Almanya’da siyasetin merkezinde yer alan partilerin yaşadığı politik demansın ve yıpranmanın yarattığı çatlaklardan sözde neoliberalizm karşıtı post-faşist politikalarla sızmaya çabalayan aşırı sağ, var oluşunu destekleyecek enstrümanları da çeşitlendirmeye çalışıyor.

Almanya, yükselen milliyetçi dalgalar üzerinde keyifle sörf yapan aşırı sağın/neonazilerin antisemitik görüntüsünden sıyrılmak için çaba harcadığı bugünlerde, ordu ve poliste görev yapan sempatizanların neden olduğu antisemitik/ırkçı skandallarla çalkalanıyor.

Meseleyi açmaya parti cephesinden başlayalım. Alman neonazilerin Bundestag’taki (Alman Federal Meclisi) partisi Almanya için Alternatif (AfD), vatandaşlardan güya sistem ve merkez siyaset karşıtı politikalarıyla oy istiyor. AfD, Alman siyasetini sürekli olarak “onlar” ve “biz” ekseninde kategorize ederek politika yapıyor. Yani var olan sistem dışı, farklı bir program ve siyaset önerdiğini iddia ediyor.

Bakalım öyle mi? Geçenlerde Rosa Lüxemburg Vakfı’nın Die Linke (Sol Parti) ile birlikte gerçekleştirdiği araştırmada, AfD’nin parlamentodaki oy davranışları incelendi. Peki ne olmuş? “Geleneksel siyaset karşıtı” AfD, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ve Hristiyan Birlik tarafından oluşturulan koalisyonun getirdiği öneri ve yasa tasarılarının yarısından fazlasına destek vermiş ve lehte konuşmalar yapmış. Nerede kaldı senin muhalifliğin?

Görünen o ki Başbakan Angela Merkel ve Hristiyan Birlik’e uyguladıkları göçmen politikaları ve verdikleri tavizler nedeniyle bir hayli “kızgın” olan hatta Merkel’in “Müslüman dostu” olduğunu öne sürerek, her yere photoshop ile türban giydirilmiş fotoğraflarını asan neonaziler pek de dışa yansıttıkları gibi “kızgın” değillermiş. Parlamento’da Merkel ve koalisyonun arkasında tabiri caizse “kapı” gibi durmuşlar. “Göçmenleri Almanya’dan dışarı atmak” dışında hiçbir politik önerisi ya da siyasi projesi olmayan AfD’nin, beyinleri nefretten taşlamış yöneticilerinin, kendilerine siyaseten en yakın buldukları ve her fırsatta “ülkeyi birlikte yönetmek istediklerini” vurguladıkları muhafazakârları fazlaca üzmek istemediklerini görüyoruz.

Faşistlerin parti ayağında tablo böyle. Partinin vatandaşa söyledikleri ile Parlamento içi davranışları taban taban zıt bir duruma işaret ediyor. Anlayacağınız yalanın biri bin para.

Emniyette durum vahim

Peki, giderek daha fazla aşırı sağcı ideolojinin etki alanına giren poliste durum nasıl? Geçenlerde Berlin polis teşkilatını kapsayan bir araştırma, çalışanlar içerisinde hiç de hafife alınmayacak miktarlarda aşırı sağcı görüşleri benimseyenlerin olduğunu ortaya koydu. Aslında temel sorun, ülke genelinde emniyet içerisindeki aşırı sağcı yapılanmalara ilişkin olarak üretilmiş sağlıklı rakamsal verilerin bulunmayışı. Ancak neonazi polisler çok rahat. Çünkü Hristiyan Birlik kanadından gelen İçişleri Bakanı Horst Seehofer aslanlar gibi arkalarında duruyor, onları koruyor ve kolluyor. Sol Parti Parlamento Grup Başkanı Dietmar Bartsch, Seehofer’ın bu tavrına yönelik olarak, “Seehofer, kafasını kuma gömdüğü sürece devlet yapısal sağcılığın üstesinden gelemez. İçişleri Bakanı bu devekuşu stratejisiyle vatandaşların güvenliğini tehlikeye atıyor” sözleriyle tepkisini gösterdi.
Neonazi polislerin; solcu politikacı, sivil toplum aktivisti, sanatçı, gazeteci ya da hukukçuya yönelik ölüm tehdidi içeren mektuplar postalayan neonazi terör çetelerine, bu kişilerin en özel bilgilerini servis ettiğine dair şüpheler giderek artıyor.

