Cumartesi, Ekim 1, 2022

Özgür Çoban yazdı | Avrupa Birliği ikliminde meşruiyetini yitiren “türban”

Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Uyum Bakanı Joachim Stamp, 14 yaş altındaki kız çocuklarına başörtüsü yasağı getirmeyi planladıklarını belirtti ve yasağı “Dini inançlarını kendi hür iradeleriyle seçecek olgunlukta olmayan çocuklar başörtüsü takmaya zorlanamaz” argümanına dayandırdıklarını söyledi.

Bu sözler Almanya’da içten içe yanan başörtüsü tartışmalarını iyice harladı. Liberaller bile yasağı desteklediklerini ifade ederek, ülke geneline yaygınlaştırılması amacıyla konuyu Federal Meclis’te tartışmaya açacaklarını ifade ettiler. “O öyle dedi”, “bu böyle dedi” derken konu, gündemin omurgasını esir almayı başladı. Ülkemizde heyecanı hiç sönmeyen tartışma konusu “türban” son aylarda Avrupa’da da ön aldı ve siyaset mahfillerinde kendisinden sıkça söz ettirir oldu. Her ne kadar kullananlar “dini bir sembol olarak” nitelendirse de doğal olarak iç siyasete malzeme olunca ya da edilince ardı ardına gelen “yasaklama” haberleriyle de hak ettiği gibi gündemin baş köşesine kuruldu.

Bu bilgilendirme amaçlı kısa girişin ardından “türbanın Avrupa macerası ve yaşlı kıtadaki geleceği” konulu yazımızın cümlelerini dizmeye başlayalım. Bakan Stamp’ın açıklamaları ekseninde daha ekstrem bölgeye kayan türban tartışmaları bitecek gibi görünmüyor. Güçlü bir şekilde esen faşist-ırkçı rüzgârları da arkasına alan çok sayıda Avrupalı, Hristiyan değerlerin baskın olduğu ülkelerinde İslami sembollere yeterince hoşgörü gösterildiğini açıktan dillendirmeye başladı. Stamp’ınkine benzer girişimlerin toplum nezdinde gördüğü desteğe bakarak söylemlerin gelecekte daha sert bir şekle bürüneceğini ya da tavizsiz uygulamalara kapı aralayacağını söylemek yanlış olmaz.

Esasında, Avrupa ülkelerinde okullarda dinsel kıyafetlerin kullanılmasındaki artış 80’lerin sonlarında kamuoyunu yoğun bir şekilde meşgul etmeye başladı. Mesele, dönüp dolaşıp Müslüman göçmenlerin gündelik yaşamda entegrasyona gösterdikleri dirençten kaynaklanan sorunlarda kilitleniyor. Bu sorunlar daha fazla göz önünde olan türban konusunu sıcak tutuyor ve türban uyumsuzluğun ete kemiğe bürünmüş hali olarak algılandığından direkt hedef olarak belirleniyor.

Meselenin diğer nitelikli ve dikkate değer sorunlu tarafı ise ülkeyi yönetenlerin bu konuda ne yapılacağı konusunda henüz somut bir fikri olmaması. Bir adım atamıyorlar çünkü türban faşistler ile İslamcı fundamentalistler arasında bir yerde sıkışıp kalmış durumda. Türbana yönelik negatif tavır içeren bir girişim İslamcı fundamentalistleri, pozitif bir çalışma ise ırkçı-faşistleri rahatsız ediyor. Bu arada yalnızca aşırı sağ gelişmiyor, İslamcı fundamentalistlerin de sayısının hızla arttığını söylemeden geçmeyelim. Bu iki radikal uç arasında denge kurmanın çok zor olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Türban, Avrupa kamuoyunun neredeyse tamamı tarafından “siyasi bir sembol” olarak algılanıyor. Türbanın, İslam’a ya da diğer dinlere mensup kadınların kendilerini baskı altında hissetmelerine neden olduğu savunuluyor. Türban, dini radikalizm ile eşleştiriliyor ya da türban takanlar AK Parti’nin mini şubesi olarak algılanıyor. Bu yolla türbanın temsil ettiği “siyasi kesim” ile güçlü bağlarına vurgu yapılıyor. Ezcümle türban giderek daha hızlı bir şekilde AB ülkelerinde Müslümanlarla yaşanan kan uyuşmazlığını sembolize etmekte kullanılıyor.

