PolitikYol’un bu haftaki röportaj konuğu Metropoll Araştırma’nın sahibi Özer Sencar. Sencar ile Türkiye siyasetinin geldiği noktayı ve parlamentodaki partilerin durumunu konuştuk. Sencar’a göre Akşener’in başında olduğu bir MHP durumunda, AKP Başkanlık isteğini ve referandum ısrarını rafa kaldıracak. 

-Türkiye siyaseti Türkiye’nin tarihsel problemlerine çözüm üretmiyor ve üretmedikçe de çok ciddi olarak krizlere giriyor. Bugün Türkiye’de bir siyasal kriz olduğunu düşünüyor musunuz?

Siyasal kriz olduğunu söylemek doğru mu emin değilim. Çünkü parlamento çalışıyor, parlamentoda halkın oylarıyla gelmiş 317 milletvekili ile temsil edilen bir iktidar partisi ve üç tane de muhalefet partisi var. Dolayısıyla parlamento çalışıyor ve iktidar, hangi iktidar olursa olsun bu kadar yüksek bir milletvekili sayısına sahipse istediği yasaları çıkarabilir ve parlamentoyu aktif bir şekilde yönetebilir. Burada siyasal krizden ziyade belki iktidarın yönetim krizinden söz edebiliriz. Yani iktidar 15 yıldır ülkeyi yönetiyor ve en önemli üç konuda başlangıçta iyi götürmesine rağmen son 3-4 yılda inanılmaz bir şekilde başlangıç noktasının bile gerisine düştü. Bunlardan bir tanesi ekonomi. Son yıllarda ekonomi kötü gitmeye başladı. Ekonomik büyüme yeterli seviyeye ulaşamıyor,  işsizlik ve cari açık azalmıyor. Yani ekonomi iyi gitmiyor.

Dış politika ise bana göre cumhuriyet tarihinin en kötü yönetildiği alan haline dönüştü. Ben 1970’lerden bu yana Türkiye siyasetini takip eden birisiyim. Dış politikanın bu kadar kötü yönetildiği, bu kadar başarısız olduğu bir dönem hatırlamıyorum.

Bir diğeri, güvenlik konusunda da Güneydoğu’da Kürt sorununu sadece ordu ve silahla çözülür hale getirdiler. Başlatılan  çözüm süreci başarılı olamadığı gibi. terörün Türkiye’de tırmanmasına sebep oldu. Şu anda da terör, ancak  güvenlik güçlerine ordunun da fiilen katılması ile mücadele edilebilir hale geldi. Dolayısıyla ve kısaca bu verilerden ülkede bir yönetim krizi olduğunu söz edebiliriz.

-Kemal Karpat Hürriyet’teki bir söyleşisinde “Türkiye’de 250 yıllık süreçte bir orta sınıf oluştu ve bunlar ilk defa dünyadan kopma endişesi taşıyorlar. Dolayısıyla yüzde 50’lik bir kesim yeni bir parti arıyor.” dedi. Siz yüzde 50’lik böyle bir kesimin bir parti arayışında olduğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye 80 yıldır hatta bir asırdır Batı ile irtibatını arttırdı ve cumhuriyet döneminde de Batı’ya döndü. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında belki Ortadoğu ile temasını kesti ama 1950’li yıllardan bu yana hem Batı hem Ortadoğu ile ilişkisini birlikte götürmeye çalıştı. Ben ilk defa Batı ile ilişkilerin bu kadar koptuğu bir dönem görüyorum. Yani Avrupa Birliği’nin artık Türkiye Cumhuriyeti devletinin politikalarından tamamen kalktığını düşünüyorum. Görünüşte hala AB ile ilişkiler sürüyor gibi olsa da ben siyasal iktidarın AB hedefini başından beri çok ciddi tuttuğu kanaatinde değilim. Şimdi de bunu açıkça ifade ediyor ve Batı ile irtibatlar kopuyor.