Daha birkaç gün önce neonazi polisleriyle meşhur Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti polis teşkilatında, WhatsApp gruplarından ırkçı paylaşımlar yaptığı belirlenen 29 polis görevden el çektirildi. Bu paylaşımlarda, küresel katil Adolf Hitler’in resimleri, gamalı haçlı bayraklar, mültecileri gaz odalarında gösteren animasyonlar vb. yer alıyordu ve daha neler neler…

Sonrasında politikacılardan hep aynı teraneleri dinliyoruz: “Utanç içindeyiz”, “Bunlara izin vermeyeceğiz”… Senden izin isteyen mi var kardeşim? Adamlar rahat rahat örgütlenip, rahat rahat çalışmalarını yapıyorlar. İnsanların en mahrem bilgileri bunlara bir “tık” uzaklıkta. İçişleri Bakanı Seehofer, ortaya çıkan bu kanserli vaziyete rağmen hâlâ polis teşkilatı içerisinde kapsamlı bir araştırma yapılmasına izin vermiyor. Gerekçesi ne peki? (Uzaktan) Bakan Seehofer, “Polis teşkilatı içerisinde ırkçı yapılanmalar kanunla yasak zaten” diyor. Polisler de bu yasağa harfiyen uyuyor belli ki. Senin bir yetkili olarak kanunun uygulanıp uygulanmadığını denetlemen gerekmiyor mu? Yakında bazı polisleri üzerinde SS armaları bulunan üniformalarıyla sokaklarda görürsek hiç şaşırmayacağız.

Ordu elden gidiyor

Gelelim “ordu” meselesine. Alman medyasında yer alan haberlerde, Askeri İstihbarat Teşkilatı’nın (MAD) aşırı sağcı askerlere yönelik soruşturmalarını önemli ölçüde genişlettiği bilgisi yer alıyor.

Alman Savunma Bakanlığı, MAD’in şu anda ordu içerisinde 712 şüpheli aşırı sağcılık vakasını incelemeye aldığını bildirdi. Rakamlar, Ağustos ve Eylül ayları arasında geçen 30 günlük sürede belirlenen neonazi asker sayısının 638’den 712’ye yükseldiğini yani neredeyse yüzde 10 civarında arttığını gösteriyor. Korkutucu bir istatistik.

Terör uzmanları, Alman ordusunda 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürülen aşırı sağcı örgütlenmelerin engellenmesine yönelik çalışmaların iyice gevşediğini iddia ediyor. Alman faşistlerin siyasi kanatta yer alan temsilcileri göz boyamak amacıyla daha ılımlı bir çizgi inşa etmeye çalışırken, ordu bünyesinde yuvalananların, siyasilerin bu çabalarına pek de destek vermedikleri görülüyor.

Bir zamanlar sokaklardaki neonazi çetelerinden birinin üyesi olan daha sonra orduya katılan eski asker Christian Weissgerber’in bir gazeteye verdiği röportaj belge niteliğinde. Weissgerber, başvuru yapar yapmaz orduya kabul edildiğini ve nazi sembolleriyle bezeli dövmelerinin kendisi için iyi birer referans olduğunu anlatıyor. Öyle ki Weissgerber’i asker alımı yapılan büroda görevlendiriyorlar. Weissgerber, askerler arasında yahudilerle ilgili anlatılan müstehcen fıkralar ve yapılan şakaların da bir hayli revaçta olduğunu söylüyor. Bununla birlikte çok sayıda ırkçılık kokan hareketin üst rütbeliler tarafından görmezden gelindiğine dair iddialar sıkça dile getiriliyor.

Polis ve orduda neonazi terör kliklerinin sayısının giderek artması siyasilerin bu işin üzerine yeterince gitmediğini zaten gösteriyor. Bunun için başkaca bir kanıt aramaya gerek yok. Bana göre asıl sıkıntı, ordu ya da polis içerisindeki neonazileri bilen ancak korktuğu için onları ihbar etmeyen ya da görmezden gelen diğer personelden kaynaklanıyor. Bazı siyasilerin desteğini arkasında hisseden neonaziler, içeride de ihbar edilme korkusu yaşamadıkları için kolayca örgütlenebiliyorlar.

Tüm bunlardan tek bir sonuç çıkıyor, Alman siyasiler, faşistler orduyu ve polisi kışla kışla, karakol karakol zapt ederken elleri ceplerinde seyredip, ıslık çalmışlar. Sorunun kontrol edilemez bir noktaya sürüklendiği şu halde dahi siyasilerden bu konuda keskin ve net bir söylem duyulmuyor.

Siyasi konjonktürde oluşan boşlukları iyi yakalayan aşırı sağ/neonazi hareketin, ordu ve polis ölçeğinde gerçekleşen hücre tipi faşist örgütlenmeleri de yakından ve ilgiyle takip ettiğinden eminim.

Derinleşen kapitalizm krizi beraberinde giderek yükselen jeopolitik ve ekonomik gerilimler, AB’nin sorunlara çözüm üretme kapasitesini giderek zayıflatıyor. Almanya’nın ivmelenerek devam eden bir şekilde ABD ile uluslararası piyasalarda rekabete sürüklenmesi de Atlantik ittifakının çatırdamasına neden oluyor. Bu tabloda Alman ordusu ve polisi, dünya ölçeğinde ve ulusal düzeyde savaşabilme kabiliyetine sahip zenofobik profesyonel katillere teslim ediliyor.

Yukarıda sözünü ettiğimiz gerilimleri omuzlayamayan toplumlarda militarizm en alt katmanlara kadar sirayet ediyor. Bugün neofaşizm dopingli militarizm, yerküre ölçeğinde bir sorun olarak karşımızda duruyor. AB’de birçok ülkede bu tip örneklere rastlamak mümkün. Zaman daralıyor.