Fotoğraf: AP

Almanya’nın Stuttgart, Münih, Dortmund, Berlin ve Frankfurt gibi büyük kentlerinde Koronavirüs (Kovid-19) kısıtlamalarına yönelik protesto gösterilerinin ardı arkası kesilmiyor.

Her hafta sonu binlerce insan korona salgınına yönelik kısıtlamaları protesto etmek için sokaklara dökülüyor. Bu protestoları gerçekleştirenler sosyal medya mecralarında “Direniş 2020” adı altında faaliyet yürütüyor.

Salgının psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlarına bağlı olarak yaşanan hayal kırıklığı ve belirsizlikten kaynaklı protestolar ortaya çıkabilir ve yeni siyasi aktörler sahne alabilir. Bu tamamen anlaşılabilir bir durum. İnsanlar, meydanlarda siyasetçilerin tatmin edici bir yanıt veremediği sorularının peşine düşüyor.

Şu anda birçoğumuz hayâl kırıklıkları ve korkular yaşıyoruz. Virüs belki de bize yeni bir dünya vadediyor ve daha fazla dayanışma, daha fazla adalet, daha fazla eşitlik, daha fazla uyum -köken, din veya cinsiyete bakılmaksızın- çıkaracağız buradan. Ancak kriz, insanları birbirlerine, bilime ve medeniyete karşı kışkırtmak için de kullanılıyor. Örneğin, aşırı sağcılar, korona krizinin Müslümanlar, diğer yabancılar, Angela Merkel hükümeti ya da özellikle Bill Gates gibi varlıklı insanlar tarafından hazırlanan komplolarla bağlantılı olduğu iddia ediyor. Yahudilerin bu krizi yeni bir dünya düzeni yaratmakta kullanacağı söylemi de en çok rağbet gören komplo teorileri arasında yer alıyor. Bu tip söylemler, “Compact” veya “Journalistenwatch” gibi aşırı sağcı sosyal medya mecralarından Kovid-19 protesto gruplarında paylaşılıyor, böylece aşırı sağcılığın normalleşmesine de katkıda bulunuluyor.

Örneğin, aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) Thüringen Başkanlığı, kendisini korona krizindeki kısıtlamalardan memnun olmayan ve hızla eski normale dönmek isteyenlerin bir temsilcisi olarak pazarlıyor.

Tabii ki normal bir demokraside, memnuniyetsizliği sokaklarda protesto gösterileriyle dile getirmek meşrudur.  Ancak sağcı aşırılığı ve hastalıklı düşüncelerini topluma enjekte etmek isteyenlerin, protesto gösterilerine sızarak, yalanlarıyla taraftarlarını daha da artırabilecekleri ve onları radikalleştirebilecekleri unutulmamalı.

O nedenle “Direniş 2020” ve diğer koronavirüs önlemlerine yönelik protesto platformlarının, Neonazi gruplar ve bunların siyasi oluşumlarıyla aralarına net bir şekilde mesafe koymaları gerekiyor.

Sosyal mesafesizlik

Gösterilerde temel sıkıntı, sosyal mesafe kurallarına hiç uyulmaması. Alman kentlerinde protesto süreci, “ifade özgürlüğü” ya da “toplanma özgürlüğü” ile Kovid-19 arasındaki dengeyi korumanın giderek daha kaotik döngüye sıkıştığı bir zemine oturuyor.

Eyaletler tedbirleri gevşettikçe daha fazla vatandaş sokaklara dökülüyor. Sadece birkaç gün önce bomboş olan kent mekânları insanlarla dolup taşıyor. Bu görüntüler önlemlerin gevşetilmesi meselesine şüpheyle yaklaşanlarda bile “hakikatten bitti mi bu salgın” düşüncesinin uyanmasına neden oluyor.

Özellikle merkez sağ politikacılar,  bu protesto eylemlerinin giderek daha fazla Neonazilerin kontrolüne girmesinden endişe ediyor. Zamanında sizi bu azgınlara karşı uyaranlara “Yapmayın ya o kadar değil. Vatan sevdalısı birkaç öfkeli genç” diyerek sırtınızı dönüyordunuz. Ta ki bunlar, saflarınızda siyaset yapan Kassel Valisi’ni “mülteci dostu” diye güpegündüz öldürünce anladınız ne kadar “vatan sevdalısı” olduklarını. Yoksa o vakte kadar işlenen toplu faşist cinayetlerde yaşamını yitiren göçmen kökenlilerin sizin için envanterde bir rakamdan ibaret olduğunu zaten biliyorduk.

Bütün bu gösteriler devam ederken polisin tavrının da giderek sertleştiğini görüyoruz. Her gösteride daha fazla insan “sosyal mesafe kurallarını” ihlâl ettiği gerekçesiyle tutuklanıyor.

Protesto eylemlerine katılanlar, genellikle önlemlerin “aşırı abartılı” olduğunu düşünenler. Birçoğu binlerce bilimsel bulguya rağmen Kovid-19’un gripten daha fazla tehlikeli olmadığını düşünüyor. Sosyal medya mecralarından sık sık “önlemler insanları; ekonomik, politik, zihinsel ve hatta tıbbi olarak köleleştiriliyor” şeklinde duyurular paylaşılıyor.

Komplolardan komplo beğen

Özellikle Neonaziler; zenginler, politikacılar ve Yahudiler tarafından şekillendirilen, “Yeni Korona Dünya Düzeni” adlı bir projeden bahsediyor ve bu savunularını her fırsatta insanların zihinlerine boca ediyorlar.

Gösterilerde; hayvan hakları, vegan hakları, cinsiyet eşitliği savunucuları, sol aktivist gruplar, Neonaziler, çevreciler, yaşlı hakları savunucuları aynı cephede buluşuyor. Devlet ise insanların giderek daha fazla kalabalık gruplar halinde bir araya gelmesinden endişe duyuyor.

Sonuç olarak, bu gösterilerin Almanya’ya virüs yayılımı açısından maliyetini birkaç hafta sonra net bir şekilde göreceğiz ama protestocular, kendilerinden oldukça emin, sürekli aynı cümleyi tekrarlıyorlar, “Tanıdığım kimsede Korona yok!”