Avrupa’da Nazizm’in yeniden yükselişi sırasında dikkatlerimizi İslamofobi üzerinde yoğunlaştırdığımız için “antisemitizm-Yahudi düşmanlığı” meselesini bir süredir takip etmeyi bırakmıştık. Ancak Halle kentindeki sinagoga yönelik Nazi terör saldırısı biz gazeteciler açısından yeniden antisemitizm konusuna fokuslanmamız gerektiği konusunda uyarıcı oldu.

Almanya’da iç istihbarat birimi Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Thomas Haldenwang çıkıp, “Antisemitizm meselesinde ülkenin içerisinde bulunduğu durum berbat. Yahudi vatandaşlarımız bize ülkeyi hangi noktada terk etmeleri gerektiğini sormaya başladı” deyince ortalık tamamen karıştı. Almanların antisemitizm ve İslamofobi söz konusu olunca kafalarının arkasına kaçan gözleri fal taşı gibi açıldı. Ne de olsa Alman toplumu, Nazi Almanyası tarafından yaşatılan utançları bertaraf yöntemi olarak, uzun zamandır post-faşistlerin katliam, kan, barut kokan eylemlerini “görmezden ve duymazdan gelme” konusunda bir hayli ustalaşmıştı. Neonazilerin göçmenlere yönelik her katliam girişiminden sonra ölenlerin envantere salt rakamlar olarak kaydedildiği bir ülkeden bahsediyoruz sonuçta.

1930’lu yılların geleneksel soy-sop faşizmini benimsemediklerini, sadece “kültürlerine sahip çıkmaya çalıştıklarını” ifade eden post-faşistlerin, yeni faşist algıyı Fransız Sosyolog ve Filozof Pierre-André Taguieff’in “farklılıkçı ırkçılık” yaklaşımına atıfla “kültürel ırkçılık” formatına dönüştürdükleri iddia ediliyor. Bu, güya daha yumuşak, içerisinde kan, barut olmayan, faşizmin gerçek yüzünü gizlemeye çalışan bir mekanizma olarak öne çıkıyor. Yersen…

Esasında, yeni Nazilerin bir gecede antisemitik kökenlerinden sıyrıldıklarına inanmak da aptallık derecesinde saflık olurdu değil mi? Şimdilerde sırf topluma şirin görünmek adına İsrail’e diplomatik seyahatler düzenleyen, orada Yahudi faşistlerle yaptığı öz çekimleri sosyal medyada dağıtan Hollandalı yeni Nazi Geert Wilders’in, Hitler’in toplama kamplarında katledilen Yahudi çocuk Anne Frank’ın Amsterdam’daki evini hiç ziyaret etmemesi ne yaman bir çelişki değil mi? Avrupalı faşistler, içerisinde bulundukları aşırı sağ seksiyonun post-faşizm evresinde süregiden yolculuğunun neredeyse –göstermelik de olsa- filosemitizm üst noktasına varmak üzere olmasından eminim büyük rahatsızlık duyuyorlardır.

“GELENEKSEL FAŞİST MATRİS”

Almanya’da, parlamentodaki Nazi partisi Almanya için Alternatif de türdeşlerinin uyguladığı sözde “Yahudileri çok seviyoruz” konulu tiyatroda başrol için ataklar yapıyor tabii ki. Mesela, Alman parlamentosunda konuşma yapan faşist parti AfD’nin bir milletvekili, “antisemitizmin özellikle Müslüman göçmenlerden kaynaklanan bir sorun olduğunu” söyleyebiliyor. Kısmen haklılık payı var tabii ki ancak bunu söyleyen adam henüz 2. Dünya Savaşı sona ereli 13 yıl olmuşken, Köln’deki sinagogun duvarlarına gamalı haç çizip, “Yahudiler dışarı” diye yazanları temsil eden bir siyasi gelenek içerisinde politika yapıyor. Yersen… Bu faşistler herkesi kendileri gibi ahmak ve tıbben zekâ özürlü sanıyor. E doğal olarak bu neandertale de inananlar çıkıyor tabii ki.

