PolitikYol “Anayasa Tartışmaları” dosyasında öğretim görevlisi ve yazar Murat Sevinç ile yeni anayasa paketini ve başkanlık sistemi tartışmalarını konuştuk. Sevinç, AKP ve MHP tarafından ortak olarak getirilmek istenen anayasa değişikliğinin, sistem değil; rejim değişikliğini öngördüğünü vurguluyor. 

-AKP ve MHP’nin getirdiği Anayasa değişiklik paketini öncelikle bir yurttaş sonra da bu işin bilimsel olarak çalışan biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kişisel olarak bunun bir ‘anayasa değişikliği’ önerisi olup olmadığını dahi tartışabilirim. Bu ifademin yadırgatıcı olduğunun farkındayım. Şöyle açıklayayım. Türkiye’de hukukçular, Batı’daki bazı tartışmaların Türkiye’ye taşınması konusunda pek başarılı değiller. Türkiye hukuk fakültelerinde, kuşkusuz bazı derslerde adları geçse de, ‘doğal hukuk – pozitivist hukuk,’ ‘yasa ve hukukun bir aynı şey’ vs. olup olmadığı konularındaki birikim, eğitime yansıtılmıyor gibi. Hakkıyla yansıtılsa herhalde avukat, hâkim ve savcılarımız da biraz daha farklı olurdu. Bu insanlar Mars’ta yetişmediklerine göre!

Uzatmayacağım. Önümüze konulanın adı bir ‘anayasa değişikliği’ kuşkusuz. Ancak ‘türev iktidar,’ ‘asli iktidar’ yetkisi kullanabilir mi? Yani bu metnin ‘içeriğinin’ onun tanımlanmasında hiçbir belirleyiciliği yok mu? Pozitivist arkadaşlar bu düşünceyi çok uçuk bulacaklar kuşkusuz. Öyle mi? Peki, o zaman anayasa değişikliğiyle kölelik getirelim. Ne dersiniz, bu yapılabilir mi? Ya da örneğin tek bir maddeyi değiştirip ‘Sünni yurttaşlar, diğer mezhep mensuplarından üçte bir oranında az vergi öderler’ desek. Tek bir madde, rejim değişikliği sayılamaz mı? İlla ilk üç maddenin mi değişmesi gerekiyor? Peki, kurucu iktidar olmayan bir meclis çoğunluğu rejim değiştirebilir mi? Dolayısıyla bu sıradan bir anayasa değişikliği değil, Türkiye’nin bir asırlık parlamenter deneyimini ortadan kaldırmaya yönelik, kurucu iktidar yetkisi kullanmaktır. Adı ‘değişiklik’ olabilir; yaptığı ‘kuruculuk’tur. Sistemin en güçlü makamı, anayasa tarihimize tümüyle ters bir biçimde cumhurbaşkanı/başkan oluyor. Hem de öyle böyle bir güç değil. TBMM büyük ölçüde üvey evlat haline getiriliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin anayasal birikimi çöpe atılıyor. Bu metne bakıp ‘güçler ayrılığı sorunu’ çözüldü filan diyenler var. Haklılar aslında, tüm güçleri bir makama bağlamak da bir tür çözüm!

-Bir rejim değişiminden söz edilebilir mi?

Dediğim gibi, kesinlikle söz edilebilir. Sistem değişikliği başka, rejim yani ‘siyasal düzen’ değişikliği başka bir şeydir. Kuşkusuz siyasal düzen kavramı, anayasa metinlerini de içeren son derece kapsamlı bir kavram. Ancak öyle bir anayasa değişikliği yaparsınız ki, o bütüncül siyasal düzeni de allak bullak edersiniz. Unutmayın, Hitler Weimar Anayasası’nın 48. maddesine başvurup rejimi bir bütün olarak ele geçirmeyi başardı. Ülkeyi 13 yıl boyunca, kimi siyaset bilimcilerin ‘istisna hali’ dediği, kararnameler düzeni ile yönetti. Yeni bir anayasaya gerek duymadı. Başkaca örnekler de var. Şimdi Türkiye’nin önündeki değişiklik, anayasal sistemin tapusunu bir makama veriyor. O makamda kim olursa olsun, benzer sıkıntılar yaşanır. Başkan ile meclis aynı siyasal eğilimdeyse tek adam, farklı siyasal eğilimdeyse sürekli çatışma. Kuşkusuz müneccim değiliz, ancak bazı sorunları öngörmek için fal bakmaya da gerek yok sanırım.

-Tek kişiye indirgenen bir sistemin demokratik açıdan tartışmak ne kadar sağlıklıdır?

Sağlıklı olup olmaması bir yana, böyle bir şey ‘mümkün’ değil. Demokrasi sözcüğünün ‘fıtratına’ aykırı!