Devletler dış politikada kendilerine has, özel ittifaklar kurabilirler. Batı ile irtibatınızı kesersiniz ya da zayıflatırsınız; Şanghay’la veya Ortadoğu ile bütünleşirsiniz. Bu bir siyasal tercihtir. Ama Türkiye şu an itibariyle Batı ile ilişkilerini zayıflatırken ne Şanghay’la ne Ortadoğu’yla ilişkilerini  tarihinin en zayıf dönemine dönüştürdü. Yani Türkiye sadece Batı’yla değil, Doğu ve Güney’le de bağlarını çok zayıflattı. Belki de Türkiye, cumhuriyet tarihi içerisinde hatta Osmanlı dönemi de dahil olmak üzere hiç bu kadar yalnız olmamıştı diye düşünüyorum. Tamamen kendi kendisini kapana kıstırmış bir ülke haline dönüştü. Bu Türkiye’deki mevcut siyasetin başarısızlığının, yönetemez oluşunun sonucudur. Bunu dış politikanın siyasal krizi olarak çok rahat tanımlayabiliriz.

Yüzde 50’nin partisini aradığını şu şekilde anlayabiliriz; gördüğümüz kadarıyla AK Parti içerisinde 10 puanlık bir kitle, yani 50 puanın 10 puanı, AK Parti ile önemli bir uyum sorunu yaşıyor. Ama hala ondan başka oy verecek bir yer olmadığını düşünüyor. Bu kitle AK Parti’ye oy veriyor ama oy vermesinin sebebi orayı benimsemesi değil, gideceği yer olmaması.

Diğer taraftan merkez sol ve milliyetçi muhalefette, temsil yeteneğinde ciddi bir yetersizlik sorununun yaşandığını söyleyebiliriz. Bu insanlar da hattı zatında kendi siyasi temsilcilerini yeterli bulmuyorlar. Yani bunların hepsini bir araya toplarsak Kemal Karpat’ın bahsettiği yüzde 50’ye ulaşılabilir. Ama biz yeni bir parti istiyor musunuz diye sorduğumuzda evet diyenlerin oranı giderek azalıyor ve şu an %16 civarında çıkıyor.

-İktidardan memnun olan parti kitlesi başkanlık veya partili  cumhurbaşkanlığı meselesine destek olacak mı? Siz bunun Türkiye’de hayata geçeceğini düşünüyor musunuz?

Bu konuyu aşağı yukarı her ay ölçüyoruz, soruyoruz. Özellikle yılbaşından bu yana başkanlığa destek, kararsızlar dağıtıldığında düzenli olarak her ay yarım ya da bir puan artarak yüzde 43’lerden yüzde 48’e kadar çıktı. Karşı olanların oranı da %57’lerden yüzde 52’lere indi. Dolayısıyla düzenli bir şekilde başkanlığa desteğin arttığını görüyoruz. Artışın en büyük kaynağı iktidar, kendi parti seçmenini giderek daha yüksek oranda ikna ediyor. İki ay önce AK Partililerin yüzde 80’i başkanlığı desteklerken, şimdi yüzde %85’e ulaştı. Yani AK Parti kendi seçmeninin %85’ini başkanlık konusunda  ikna etmiş durumda. Aynı şekilde Mayıs ayı itibariyle MHP’den yüzde 13, CHP’de yüzde 7, HDP’de yüzde 3’lük bir seçmen kitlesi başkanlık sistemini destekliyor ve bu aranlar artış eğilimi gösteriyor.

Şimdi,  AK Parti’de başkanlığı desteklemeyenler %10 iken , CHP’de başkanlığı destekleyenler %7. Normalde ne beklersiniz? CHP’nin tamamına yakınının  karşı olmasını beklersiniz. Şu anda bu rakam %90’ın altında seyrediyor. CHP kendi seçmenini bu konuda ikna etmekte başarılı değil.