“Biz neden anlayış göstermek zorundayız”

Geçenlerde sohbet etme imkânı bulduğumuz bir Alman vatandaşının Müslüman göçmenlere yönelik sözleri doğrusu üzerinde fazlaca düşünülmesi gereken mesajlar içeriyordu. Bu vatandaşı özetle şunları söyledi:

“Ülkelerinde yaşamlarının hiçbir anında bir saniye bile demokrasiye temas etmeyenlerin gelip burada demokrasi havarisi kesilmesini gülerek izliyoruz. Burada ‘burkaya, peçeye, türbana özgürlük’ diye bağıranlara soruyorum, sizin geldiğiniz yerde bir Alman kadın askılı bluz ve şortla dolaşabilir mi? Kesinlikle hayır tabii ki. Bunlar her şeyi sadece kendileri için istiyor. Biz neden anlayış göstermek zorundayız? Tipik Ortadoğu mantalitesi. Cehennemden kaçıyorlar ama burayı da geldikleri cehenneme çevirmeye çalışıyorlar. Buna izin vermeyeceğiz.”

Türbanın, radikal İslamcılar tarafından siyasi bir mücadelenin bayrağı haline getirilmesi birlikte yaşama duygusunu zedeliyor. Türban üzerinden verilen, acıma hissi yaratmaya yönelik mesajlar da Hristiyan değerlerin içkin olduğu ülkelerde yerine ulaşmıyor. Kimse “Ah ne yazık bunlara. Ellemeyin ne yaparlarsa yapsınlar” demiyor.

Türbanın Avrupa ikliminde “dini özgürlükler” kadrajında meşruiyetini yitirdiği bir süreçten geçiliyor. Konunun AB ülkeleri için rahatsız edici diğer yanı ise radikal İslamcıların misyonerlik faaliyetleri. Raporlar, Avrupalılar arasında İslam’a yönelenlerin sayısının giderek arttığını ortaya koyuyor. Aynı raporlarda, aidiyet duygusuna ihtiyacı olan insanlara radikal din anlayışının nobran yönünün çekici geldiği vurgulanıyor. ABD merkezli Göç Politikası Enstitüsü, bu bağlamda, AB ülkelerinde islami sembollere olan alerjinin giderek arttığına dikkat çekiyor. Bu da beraberinde yasakları büyütüyor. Örneğin, Almanya’da ırkçı parti AfD, türbanın gündelik yaşam içerisinde, her yerde tamamen yasaklanmasını savunuyor. Faşist parti bu yaklaşımını, “İslam’da kadın erkek eşit değildir. Başörtüsü ile cinsiyet ayrımcılığı ete kemiğe bürünmektedir. Türban, cinsiyetçi bir simge” savunusuyla destekliyor.
Avrupa Adalet Divanı’nın, Belçika ve Fransa’da başörtüsü nedeniyle işten kovulduklarını iddia eden iki Müslüman kadının davalarına ilişkin kararının gerekçesinde yer alan, “İşyerlerinde çalışanların dini sembol niteliğinde kıyafet giymelerine yasak getirilebilir” ifadesi de meselenin geldiği aşamayı özetlemesi açısından önemlidir.

Özetle, AB ülkelerinde “türbana, peçeye, burkaya özgürlük” diye tutturan İslamcılar için deniz bitmek üzere, kıyı göründü. Avrupa’da, 7 yaşında kızın okula türbanla gönderilmesi, 8 yaşındaki kız çocuğunun erkek öğrencilerle aynı havuzda yüzme eğitimi almasını engellemek için dava açılması sadece temsil edilen kültür içerisinde çocukların “seks objesi” olarak görüldüğü yönünde bir algıya neden oluyor maalesef. Kimse bunca dini taassuba batmış, medeniyet, bilim ve modernite önünde kafasını kuma gömmüş, nereden geldiği belli olmayan dini dogmalara teslim olmuş, ışığa gözlerini kapatmış, cehaletten doyumsuz bir haz alan İslamcı fundamentalistlerden bu gidişi tersine çevirecek bir açılım beklemiyor. Ayrıca, görüldüğü kadarıyla Avrupalılar nezdinde, İslamcıların türbanın bir siyasi sembol olmadığını ispatlamak adına kullanacakları bir hareket alanları, inandırıcılıkları ya da itibarları da bulunmuyor.

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
50,769TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER