Almanya’da, 2018 yılı siyasi anlamda oldukça sıkıntılı ve gergin geçti. Bu süre içerisinde merkez siyasetin tam anlamıyla çöküşüne, neofaşist parti Almanya için Alternatif’in (AfD) federal meclise yerleşmesine ve ülkenin tartışmasız hâkimi Başbakan Angela Merkel’in siyasi hayatının tükenişine şahit olduk.

Bununla birlikte daha pek çok önemli olay yaşandı. Bütün ülkenin faşizm algısını alt üst eden Chemnitz olayları ve futbolcu Mesut Özil’in, “bana ırkçılık yapıyorlar” iddiasıyla Alman milli takımını bırakması yine bu yıla damgasını vuran olaylardandı.

Die Zeit gazetesi, Almanların 2018 yılı içerisinde “Google”da en fazla hangi olaylara ilişkin arama yaptığını derlemiş. Habere göre, birinci sırada Türkiye var. Şaşırmayın. Almanlar, Gazeteci Deniz Yücel’in Türkiye periyoduyla epeyce yakından ilgilenmişler. Yücel’in, Türkiye’de tutuklanması, hapse konulması ve serbest kalmasına ilişkin haberleri kapsayan arama sayısı bu yılı açık ara önde tamamladı.

Mesut Özil’in Alman milli takımından ayrılması listeye yedinci sıradan girerken, Merkel’in flaş “CDU Genel Başkanlığı’ndan ayrılıyorum” kararı ise kendisine üçüncü sırada yer buldu. İkinci sırada ise ABD, Fransa ve İngiltere ordularının Suriye mevzilerine yönelik saldırısı yer aldı.

Almanya aslında 24 Eylül’deki seçimlerin ardından bir sonraki sabaha oldukça gergin bir şekilde uyandı. Merkez siyasetin lokomotif partileri Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) seçimlerden darmadağın olmuş bir halde çıktı. Hristiyan Birlik, büyük oy kaybına uğrarken, SPD tarihindeki en kötü sonucu alarak çöktü. SPD’nin erime süreci hız kaybetmeden devam ediyor.

Angela Merkel’in partisi seçimlerden ağır yaralı çıkmasına rağmen birincilik pozisyonunu koruyarak hükümeti kurma görevini aldı. Bana göre tam da bu noktada önemli bir detay var. Belki de Merkel’in daha fazla yıpranmadan görevi bırakması gerekiyordu ancak dünya neofaşistlerinin hamisi Trump’ın ABD’sinden boşalan küresel liderlik pozisyonu Almanların iştahını kabarttı. Merkel de bu hevesin büyüsüne kapılarak “devam” kararı aldı. Ancak kader ağlarını farklı bir yöne doğru örüyordu. İlk önce SPD ile oluşturulan büyük koalisyonda İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan CSU Lideri Horst Seehofer bombayı patlattı. Neofaşist/ırkçı partinin sadece göçmen düşmanlığı ve ırkçılık yaparak ülke genelinde milyonlarca muhafazakâr oyu kendisine çekmesi Seehofer’ı çok rahatsız etti. Atağa geçen Seehofer’ın göçmenlere yönelik Nazi Almanyası’nı aratmayacak önerileri ılımlı tutumuyla bilinen Merkel’e çarptı. Merkel, bu süreçte içi ‘koalisyonu bozarım’ tarzında boş tehditler savuran Seehofer ile uğraşırken, Chemnitz kentinde Küba asıllı bir Alman vatandaşının göçmenlerce öldürülmesi üzerine binlerce Neonazi sokaklara döküldü ve güpegündüz herkesin gözü önünde göçmen avı başlattı. Tam bu olaylar yatışıyor derken bu sefer ülkenin iç istihbaratından sorumlu olan Hans-Georg Maassen sahne aldı. Azılı bir neofaşist sempatizanı olan Maassen’in bir açıklamasında Chemnitz’deki faşistleri savunması ve Seehofer’ın bu ifadeleri sahiplenmesi siyasette sinirlerin iyice gerilmesine neden oldu.