MHP seçmeninin başkanlığa destek vermesi son derece doğaldır. Özellikle Güneydoğu’da PKK’ya yönelik operasyonlardan sonra nisana göre mayıs ayında MHP’li seçmenin başkanlığa desteği iki misli arttı, yüzde 7’yken yüzde 13’e çıktı. Haziran ayında çok daha yüksek olacağı anlaşılıyor. Dolayısıyla iktidar başkanlığa destek sağlama konusunda başarılı görünüyor. Muhalefet ise, ki MHP’yi ben muhalefet olarak telakki etmiyorum, CHP’nin başarılı olduğu söylenemez.

Buradan hareketle başkanlık için referanduma gidilse ne olur? Ben tam bıçak sırtında olduğunu düşünüyorum. “Bir referanduma gidilse kazanamaz.” diyemem. Ama şu an için kazanır demek de mümkün değil. Bıçak sırtı denen bu durumdur. Ama 1 yıl önce böyle değildi. Başkanlığa destek yüzde 35’lerdeydi. Birincisi kaotik ortam bunu destekliyor, ikincisi Tayyip Bey kendi seçmenini bu istikamette ikna ediyor.

-Bu durumda bir referandum ya da bir erken seçim olasılığı yüksek diyebilir miyiz?

Bunu belirleyecek tek faktör kanımca MHP’deki değişim. MHP’de mevcut yönetim, Devlet Bahçeli ve arkadaşları partiyi yönetmeye devam ederlerse; önümüzde yapılacak seçimli kongrede Bahçeli ve ekibi kazanırsa ya da muhalefetin yürüttüğü kongre sürece sonuçlanamazsa, o zaman ben Tayyip Bey’in uygun olan en yakın zamanda erken seçime gideceğini düşünüyorum. Çünkü Bahçeli, Tayyip Erdoğan için güvenilir birisi olma durumundan muhtemelen uzaklaştı. Çünkü Yargıtay’dan onay kararının çıktığı gün Bahçeli çıkıp “Biz başkanlık sistemine de partili başkanlık sistemine de karşıyız.” diye grup toplantısında konuştu. Siyasetçiler bir şeyi konuşur ve onu ertesi gün değiştirebilirler. Eğer Bahçeli, Tayyip Erdoğan’a bir referandum için güvence verirse o zaman referanduma gidilir. Tayyip Erdoğan buna güvenmezse uygulayacağı şey erken seçimdir. Ben açıkçası bir erken seçim bekliyorum çünkü böyle bir erken seçimde hem MHP’nin hem HDP’nin baraj riski olduğunu açıkça görüyoruz.

Eğer Meral Akşener ve ekibi MHP’nin başına geçerse o zaman Tayyip Erdoğan’ın yapacağı çok basit bir şey var; Akşener partinin başına geçtikten sonraki iki ay yaptıracağı ölçümlerle MHP’nin oyunun %18-20’ lere tırmandığını görürse başkanlıkla ilgili hem referandumu hem erken seçimi süresiz bir şekilde erteleyecek ve gündemden çekecektir. Ama bir şey söyleyeyim MHP’nin oyu bu kongre sürecine girdikten sonra her ay bir puan artıyor. Mesela Haziran ayında oyu yüzde 14’e çıktı, geçen ay 13’tü. Haziran ayı ölçümlerinde net olarak gördüğümüz şey şu; AKP’den bir puan net olarak MHP’ye kaymış. AKP yüzde 49’dan 48’e düşerken, MHP yüzde 13 ‘ten 14’e çıkmış. Partideki değişim rüzgarı MHP seçmeninde heyecanın artmasına sebep olmuş. Önümüzdeki bir yılda Türkiye’nin siyaset sahnesini değiştirecek, etkileyecek görünen odur ki tek faktör Meral Akşener’dir.

