Almanya’da, Brandenburg ve Sachsen eyaletleri seçimlerinde neofaşist parti Almanya için Alternatif’in (AfD) yakaladığı “sarsıcı” başarının tartışmaları uzunca bir süre devam etti. Bu tartışmalar kabaca iki ana eksen etrafında yürütüldü. Bu eksenler, “hangi şart altında olursa olsun faşist parti ile ortaklık yapılmaması” ve “faşist partinin daha fazla görmezden gelinmesinin onun yükselmesini sağlamaktan bir işe yaramadığı, oysa iktidara konuşlanmış bir AfD’nin ‘protesto partisi’ olması özelliğini yitireceği ve büyüsünün bozulacağı” savunuları etrafında kategorize oldu.

Ben duygularımla birinci kısma, mantığımla ise ikinci kısımda yer alanlara yakın hissediyorum kendimi. Esasında, bu faşistlerin ne olursa olsun ülkenin herhangi bir eyaletinde yönetime gelmelerinin uygun olmadığı açık bir şekilde ortada. Zira dünyanın tüm faşistlerinde olduğu gibi Alman faşistleri de cehaletten, hurafelerden ve mitlerden besleniyor. Bu nedenle topluma “nefret” ve “ötekileştirmeden” başka verebilecekleri bir şey olduğuna inanmıyorum. Ancak Avrupa ve Almanya solunun önde gelen isimlerinden Gregor Gysi’nin bundan birkaç ay önce bu konuya ilişkin yaptığı açıklamaya burada değinmekte fayda görüyorum. Gysi’nin, bir gazetecinin, “Almanya’da Sol Parti’nin oyu neden artmıyor” şeklindeki sorusunu yanıtlarken kullandığı, “Çünkü biz bir zamanlar seçmenler için caziptik, ‘protesto partisi’ydik ve kimsenin söylemediklerini cesaretle dile getiriyorduk. Artık eyaletlerde hükümetlere giriyoruz ve bu bizim ‘protesto partisi’ olma özelliğimize mal oldu” ifadeleri çok önemli. Gysi’nin ortaya koyduğu bu somut durumdan yola çıkarak, yukarıda sözünü ettiğimiz tartışmada ikinci kısımda yer alanların mantık açısından haklı olduklarını söyleyebiliriz.

Bununla beraber, Almanya’da merkez partilerde neofaşist AfD ile hangi yöntemlerle mücadele edileceğine dair kararsızlığın da devam ettiği görülüyor. Bu sorunla baş etmede sağlıklı bir strateji geliştirilebilmesi için ilk etapta Doğu Almanların bu neofaşist partiye olan ilgilerinin kaynağının araştırılması gerekiyor kanımca. AfD, Doğu Almanya’da oldukça “hesaplı” ve “sinsi” bir politika yürütüyor. Bu politikanın diskurunun en önemli ayağını ise “Batı ile Doğu Almanya arasındaki siyasi birleşmenin doğu aleyhine tamamen başarısız olduğu” iddiası oluşturuyor. AfD, eyaletler bazında gerçekleşen seçim sürecinde sürekli bu tema üzerinde yoğunlaştı ve görüldü ki bu savununun doğu Alman toplumunda ciddi miktarlarda karşılığı bulunuyor.

Bu politika neye yol açıyor? Bana göre en önemli sonucu batı ile doğu arasındaki duygusal engelleri tahkim ediyor ve bu engellerin daha da belirginleşmesine neden oluyor. Doğu Almanların bütünleşmiş Almanya içerisinde kendilerini “ikinci sınıf” vatandaş olarak hissettikleri bir sır değil. İki Almanya’nın birleşmesinin ardından doğuda yaşanan sevincin yerini zamanla giderek büyüyen refah düzeyi arasındaki uçurumun yarattığı hayâl kırıklığı almış durumda. Örneğin, doğu eyaletlerindeki ücretler batıya nazaran hâlâ düşük. Batı’da geçen yıl ortalama ücret 3 bin 240 Avro civarında gerçekleşirken bu rakamın Doğu’da 2 bin 790 Avro’ya kadar gerilediği görülüyor. Yine Almanya’nın en büyük 500 şirketinden sadece 36’sı Doğu Almanya topraklarında bulunuyor. Bunların yanı sıra Doğu Alman sanayisi birleşmeyle birlikte yıkıldı. Ülkenin en önemli üretim merkezleri Batı Alman kapitalizmi tarafından yok edildi. Bu, Doğu Almanya’nın yetişmiş ve entelektüel kuşağının yaşadıkları yeri terk etmesiyle sonuçlandı. Böylece doğu eyaletlerinde politika yapma işi daha muhafazakâr ve milliyetçi “ihtiyarlara” kaldı.