İtalyan Tarihçi ve Gazeteci Enzo Traverso, Avrupa faşizminin antisemitizm konusunda geliştirdiği yeni tutumu, “geleneksel faşist matriste hatırı sayılır değişim” olarak değerlendiriyor. Traverso, “post-faşizm” kavramını ideolojinin süregiden dönüşümüne vurgu yapmak amacıyla kullandığını belirterek, “Ancak ne olursa olsun yeni faşistlerin, geleneksel faşist matrisle olan göbek bağları yerinde duruyor” diyor. Konu bu kadar net. Burada, yeni faşist oluşumların esnetilebilme kapasitelerinin oldukça geniş olduğu tespitini de yapabiliriz. Yani “yabancılar ırkın saflığını bozuyor”dan, “yabancılar kültürün saflığını bozuyor”a uzayan bir değişim haritası. Hangisini tercih ederseniz edin sonuçta bu iki yol ileride faşizmde kesişiyor. Bu, bize görüntüde farklılık arz eden iki düşünce tarzı arasındaki analojik bağın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Bugünün Avrupa aşırı sağında islamofobi, antisemitizmin –görüntüde de olsa- terkedilmesinden kaynaklanan ideolojik retorik boşluğunu doldurmak için kullanılıyor. Müslüman göçmenler de doğrusu yeni “öteki” olmak ve islamofobiyi yüreklendirmek için ne gerekiyorsa yapıyor.

YAHUDİLER AVRUPA’YI TERK ETMEK İSTİYOR

Doğu Almanya’nın yıkılması öncesinde, sosyalist sistem içerisinde bulunan Almanların büyük bir çoğunluğu, Yazar Stephan Hermlin’in deyişiyle, Nazi Almanyası’nda vatandaşların en az yarısının antifaşist olduğunu düşünerek yaşıyorlardı. Tıpkı günümüz Almanlarının toplumun en az yüzde 80’inin anti-Nazi olduğunu düşünerek yaşaması gibi. Ne kadar da iyimser ve sevimli bir o kadar da anlamsız bir yaklaşım bu. Özellikle AfD’li Neonazi politikacıların çıkıp ortalık yerde, “Nazi Almanyası geçmişimizden utanmayı bırakın. Artık 2. Dünya Savaşı’ndaki şehitlerimiz ve gazilerimizle gurur duymanın zamanı geldi” falan diye saçmaladığı bir dönemde.

Önümüze öyle anketler geliyor ki… Mesela bir ankette, katılımcıların büyük bir bölümü, “Ya bırakın artık şu Nazi meselesini, gına geldi” şıkkını işaretlerken, bir kısmının da “çok uzadı bu mevzu. İsrail buradan maddi olarak nemalanmaya çalışıyor” dediği görülüyor. Sonuç? Avrupa toplumlarında Yahudilerin yüzde 40’ı kendini güvende hissetmediğini ve İsrail’e göçmek istediğini beyan ediyor. Doğal olarak Nazi teröristlerin en rahat ettikleri ülke olan Almanya’da da Yahudiler kendilerini güvende hissetmiyorlar. Sinagog kapılarından da anlaşılacağı gibi güvenlik önlemleri alıyorlar, çocuklarını Yahudi okullarına gönderiyorlar, yayın organlarını kimse fark etmesin diye siyah poşetler içerisinde dağıtıyorlar vb…

Neonazi partisi AfD ve diğer Avrupa ülkelerindeki faşist partiler, antisemitik mesajları açıktan yayarken, merkez siyaset temsilcileri de “iyi niyetle de olsa” antisemitik mesajlar paylaşabiliyor. Örneğin, bir sosyal demokrat milletvekili “Yahudiler de bizimle aynı haklara sahip” şeklinde tweet atabiliyor. Alman toplumundaki kırılmanın nirengi noktası konumunda olan “siz” ve “biz” algısının solda dahi hegemonik olduğunun göstergesi değil mi bu?

Ezcümle,  yeni faşistler hangi ideolojik gömleği giyerlerse giysinler, Rönesans ve Reform sonrası oluşan modern batı uygarlığı tarihinde büyük bir dağılma olan “Yahudi soykırımı” altında yer alan ıslak imzalarının hiçbir zaman silinmeyeceğini biliyor olmalılar. Biz de unutmayacağız, unutturmayacağız.