Kongrede ilginç bir şey oldu bunu insanlar fark etmediler ama muhalif liderlerden bir tanesi “ tüzükte bir çok şey değişti haberimiz olmadı.” Dedi. Bu kongreyi Meral Akşener’in yönettiğini ve lider olarak öne çıktığını gösteriyor.

-Yaptırdığınız araştırmalar sonucunda MHP’nin başına Akşener’in geçmesi durumunda AKP’den MHP’ye ne kadar oy kayabileceğini tahmin ediyorsunuz?

Bunu son üç-dört aydır ölçüyoruz, bu ay da beşinci defa ölçtük. “Meral Akşener’li bir MHP’ye oy verir misiniz?” diye sorduğumuzda yüzde 22,5 civarında bir oy potansiyeli görüyoruz. Bu potansiyeldir ve bu potansiyelin 6 puan civarında en büyük kısmı AKP’den geliyor. Ve bu üç aydır değişmedi, ne artıyor ne azalıyor. Meral Akşener MHP’nin başına geçtikten sonra daha büyük bir heyecan dalgası yaratabilir dolayısıyla bunu 6 puandan daha yukarı, 7’ye 8’e kadar çıkarabilir.

Yıllardır yaptığımız ölçümlerde şunu görüyoruz. AKP’nin 50 puanlık kitlesi içerisinde 10-12 puan civarında eskiden MHP’li olan seçmen kitlesi var. Mesela gençliğinde ülkücü militan olmuş , otuz yaşından sonra iş hayatına girmiş ve ekonomik sorunlar sebebiyle AKP’lileşmiş insanlar var. Ama hala onların içindeki MHP’lilik duygusunu koruyorlar.

-1 Kasım seçimlerinden sonra CHP’nin konumu için ne söyleyebilirsiniz?

CHP şu an konumunu koruyor. 1 Kasım seçimlerinden sonra yaptığımız yedi-sekiz araştırmada yüzde 24 ile yüzde 26 arasında, hiç değişmeden devam ediyor. 

Sosyal demokratların siyaset sahnesinde kolayca potansiyelini arttıracağı imkanlar var. Bunlardan en önemli biri CHP’li yerel yönetimlerin birbirine entegre edilmesi ve bunların başarısının teşvik edilmesidir. Burada parti genel merkezinin ciddi bir denetleme, yönlendirme ve teşvik etmesi politikası geliştirmelidir.  .

CHP’nin mevcut yerel yönetimleri çok büyük bir imkandır. Bunları iyi organize edip başarılarını arttırmak ve başarılı olanları takdim edip kamuoyuyla paylaşması gerekiyor. Anadolu’da, Batı’da üstün başarılı  belediye başkanları üretmesi gerekiyor. Bu sivrilen insanlar, diğerlerinin de yukarıya çekilmesini sağlar.

Ben CHP’nin sosyal demokrat kimliğinin daha ön plana çıkması ve sağdan transfer edilecek insanların değil, Türkiye’deki yüzde 35 civarındaki sosyal demokrat kitleye yönelecek politikalar ve söylemler geliştirmesinin kendi seçmen tabanında daha sahici bir etki yaratacağını düşünüyorum. Sağ’dan aktör taşımak yerine AKP’li, MHP’li ve HDP’li kitleye onların sorunlarının da  kendi sorunları gibi olduğunu ve gerekirse onların da haklarını da sonuna kadar savunacağı  inancını, güvencesini vermelidir.

Ben şuna kesinlikle inanıyorum Türkiye’de CHP’nin potansiyel oyu yüzde 25 değil, yüzde 35 civarındadır. Bunu ölçümlere dayanarak söylüyorum. Hala AK Parti’nin içinde kendini sosyal demokrat diye tanımlayan insanlar var. Sandığa gelmeyen küskünler var. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına kongreyle geçtiği ayı takip eden ay yaptığımız aylık araştırmada CHP’nin oyu %35’e yükselmişti. Ben bu oy potansiyelinin hala var olduğunu inanıyorum.