Yeni bir dönem ve yeni politikalar

Peki Merkel’in finali nasıl oldu? Bavyera ve Hessen eyaletleri seçimlerinde yaşadıkları hezimetin ardından Merkel, partisinin genel başkanlığından ayrılmak istediğini söyledi ve AB’nin en güçlü ülkesi pozisyonunda bulunan Almanya’da bir dönem kapandı. Gerçi Merkel yasal süresi olan 2021 yılına kadar Başbakanlık görevine devam edecek ama dün medyaya yansıyan anketlerden, Almanların önemli bir bölümünün Merkel’in görevi hemen bırakmasını istediklerini öğrendik. Ezcümle, Merkel iç siyasette yaşanan istikrarsızlıklarla boğuşurken “küresel lider” pozisyonunu zorlayamadan erken final yapmak zorunda kaldı.

Almanya’da siyasi arenada 2018 yılı herkes için kötü geçmedi. Mesela, Yeşiller için güzel bir yıldı. Bir süredir Alman siyasetinde esamesi okunmayan Yeşiller, Bavyera ve Hessen eyaletlerinde tahminlerin üzerinde oy aldı. Anketler, Yeşiller’in şu anda ülkenin en büyük ikinci siyasi gücü haline geldiğini gösteriyor. SPD ise yüzde 20’nin altına inen oy oranıyla üçüncülük için neofaşist AfD ile yarışıyor.

Kanımca, Almanya siyasetinde bu yıl içerisinde başlayan ve gelecek yılı da etkileyecek olan en dramatik gelişme, Merkel’in vedasıyla birlikte yürütülmekte olan “uzlaşı ve anlayış” eksenli politik yolun artık terk edilmeye başlanması oldu. Bu transformasyonun yansımalarını 2019 yılı içerisinde daha fazla hissedeceğiz. Özellikle Almanya’da sığınmacı olarak bulunanların bu durumdan kötü etkileneceğini düşünüyorum. 2019, Neofaşist AfD’nin yarattığı ırkçı dalganın körüklediği zenofobinin şekillendireceği politikaların başat hale geleceği bir yıl olabilir.

Muhafazakârlar ve sosyal demokratlar, kuyruğuna takıldıkları neoliberal politikaların ortaya çıkardığı krizleri çözme gücüne ne yazık ki sahip değiller. Neoliberalizm, oy potansiyeli olan işçi ve emekçi sınıfını budarken ses çıkarmayan sosyal demokratlar için yeni yılın iyi şeylere sahne olacağını hiç sanmıyorum. Kimlik siyasetine sıkışıp kalan sosyal demokratlara haberi biz verelim; her seçimde oylarına talip olduğunuz o emekçi, işçi sınıfı yok artık aslan sosyal demokratlar. Neoliberal rezilliğe teşne olarak siz kendi bacağınıza sıktınız. Artık tek bir şansınız kaldı; ya yüzünüzü gerçek sol politikalara döneceksiniz ya da Alman sağcıların/faşistlerin aparatı olup yok olup gideceksiniz.

Özetle, Alman siyaseti 2018’den devraldığı krizler ve sıkıntılar eşliğinde yeni yıla giriyor. Temennim, Yeşiller ve Sol Parti için iyi bir yıl olması yönünde. Merkez siyasetin çökmesiyle kendisini faşist partinin kucağında bulan ve giderek eriyen işçi sınıfı için tek çıkış yolu yaşamı soldan kavrayan devrimci partilerin yükselmesidir. Almanya’da yükselecek sol dalganın diğer AB ülkelerinde de hatta Türkiye’de dahi etkili olacağını düşünüyorum.

2018’in bu son yazısında hepinize bolca umut yeşerteceğiniz, sağlık, mutluluk ve huzur içerisinde geçireceğiniz bir yıl diliyorum. Yeni yılda görüşmek üzere.