Aşağılık kompleksi…

Bununla birlikte birleşmenin ardından Doğu’nun tüm kültürel birikimi neredeyse yok edildi ve Batı’nın kültürel kodları dayatıldı. Hatta bazı Doğu Alman eğitim kurumları tarafından verilen diplomalar geçersiz sayıldı ve sahiplerinin yeniden eğitim almaları talep edildi. Doğu Alman akademik camiası işsiz bırakıldı. Bu tip durumlar saymakla bitmez. Kısaca, onlarca yıllık sosyalist birikim bütünüyle yok edilmek istendi. Bu yaşananlar, Doğu Almanlarda nefret, öfke ve dikkate alınma eksenlerinde yükselen bir “aşağılık kompleksi”nin ortaya çıkmasına neden oldu.

Almanya Demokratik Cumhuriyeti Başbakanı Otto Grothewohl’un, Nazilerin 58 bin kişiyi katlettiği Buchenwald Toplama Kampı’nın 1958 yılında bir anıt olarak yeniden açılması nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada sarf ettiği, “Hitler faşizmi, 1945’te askeri olarak yenilgiye uğratıldı; fakat yalnızca Almanya’nın bir bölümünde, Doğu Almanya Cumhuriyeti’nde, köklerine varana değin yok edildi” cümlesi üzerinde bugün Nazilerin ardılı olarak niteleyebileceğimiz neofaşist politikacılar arsızca tepiniyor.

Yukarıdaki satırlarda bunun nedenlerine ana hatlarıyla değinmeye çalıştım. Bazen Alman medyasında, “AfD sadece doğuda güçlü, batıda hâlâ tanınmıyor” türünden teselli amaçlı ifadelere rastlıyorum. Olabilir. Bazı araştırmalar, doğuda hiç oy kullanılmasa AfD’nin batıda ancak yüzde 9’a ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak burada gözden kaçırılan nokta şu; AfD batıda da merkezde yer alan partilere oy veren seçmeni de etkileyebilecek bir güce ve olanaklara sahip.

Bana göre, Almanya bu faşizm belasından kurtulmak istiyorsa acilen geriden gelen eyaletlere daha fazla yatırım yapılmasının önünü açmalı. Doğu eyaletlerinin kalkınmadan daha fazla pay alması sağlanmalı. İkinci olarak, okullarda eğitimin yeniden planlanması gerekiyor. Daha yoğun antifaşist/antineonazi içerikli bir müfredat gündeme alınmalı. Unutmadan söyleyeyim, AB’nin ekonomik açıdan en güçlü ülkesi olan Almanya’da neofaşizmin geriletilmesi diğer ülkelerdeki bu türden hareketleri de zayıflatacaktır. Birbirleriyle bağlantılı olan bu sapkın faşist hareketlerle mücadele ülkeler bazında değil kıta bazında ele alınmalı ve ona göre stratejiler geliştirilmeli. Bu önemli.

Berlin duvarı yıkıldı ama doğu-batı arasında psikolojik ve ekonomik gerekçelerden müteşekkil modern duvarlar yükseliyor bugünlerde. Bu yeni duvarlar daha güçlü ve daha yüksek. Bu nedenle bunları yıkmanın çok daha zor olacağını düşünüyorum. Buna ek olarak Almanya’nın doğusunda ortaya çıkan faşizm bataklığının batıya doğru yayıldığına dair güçlü emareler bulunuyor. Ancak bunun için hemen çalışmaya başlanması önemli. Aksi halde siyasi platformda rakiplerini dağıta dağıta büyüyen neofaşist hareket ülkenin başını daha çok ağrıtacak gibi görünüyor.