Kadınların dahil olduğu halkoyununa ‘halt oyunu’ diyen “öğretmen” vesile olmuş olsun, öğretmenliğin ne olup olmadığına bir kez daha bakalım. Öğretmenlik hakkında genellikle egemen tanımla ters düşmeyen, bundan ötürü de birbiriyle örtüşen herkesin bir yanıtı mevcut. Genel kabul gören öğretmen özelliklerinden biri de öğretmenin çocuğun annesi, babası, arkadaşı olması gerektiğidir. Eleştirel eğitimcilerin onaylamadığı bu yaklaşım, egemen eğitim anlayışında öğretmen sayılmanın ön koşulu gibidir.

Öğretmenin öğrencisini çocuğu gibi görmesi (ileri sınıflarda arkadaşlığa dönüşmesi istenir), dolaylı olarak devletin çocuk üzerindeki vesayetinin onaylanmasıdır. Öğretmen devleti temsil edendir. Devlet öğretmene anne/baba/arkadaş rolü verir ve sonunda asıl baba olarak karşınızda onu görürsünüz. Aile kendi rolünü devlete teslim etmenin rehavetindedir. (aile bunu güven olarak görür) Aile, karşılığında kültürel, dini, ahlaki, etik tercihlerinden vazgeçmiş, çocuğu üzerindeki haklarını devretmiş olur. Ailenin imza attığı bu devir sözleşmesinin tek maddesi vardır: Eti senin, kemiği benim! Kapalı köy toplumunu şehirleştirip meslek sahibi yapma, kısmen de olsa topluca özgürleştirme vadi ile maliyetini üstlendiği dönemde devlete teslim edilmiş çocuk üzerindeki hak, sevgi ve şefkati tükenmiş, üstelik de maliyeti aileye devredildiği günümüzde hâlâ devletin elinde bulunuyor.

Malatya Gazi Lisesi öğretmeni ve milyona yakın öğretmen kadrolu okul çalışanı, okuluna gelen her bir öğrenciyi kendi çocuğu gibi görüyor. Onlara göre farklı kültüre, inanışa, ahlaka, davranışa sahip çocuklar genellikle devlet tarafından telkin edilmiş formata uyarlanacak hatalı imalatlardır. Aslında hiçbiri Kürt, Ermeni, Rum, Arap değil; Türkçe konuşur Türkçe düşünür; hepsi Sünni Müslümandır; haliyle muktedirin onaylamadığı siyasi tercihlere ve kültürel değerlere sahip olamaz. Haklı olarak bu öğretmenler, bütün çocukları, varsa kendi çocuğuna yoksa tasavvur ettiği çocuk algısına dönüştürmenin misyonu olduğunu düşünüyor. Karaman’da çocuklara tecavüz eden öğretmen de dahil tümü, vazgeçemeyeceğiniz değerlere saldırırken çocuk üzerindeki sınırsız yetkisini kullanıyor.

Söz konusu öğretmenin ardında da insanların sahip olması gereken erdemlerin tek kaynağı olarak dini işaret eden devlet yöneticileri vardır. Dersini gülmenin kadını edepsizleştireceğini söyleyen siyasetçiden alan “öğretmen”i, kızların erkeklerle el ele, omuz omuza oynaması elbette çileden çıkarır.

İnsan, çocuğu üzerindeki hak ve sorumluluklarını (bu bir devlet de olsa) neden bir başkasına devreder? İnsanların dini, kültürel, ahlaki tercihlerinin değiştirilmesine ve tartışılmasına oldukça sert tepki verdiklerine bakacak olursak soruya verilecek tek mantıklı yanıt, çocuğun istikbalinin düşünülüyor olması. Basit anlatımla öğretmen, kendini aileden biri gibi düşünürse çocuklar arasında ayrım yapmaz, derslerinde başarılı olmasına özel önem verir diye düşünülüyor. Öğrenci de ha keza öğretmenine ailedeki biri gibi saygı duyar ve itaat eder. Yani öğretmenin öğrencisiyle, öğrencinin öğretmeniyle kanbağıyla bağlanmasının yararı düşünülür. Gerekçe buysa ister devlet olsun ister öğretmen, hiçbirinin bilgiyi parayla satmaması gerekir. Madem anne, baba, arkadaşız öyleyse neden bilgiyi parayla satıyorsun diye sormak gerekir.

Okul, Kuran kursu gibi herkesin kendi mezhebine uygun öğretilerin ezberlendiği yer değil; okulda evrensel bilgi öğretilir ve farklılıkların uyum içinde birlikte varlığını sürdürmesinin yolları gösterilir. Öğretmen de bu amaca hizmet edecek şekilde öğrencilerini aynılaştırıp gören değil, kendini öğrenci sayısı kadar farklılıklara uyarlayabilen kişidir. Bunu beceremeyenin okulda işi olmamalıdır.