OVP’deki Yeşil Dönüşüm, Yeşil Tahviller ve Sürdürülebilir Büyüme …

Güldem Atabay
Güldem Atabay, Eylül 2014-2016 arasında Egeli & Co. Varlık Yönetim Şirketi’nde Araştırma ve Strateji Direktörü olarak görev yapan Atabay, yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile ofislerine ve kişilere portföy yönetimi, yatırım yönetimi, risk yönetimi ve danışmanlık hizmetleri sunmuştur. Halen, Egeli & Co. Enerji Yatırımları (EGCEY) ve Egeli & Co. Tarım Girişim (EGCYO)’de yönetim kurulu üyesidir. Daha önce UniCredit Menkul Değerler A.Ş.'nin Araştırma Bölüm Müdürü olarak Türkiye Ekonomistiydi; Ekspres Invest'te Baş Ekonomist ve Araştırma Departmanı Müdürü; Raymond James Securities'de Ekonomist; Ege Yatırım’da Ekonomist Global Menkul Kıymetler ve Karon Menkul Kıymetler Araştırma Departmanında Analist olarak çalıştı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde Yüksek Lisansını yaptı ve 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu. İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin öğretim görevlisi olarak zaman zaman İşletme Bölümü'nde Türkiye Ekonomisi dersleri vermektedir.

Ekonomik büyümeyi 2022 ötesinde sürdürülebilir kılmanın yolu iklim krizi ile mücadeleden geçiyor. Türkiye ise AKP’nin dar vizyonu nedeniyle imzacıları arasında olduğu Paris Anlaşması’nı onaylamadığı için dünyadaki değişimi uzaktan seyretmekten öteye geçemiyor.

Güldem Atabay

Dünya COVID-19’la beraber ikinci yılını tamamlamaya yakınken, küresel ekonomik toparlanma delta varyantı riski altında ivme kaybediyor. Son açıklanan ağustos ayına ait JP Morgan Küresel Bileşik Endeksi temmuzdaki 55,8’den ağustosta 52,6’ya gerileyerek son yedi ayın en düşük seviyesinde indi. Büyüme devam ediyor ancak yavaşlama da iyice belirgin hale geldi.

Verinin içinde gizli üç önemli nokta var. İlki ivme kaybının hem imalat ve hem de hizmet sektörlerinde olması. İkincisi, ABD ekonomisi büyümeye devam ederken küresel büyümenin kan kaybının merkezinde iki büyük Asya ekonomisinin varlığı: Japonya ve Çin’de PMI verisinin Ağustos’ta eksiye dönmüş olması bu iki ülkede daralmaya geçildiğini anlatıyor. Dikkatle izlenmesi gereken üçüncü nokta da küresel büyümedeki yavaşlamaya rağmen, enflasyon baskılarının artmaya devam edişi.

Delta varyantı bu gidişatın tek ve en önemli nedeni. Aşılamaya bağlı pandemi yasakları kalktı ancak dünyanın her gelişmiş ekonomisinde önemli sayıda insanı içeren bir grup, mevcut aşılara güven duymuyor; aşı olmuyor. Hastalık ve ölüm sayıları ağırlıkla aşı olmayan gruptan çıktıkça bu dalganın etkisinde uzak doğu ülkelerinde kısmi tecrit önlemleri yine devreye sokuluyor. Fakat özellikle Çin gibi dünyanın üretim merkezi olan bir ülkede delta varyantına bağlı aksamalar küresel ölçekte daha normalleşmemiş tedarik zinciri sorunlarını artırıyor. Diğer yandan aşılanan kesimin talebi artmaya devam ettikçe özellikle imalat sanayiinin üretime devam etmesi kaçınılmaz hale geliyor. İstihdam bulma sorunları da talebe rağmen üretimi yavaşlatıyor. Hepsi birleştiğinde, ortaya büyük olasılıkla küresel ekonomik büyümenin zirvesinden dönüşe fiyat artışlarının eşlik ettiği birkaç çeyrek çıkıyor.  Stagflasyon hakkında bir anda çokça makalenin dünya basınında yer alması işte bu yüzden.

Türkiye’nin ilk yedi ayda ihracat artışı yıllık %35’te. Turizmin kısmen hayata dönmesi ve artan ihracat gelirleri hem ekonomik büyümenin temellerini hem de cari açıktaki düşüşün nedeni olarak Türkiye ekonomisi açısından çok önemli. Bu ihracatın önemli bir kısmı Euro Bölgesi’ne yapılmakta.  Özetle delta varyantının AB tarafında ettikleri, AB ekonomisinin büyüme ve enflasyon yaratma hızı Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.

