Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun Thüringen eyaleti üyesi 17 politikacının, eyalet parlamentosu seçimlerinde oy patlaması yapan faşist parti Almanya için Alternatif (AfD) ile koalisyon görüşmeleri başlatmak istemesi ülke kamuoyunda şok etkisi yarattı. Bu haberle birlikte ülkede “olmaz” denip de olanlar listesine bir halka daha eklendi.

Parti Genel merkezine bu isteklerini ileten üyeler, tabiatıyla oldukça sert bir karşılık aldı. AfD’nin Almanya karşıtı bir parti olduğunu vurgulayan genel merkez, söz konusu politikacılara “siz kafayı yediniz herhalde” mealinde bir yanıt verdi. Anlaşılıyor ki bu 17 partili, öncesinde faşist parti yöneticileriyle bir görüşme yapmışlar ve kendi partilerini bu minvalde yoklamaya karar vermişler.

Thüringen meselesi öylesine kanserli bir haldeki anlatmak oldukça zor. Burada Die Linke (Sol Parti) sandıktan oylarını artırarak birinci çıkmayı başardı. Bu sonucun hemen ardından ekranlara koşan CDU’lu eyalet yöneticileri kesinlikle Sol Parti ile koalisyon görüşmesi yapmayacaklarını açıkladılar. Sol Parti için önemli bir seçenek olan Sosyal demokratlar ve Yeşiller de sandıkta çakıldığı için ilerici bir hükümet şansı kalmadı.

“Sol Parti ile kesinlikle koalisyon yapmayız” diye ekranları yıkan muhafazakâr CDU’lular, partinin eyalet başkanının onay vermemesine rağmen şimdi faşist parti ile görüşmek istediklerini belirtiyorlar. Adamlar haklı tabii, 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudileri toplama kamplarında diri diri yakan, ülkeyi savaşa sokarak tüm varlığını ve itibarını yitirmesine neden olan, insanları alınlarında “soykırımcı ülke vatandaşı” damgasıyla yaşamaya mecbur eden hep solculardı, sosyalistlerdi.

Muhafazakârların gizli faşizm aşkı

Sürekli vurguladığımız üzere birçok Alman muhafazakârla Alman faşistler arasında renk değil ton farkı bulunuyor. Birisi biraz daha açık diğeri daha koyu kahverengi. Seçim istatistiklerine bakarsanız CDU seçmenlerinin “alternatif” partisinin de yine Almanya için Alternatif olduğu görürsünüz. CDU’lu parti yöneticilerinin Thüringen’deki girişimlerine bakılırsa bu faşizm aşkını artık saklayarak değil bağıra bağıra yaşamak istiyorlar. Bu iki parti arasında ülkenin hemen hemen tüm eyaletlerinde önemli oy geçişleri yaşanıyor. Ezcümle muhafazakârlar faşistlerden hiç rahatsız olmuyor. Zaten faşist partinin kadrolarına bakarsanız önemli bir bölümü CDU’nun göçmen politikalarını zayıf bulup AfD’ye geçenlerden oluşuyor.

Başka ne var peki? Faşist partinin Thüringen eyalet Başkanı Björn Höcke de bizzat mahkemeler tarafından “faşist” olarak tescillenmiş bir isim. Adam bildiğiniz Hitler ya da Goebbels’in reenkarne olmuş hali gibi. Konuşmalarındaki jest ve mimikler, tonlamaları tamamen bu ikiliden kopyalanmış. Miting meydanlarında tüm faşist liderler gibi zekâ düzeyi düşük ama görsel olarak zengin şovlar yapmaya bayılıyor. Örneğin bayrak öpüyor, insanlara koro halinde slogan attırıyor vs. Bildiğiniz cahil, değersiz bir faşist yani. Thüringen’in CDU’lu cahilleri de mahkeme kararlarında kendisinden “faşist” diye bahsedilen bu adama eyalet yönetimini teslim etmek istiyor. Nasıl bir mantık anlamak mümkün değil doğrusu.

Almanya öyle bir hale geldi ki Yahudiler faşistleşme süreci bu hızla devam ederse ülkeyi terk etmekten bahsediyor, İçişleri Bakanı Horst Seehofer, yaşanan Neonazi terör saldırıları karşısında, “toplumumuz vahşileşiyor, uyarıyorum” diyor, her gün yüzlerce göçmen ırkçıların fiziki ya da sözlü saldırılarına maruz kalıyor vs…

Akıl tutulması

Ülke çok değil bundan 10 yıl önce söylense kimsenin olacağına ihtimal dahi vermeyeceği bir karanlığa sürükleniyor. Peki, süreci tersine çevirecek bir dinamikten söz edilebilir mi? Tabii ki hayır. Hükümet sembolik bir iki değişiklik içeren kanun düzenlemeleriyle durumu kurtarmaya çalışıyor, o kadar. Ekonomisi bütünüyle ihracata dayalı bir ülke için yaşanabilecek en kötü senaryolardan biri AB ve demokrasi düşmanı bir partinin ülke yönetiminde söz sahibi olacak güce erişmesi olmalı.

Bugüne kadar kendilerini “Alman demokrasisinin teminatı” olarak pazarlayan muhafazakârların şimdi demokrasiye karşı bir koalisyon oluşturmak istemeleri gerçekten Alman kamuoyunda şaşkınlıkla karşılandı. Kimse böyle bir koalisyonun –eyalette de olsa- sonuçlarını tahmin edemiyor. Sonuçta faşistlerin yöneteceği eyaletin kentlerinde de göçmenler ve mülteciler yaşıyor. Faşistler ve muhafazakârlar arasında bu eyalette gerçekleştirilecek –şu aşamada ihtimal dışı olsa da- gerici nitelikte bir koalisyon, baskıyı göğüsleyemeyen yabancı kökenlilerin batıya göç etmeleri sonucunu doğurabilir. Thüringen, bu yönüyle faşistlerin ırksal açıdan “homojen toplum” saplantılarını gerçeğe dönüştürme yolunda bir laboratuvar işlevi üstlenebilir.

Almanlar bu faşistleri başlarına bela ettiklerinden bu yana oldukça maceralı ve adrenalin düzeyi yüksek günler yaşıyorlar. Daha önümüzde 2021 genel seçimleri var ve faşist parti güncel anketlere göre şimdiden yüzde 13-14 bandında yer alıyor.

Her gün bir siyaset bilimci ekrana çıkıp, “Bu AfD’yi soruşturun. Bunların Neonazi örgütlerle bağı olduğunu düşünüyoruz” diye bas bas bağırırken, CDU’lu bazı cahillerin bunlarla ortaklık yapmak istemesine ilişkin en doğru ifadenin “akıl tutulması” olacağını düşünüyorum.