Siyaset Bilimi Dersleri I = Devlet-Hükümet ayrımı

Siyaset biliminin giriş konularından birisi devleti tanımlamak ve modern devletin varoluş koşullarını özümsemektir. Devlet, çok kısa bir tanımla, belirgin bir iktidar yapısı tarafından yönetilen...

Örgütlü yalana karşı örgütlenmeliyiz

CHP’nin görevinden istifa eden bakan Berat Albayrak’ın akıbetini merakla(!) başlattığı “Bakan Nerede?”nin yerini alan “128 Milyar Dolar Nerede?” sorusu, siyasette gerçekten yeni bir dönem başlatmış görünüyor.

Bu soruya siyasi iktidar peş peşe gelen çelişkili açıklamalarla cevap vermeye çalıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yeni MB Başkanı Kavcıoğlu’na kadar hiç birinin yaptığı açıklama ne siyaseti ne de toplumu ikna etti.

Bu yüzden olsa gerek, CHP’nin soruya kamusal görünürlük sağlamak için il ve ilçe binalarına astığı pankartlar, anayasa ve yasalar hiçe sayılarak müdahale edilip kaldırıldı.

İktidar kanadından gelen bu keyfi müdahaleler, “128 Milyar Dolar Nerede?” sorusuna haklılığını bir kez daha ortaya koydu.

SİYASETTE YALAN

Bu sorudan duyulan rahatsızlık AK Parti’yi bu konuda bir animasyon hazırlamaya kadar götürdü. Önceden açıklanacağın gün ve saat verilen animasyonun başlığı: “Yalan Üretim Merkezi”.

Bu video ile siyasi iktidar, CHP’yi hedef almış görünüyor ama bilerek ya da bilmeyerek en çok kendini eleştiriyor. Bunun ne kadar farkındalar bilmiyoruz ama AK Parti, CHP’yi konumlandırmak istediği yere yani “yalan üretim merkezi”ne , kendini konumlanıyor.

Kamusal alanda siyasi, ahlaki ve moral üstünlüğünü kaybetmiş olmanın getirdiği doğal konumlama ister istemez bu oluyor.

Ama bu video bana “siyaset ve yalan”, “siyasette yalan”  kavramlarını düşünmeye itti.

Yalan siyasette haklı bir araç mıdır?

Yalansız bir siyaset mümkün müdür?

Siyaset ve yalanla ilgili soruları çoğaltmak mümkün.

Bu yüzyılda yaşamış ünlü siyaset felsefecisi Hannah Arendt yalanı, modern ve klasik olmak üzere ikiye ayırır. Yalanın türünü belirleyen ise devlet-toplum ilişkisinin gücü, siyasai alanın genişliği yani toplumsal/siyasal kültür ile doğrudan ilgilidir.

Batılı demokratik ülkelerde gerçeği, yalanlar ortadan kaldırmak zordur. Gerçek bir süre saklanabilir ama onun yerine yalan bir gerçeklik inşa edilemez. Yalan, gerçeği yok etmez, bir süreliğine gizler. Olayla ilgili kanıtlar yok edilmeye çalışsa da gerçeklerin izi sistem içinde hep var olur. Bu tür ülkelerdeki yalanlar klasik yalanlardır.

Buna karşı devlet-toplum ilişkisinde devletin çok güçlü, siyasetin alanın daraldığı, hukukun tarafsızlığını kaybettiği, yönetim otoriter ve totaliter öze sahip olduğu ülkelerde ise yalanlar moderndir. Kolay söylenir, örgütlüdür ve ortaya çıkarılması da güçtür.

Arendt’e göre tehlikeli olan modern yalandır. Çünkü, modern yalanda, yalan siyasal tüm alana yayılır ve bir süre sonra yalan söyleyen/ler bile artık neyin gerçek olduğunu bilemez.

Modern yalan yalan söyleyen/ler, gerçeği gizlemekle kalmaz, onun yerine bir yalan olduğunu bildiği bir gerçi inşa etmeye, üretmeye ve bunu elinde bulundurduğu tüm ideolojik aygıtlarla toplum empoze etmeye çalışır.

İnşa edilen, üretilen bu yalan gerçeklik çoğunlukla despotik bir öze sahip olur ve sorgulanması hoş karşılanmaz.

Bundan dolayı otoriter/totaliter yönetimler, denetleyemedikleri, baskı altına alamayacakları her güçten korkar ve nefret ederler.

Onlar için ideal olanı Arendt şöyle tanımlar; “Totaliler rejim için ideal kişi, davaya kendini kalpten adamış bir Nazi ya da komünist değildir. Gerçekle hayal ürünü arasındaki ve doğruyla yanlış arasındaki farkı artık önemsemeyen kişidir.”

Bu kişiler, iktidarın tanımladığı “makbul vatandaşlar”dır.

GERÇEK GİZLENİR AMA KAYBOLMAZ

İşte “128 Milyar Dolar Nerede?” sorusunun gücü de, “gerçek” olmasından, toplumu doğrudan ilgilendirmesinden gelmektedir.

Bu bağlamda Arendt’in sözü anlamlıdır; “Gerçekliğin bizi hiç ummadığımız şeylerle karşılaştırmak gibi rahatsız edici alışkanlığı vardır. (…) İkna ve şiddet hakikati yok edebilir ama yerini alamazlar.”

Siyaset ve yalanının bu kadar bu kadar iç içe geçtiği ülkemizde; siyaseti yalandan kurtaracak olan Arendt’in ifadesi

ile “hakikat anlatıcıları” yani tek tek bizlerizdir. Bu soru başta olmak üzere, gündelik hayatımızı ilgilendiren her konuda söz söylemek içinde olduğumuz koşullarda daha da önem kazanmaktadır. Kamusal alanda soru sormak, söz söylemek Arendt’in sözleriyle; “Herkesin önem derecesi ne olursa olsun her konuda yalan söylediği bir yerde hakikat anlatıcısı farkında olsun olmasın eylemde bulunmaya başlamış [demektir]; o da kendini siyasi işlere kaptırmıştır, zira hayatta kalması pek mümkün görünmemekle birlikte dünyayı değiştirme yönünde bir başlangıç yapmıştır.” yani aynı zamanda geleceğimize ve siyasete de sahip çıkma yolunda ilk adımı atmış olacaktır.

Unutmayalım ki, örgütlü yalan, ancak örgütlü bir gerçeklik arayışı bunun yapan hakikat anlatıcılarının çabasıyla ortadan kaldırabilir.

Kaynak:

Hannah Arendt, Siyasette Yalan, Sel Yayınevi.

Hannah Arendt, Geçmişle Gelecek Arasında, İletişim Yayınları.

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

SOSYAL MEDYA

13,554BeğenenlerBeğen
209TakipçilerTakip Et
30,665TakipçilerTakip Et
9,464AbonelerAbone

GÜNDEM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da