öte yandan, Selefilerin, genişleme konusundaki hırsı, Avrupa’da göçmenlerin geleceğini tehlikeye atıyor. Kılık kıyafetleriyle negatif yüklenim yaratan Selefiler’in, ara sıra bazı Avrupalı politikacılar tarafından dile getirilen “Avrupa İslamı” bütününden dışlandığı da bugün açık seçik ortada.

Bunun yanı sıra Alman vatandaşı olup da IŞİD’e katılanların geri dönmeye çalışmaları da gündem yaratan sıkıntıların başında geliyor. Alman yetkililerin, bunların entegrasyonlarının nasıl yapılacağına dair bir fikirleri olduğunu pek sanmıyorum. Geçtiğimiz günlerde medyada yer alan, “Almanya’nın Irak ve Suriye gibi ‘cihat’ bölgelerine giden radikal islamcıların çocuklarının 100’den fazlasını geri getirmeye çalıştığına” ilişkin haberler kamuoyunda panik yaşanmasına neden oldu. Bazı Alman siyaset uzmanları, “ülkede bu şekilde yeni bir cihatçı kuşak oluşabileceğine” dikkat çekerken, istihbaratın bu çocuklarla ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığını savunan politikacılar da çıktı. Bir IŞİD üyesinin Ludwigshaven kentinde bu çocuklardan birini kullanarak, Noel pazarına saldırmaya çalıştığının ortaya çıkması da konuya tuz biber ekti.

Özetlersek, Selefilik ve radikal İslam konusunun, Avrupa için çözüm gerektiren önemli bir sorun olduğu açıkça görülmektedir. Ülkelerin, kaygıdan beslenen İslamofobik tutumların revaçta olduğu bu günlerde Selefiler’e yönelik nasıl bir tutum takınacakları doğrusu merak konusu. İyi bir hafta sonu dileklerimle.