Delta varyantı her ülkede olduğu gibi AB tarafında da büyüme endişelerini beraberinde getirmekte.  Almanya ön sırada olmak üzere enflasyon yükselmeye devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası da ikisi arasına sıkışmışlığında teşvikleri geri çekmek ve çekmemek konusunda karar veremediği bir dönemden geçiyor.

Fakat AB nehrinin derinliklerinde bir başka damar daha var.

COVID-19’un ilk şokunun atlatılmaya başlandığı ve dünya liderlerinin yaşanan ekonomik şoktan çıkışta sadece para politikasıyla yol alamayacaklarını anladıkları gün, iklim krizi ile mücadeleyi pandemi sonrası büyümenin lokomotifi yapma kararı aldılar.  İklim krizinin nereye doğru şekillendiği IPCC raporları ve benzerleri ile uzun süredir bilinen bir gerçek. Hatta Türkiye dâhil 197 ülkenin imzaladığı 2015 Paris Anlaşması bu değişimin önemli köşe taşlarından bir tanesiydi.  Fakat gerekli yüz milyarlarca dolarlık fon temininde verilen sözlerin arkası şimdiye kadar dolmadı.

Şimdilerde iklim krizi ile mücadelenin bu kadar öne çıkmasına bir anlamda COVID-19 ön ayak oldu. Çünkü artık 2020’de pandemiyle %3,5 daralan dünya ekonomisinin baz etkisi ile 2021’de %5,6 civarında büyüme elde etmesinin ardından yeniden durağanlığa dönme riskini bertaraf etmenin başka yolu yok. Daha net bir ifade ile ekonomik büyümeyi 2022 ötesinde sürdürülebilir kılmanın yolu iklim krizi ile mücadeleye yönelik üretim biçimi değişimi, buna göre yatırım ve buna göre eğitim sistemi yaratmaktan geçiyor.

Türkiye, İran’dan sonra bölgede emisyon salınımı en yüksek ülke

Türkiye Paris Anlaşması’nda yer aldı, imzaladı. Hatta emisyon salımını %21 düşürmeyi vaat ettiği bir üç yıllık planı da var.  Ancak, her yıl salınan ve küresel ısınmaya neden olan gazların %1’ini üreterek İran’dan sonra bölgede ikinci sırada olan Türkiye, Paris Anlaşması’nı Meclis’te onaylamış değil. Emisyon düşürme planı uzmanlar tarafından gerçekçi bulunmuyor; her ülke bir plan sunarken eksik kalmamış olmak için yapılmış havası var. Bu konuda alınan kararlarda Paris Anlaşması’nı onaylamadığı için de söz hakkı yok.

2020 sonunda AB bölgesinin 2023 başında devreye gecikme olmadan sokacağı Karbon Sınır Vergisi Erdoğan hükümetinin tavrında bir miktar değişiklik yaratmış durumda. Bunu ilk defa 2022-2024 dönemini kapsayan OVP’ye Yeşil Dönüşüm ve finansmanı ile ilgili koyduğu bir paragraftan anlıyoruz.  Çünkü söz konusu karbon vergisinden şimdilerde ihracat rekoru kıran Türkiye reel sektörünün maddi kaybı çok büyük. Reel sektör üretimde net sıfır emisyon yaratacak yatırımlara zamanında girişmediğinden ürettiği malın AB pazarına girmesi için AB’ye her yıl yaklaşık 4 milyar dolar vergi ödeyecek. AB’nin topladığı bu vergi iddialı Yeşil Dönüşüm Projesi’nin finansmanları arasında önemli pay tutacak.  Şimdi Türkiye reel sektörü ya bu vergiyi her yıl ödeyecek, ya da bu vergiden kurtulmak için üretim biçimini fosil yakıtlara dayandırmaktan vazgeçecek ki bu da milyar doları aşan yatırım yapması demek.

