İktisatçı yazar Mustafa Sönmez ile AKP’nin referandum sonrası siyasetini ve Başkanlığa karşı bir araya gelen “Hayır” cephesinin bundan sonraki yol haritasını konuştuk.

AKP nasıl bir sınıfsal kompozisyona dayanmaktadır ve bu kompozisyonda geçmişten bugüne nasıl bir süreç gelişti, herhangi bir kırılma olduğunu düşünüyor musunuz?

AKP, son tahlilde emeğin sermaye tarafından sömürüldüğü bir düzenin savunucusu olduğuna göre, onu da bir sermaye partisi olarak nitelendirebiliriz. Ancak, sermaye ve diğer sınıflar arasında dikine bir ayrım yaptığı da malum. Sermaye kesiminde  İslami karakterli bir burjuvaziyi kayırmakta, palazlandırmaktadır. Laik, Cumhuriyetçi ve kendi değerlerinden uzak gördüğü sermaye kesimini ise uzağında tutmak, bazı durumlarda biata zorlamak yolunu seçmektedir.

AKP’nin ana hedef İslomofaşist bir düzen kurmak olduğu için, bu desteği öteki sınıflardan , küçük üreticilerden,  özellikle emek sınıflarından da almaya çalışmakta ve sınıf bilincinen yoksun işçilerden oy desteği alarak, özünde onların aleyhine olan bir düzenin duvarlarını onlara taşıttığı tuğlalarla örmektedir.

AKP, din, ulus, cins kimlikleri üstünden bir saflaşma yaratmakta, Sünni islam, Türk, erkek egemen, homofobik bir kitleyi kendi safında isterken bu özellikte olmayan kitleleri ötekileştirmeye çalışmaktadır. Bu kutuplaştırma ile nihai hedefine ulaşma arzusundadır.

AKP’nin  içeride ve dışarıda izlediği çatışma siyaseti ve de yöntemi 2019’a kadar sürdürülebilir mi? Bu durum sermaye sınıfı açısından nasıl bir tehdit oluşturmaktadır ve büyük sermayenin AKP’ye karşı bir tavrı gelişir mi?

AKP, kutuplaştırıcı ve ötekileştirici tutumunu sürdürmek zorundadır. Hile, hurda ile ele geçirdiği yeni anayasal düzeni, aynı İslomafaşişst düzenin inşası yolunda hemen kullanmaya başlamıştır.

Yargıyı doğrudan kendisine bağlayan düzenleme, kendi başına en önemli adım olacaktır. 2019, 16 Nisan 2017 şartlarını geride bırakmıştır. Bundan sonraki seçim vb. düzenlerinin eşit, adil ,hilesiz şartlarda geçmesini beklemek ve ona göre eskinin kurgusuyla pozisyon almak büyük hatadır.

Büyük sermayeden TÜSİAD kastediliyorsa, onlar 16 Nisan referandumu öncesi açıktan bir tutum almadıkları gibi, yeni şartlar dahilinde de Tayyip Erdoğan ile çatışacak bir tavır içine girmeyecekler, kaderlerine razı , yeni şartlara uyum sağlamayı tercih edeceklerdir. Birçoğu kişisel ve kurumsal servetlerin yurt dışına taşıma gibi seçenekler de geliştirmektedirler.

Emek örgütleri ve mücadelesinin yeni dönem siyaseti ne tür söylem ve mücadele yöntemlerine dayanabilir?

“Hayır”da birleşen kitlelerin ortak mücadele ve direniş yöntemleri ne olabilir, ortaklaşma olmasa da kendi kulvarından yürütülen mücadeleler nasıl anti-faşist bir hedefte, demokratikleşme hedefinde buluşturulabilir, diye bakmak gerekir.

AKP’nin emek haklarına dönük saldırıları artacak ve artık oy kaygısı olmadığı için ellerini daha rahat hissedeceklerdir.

Kıdem tazminatı hakkını budama, her tür grev ve direnişi bastırma, örgütlülükleri dağıtma ya da biata zorlama, emek kesimine yöneltecekleri saldırılardan bazılarıdır. Bunlara karşı, tüm demokratik güçler olarak direnebilmenin araçlarını bulmak gerekir.