Kömürden elektrik üretmeye devam edersek AB’ye vergi ödemek zorunda kalacağız

5 Eylül’de açıklanan Türkiye’nin Orta Vadeli Mali Planı’nda (OVP) ilk kez bir paragrafta Yeşil Dönüşüm’ün yer bulması işte bu yüzden.  Şimdiye kadar Paris Anlaşması’nın etrafında dolanmayı tercih eden AKP hükümeti, işin maliyeti önüne konunca reel sektörden de gelen yoğun destek talepleri karşısında artık gerekli değişimin yönetilmesi sorumluluğundan kaçacak alana sahip değil. Mevcut şekilde kömür ağırlıklı fosil yakıtlarla elektrik üretmeye devam ederse, reel sektör her yıl euro bazında büyük vergi ödemeleri yapmak zorunda kalacak.  Bankalar bu tür yatırımları finanse etmeyecek ve zaten CDS priminin yüksekliği nedeniyle dış finansman maliyetleri de yüksek olan reel sektör dış kaynak ihtiyacını daha da yüksek maliyetlere katlanarak karşılamak zorunda kalacak.

Anlaşmanın imzacısı ve dönüşümde kararlı olan AB ülkeleri için de karbon üretimini 2050’ye kadar net sıfır emisyona indirecek yatırım ve dönüşüm şart.  Bu tür altyapı yatırımları bir yandan ekonomilere giren büyük kamu harcamaları olarak büyümeyi sürekli hale getirecek, diğer yandan yeni bir alanda istihdam yaratılmasını sağlayacak.  Dünyayı kurtarması da işin bir güzel yanı.

Yeşil Dönüşüm finansmanında kullanılacak ülke tahvilleri 286 milyar euroya ulaşmış durumda.  Bu “etik” tahviller genellikle sendikasyon kredisi niteliğinde ve nispeten düşük faizli. Yeşil tahviller genellikle “greenium” adı verilen güçlü yatırımcı talebi göz önüne alındığında biraz daha düşük oranlar sunuyor. Listede, İtalya, Fransa, Almanya ve en son İspanya var. Sadece AB ülkeleri değil.  Örneğin Kolombiya, Şile, Gana, Hong Kong ve Benin de gelişmekte olan ülkeler olarak yeşil tahvil ihraçlarını bu yıl gerçekleştirecekler.  İngiltere de aynı tür tahvil satışını başarıyla yapan ülkelerden biri.

İspanya bu hafta ilk yeşil tahvilinden 5 milyar avro (5,9 milyar dolar) toplamaya hazırlanıyor. 20 yıl vadeli çıkacak bu tahvile talebin İtalya’nınkinde olduğu gibi satış miktarının 10 katına çıkması bekleniyor.

AB’nin pandemi sonrası büyüme için ayırdığı 800 milyar euronun %30’unun yeşil dönüşüme harcama taahhüdü bu pazarın yakında iyice büyüyeceği anlamına geliyor. Hatta Blok’un bu hafta yatırımcılarla yapacağı toplantı da merakla beklenmekte.

Yeşil tahvil pazarı, uygun finansman maliyetleri, uzun vadeleri ile 2023 yılında 1 trilyon dolar sınırını aşacak hesaplara göre.

Türkiye ise AKP’nin dar vizyonu nedeniyle imzacıları arasında olduğu Paris Anlaşması’nı onaylamadığı için, dünyada hızla yaşanan bu değişimi uzaktan seyretmekten öteye geçemiyor. OVP’de adı geçen Ne ve yapısal reform listesinde adı olup da ne zaman açıklanacağı belli olmayan Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nın detaylarını görmek gerekli. Fakat hepsinden önce Paris İklim Anlaşması’nın meclisten onayı gerekli.

 

Güldem Atabay
Güldem Atabay, Eylül 2014-2016 arasında Egeli & Co. Varlık Yönetim Şirketi’nde Araştırma ve Strateji Direktörü olarak görev yapan Atabay, yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile ofislerine ve kişilere portföy yönetimi, yatırım yönetimi, risk yönetimi ve danışmanlık hizmetleri sunmuştur. Halen, Egeli & Co. Enerji Yatırımları (EGCEY) ve Egeli & Co. Tarım Girişim (EGCYO)’de yönetim kurulu üyesidir. Daha önce UniCredit Menkul Değerler A.Ş.'nin Araştırma Bölüm Müdürü olarak Türkiye Ekonomistiydi; Ekspres Invest'te Baş Ekonomist ve Araştırma Departmanı Müdürü; Raymond James Securities'de Ekonomist; Ege Yatırım’da Ekonomist Global Menkul Kıymetler ve Karon Menkul Kıymetler Araştırma Departmanında Analist olarak çalıştı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü’nde Yüksek Lisansını yaptı ve 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu. İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin öğretim görevlisi olarak zaman zaman İşletme Bölümü'nde Türkiye Ekonomisi dersleri vermektedir.
- Reklam -
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
37,295TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da