Bakın, anayasalar zor koşullarda yapılabilir. ABD Anayasası, Fransa’nın şu anda yürürlükte olan V. Cumhuriyet Anayasası, Almanların Savaş sonrası hazırladığı Temel Yasa vs. epey zor koşullarda yapılmıştı. Ancak söz konusu kurucuların temel bir derdi, o derdin kaynakları, çözüme yönelik ‘akılcı’ önerileri vardı ve ülke düşünülerek, geleceğe yönelik anayasalar yapıldı. Yöneticiliğin ya da kuruculuğun çok zor ve sorumluluk gerektiren yanı da bu zaten. Geleceği düşünerek ve yapılanın bir sözleşme olduğunu unutmadan anayasa yapmak, asıl mesele. Yıllar içinde her anayasada değişiklikler yapılır tabii ama bu değişikliklerin de ‘gerekli’ olması beklenir. Türkiye’nin sorunu parlamenter sistem değil ki, vazgeçilip başkanlığa geçiliyor. Üstelik ABD başkanlık sistemine benzemeyen, gerçekten ‘Türk tipi’ bir proje. Cumhurbaşkanı hâlihazırdaki anayasaya uymak yerine, kendi düşlerine uygun bir anayasa yapılmasını istiyor. Sorun bu. Ayrıca OHAL var ve memlekette yazan çizene, akademiye baskı herkesin malumu. Gazeteciler içeride. Tek bir muhalif basın organı kalmadı. Peki, neyi nasıl tartışacaksınız? TV’lerde yapılanın adı tartışma filan değil, kusura bakmasınlar, soytarılık. 2007 taslağını Özbudun hazırlamıştı. 2010 değişikliğini Türkiye’nin önde gelen yazarları, sanatçıları sahiplenip tanıttı. Şimdi kim var? Ne demokrasisi, hangi demokratik tartışma? Demokrasi kavramına bu kadar eziyet etmemek gerekir.

-Bu değişikliğe karşı siyasal ve toplumsal muhalefet nasıl bir konumlanma içinde olmalı?

Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. İnsanlar gölgelerinden dahi korkar haldeyken nasıl bir toplumsal muhalefet örgütlenebilir? Çokça kıpırtı, barışçıl yurttaş örgütlenmesi var tabii. Ama seslerini duyuramıyorlar. Sosyal medya çok önemli ancak hala en etkilisi TV ekranları sanırım. Eh Ahmet Hakan aracılığıyla mı toplumsal muhalefetin sesi duyulacak. Bunun için özgür medya ve kişilikli sermeye yani burjuvazi gerekir. Bizim medyamız tümüyle yandaş, burjuvazimiz asalak, devlet kayırması olmadan evlerinin yolunu bulamazlar. Maliyeci korkusundan gıklarını çıkaramıyorlar. Batı’dakini pek andırmayan bir sermaye sınıfı ve devlet başkanı öksürse canlı yayına geçen bir medya. Geriye sosyal medya kalıyor, o da ne kadar olursa artık. Tabii sosyal medyada da başınızı derde sokacak sözcüklerden uzak duracaksınız!

Siyasal alanda ise, üç dört yıldır ısrarla yazdığımı yineleyebilirim. Muhalefet partileri, irili ufaklı, dönemsel ittifaklar yapmalı. Seçimlerde ortak liste hazırlamalı ve halkoylamalarında birlikte hareket etmeli. Ardından herkes kendi yoluna bakar. Başka yolu yok bunun. Kırk kere seçime girseler, aynı sonuç çıkacak. İnsan bir süre sonra kendisini biraz aptal hissetmez mi? Bizimkiler hissetmiyor sanırım. Biri 50 bin diğeri 11 milyon oy aldığı ve iktidar olmadığı, hiçbir şeyi etkileyemediği için son derece mutlular. Başka yolu yok: Dönemsel, geçici ittifaklar. Burada en büyük pay CHP’ye düşüyor tabii. Hem toplumsal meşruiyetinin güçlü oluşu hem de oy oranı ve çatı olma potansiyeli taşıması nedeniyle. Ancak görebildiğim kadarıyla onlar hala ‘mahalleye gelince HDP’nin elini bırakalım, abim görmesin’ derdinde. Cumhurbaşkanı seçiminde Rıza Türmen’de değil de, MHP ile İhsanoğlu üzerinde uzlaşmaları da aynı kaygının sonucuydu. Türmen olsa daha az oy mu çıkacaktı? Sanmıyorum. Ben ittifak dışında başka yol göremiyorum. Ya da hep birlikte ikinci sağ parti kurulması için ‘sağ parti duasına’ çıkarlar Kocatepe’nin avlusunda; bu da bir yöntem.

-Bu yasanın geçeceğini düşünüyor musunuz? Geçtiğinde nasıl bir değişim yaşanacak?

Bilemiyorum. Üstelik onların da bildiklerini sanmıyorum. Çok büyük bir olasılıkla geçecek. Ancak halkoylamasında ne olacak, o güne dek neler yaşanacak Allah bilir. Siz biliyor musunuz? Halkoylamasında yüzde 60 çıkarsa şaşırmam. Buna mukabil yüzde 48 çıkarsa da şaşırmam. Türkiye’deki sessiz milyonların ne düşündüğünü bilmiyoruz. Anketlerin ne ölçüde yönlendirildiğini de bilmiyoruz. Eğer kabul edilir ve yürürlüğe girerse, fazlaca bir değişiklik olmayacağı kanısındayım. Yadırgamayın bu sözümü, hâlihazırdaki manzaraya ‘hukuksallık’ kazandırılmış olacak, hepsi bu. Türkiye’yi TBMM’nin ve hükümetin yönettiğini düşünüyorsanız, başka tabii. Kim yönetiyorsa, yönetmeye devam edecek; yalnızca adını koymuş olacaklar. Yani daha iyiye gidecek bir şey yok ortada. İstikrar, anayasa değişikliğiyle ilgili bir konu değil; hatta en son anayasa ile ilgili diyebilirim. Gözümüzün önünde Rus Büyükelçisi katledildi bir çevik kuvvet mensubu tarafından. Hala anayasa tartışıyorlar ya da tartıştırmaya çalışıyorlar. Trajikomik bir manzara bu…

Bu arada bir öneride bulunmak isterim. CHP, ‘35 maddede soru ve yanıt’ metni hazırlamış çok basit bir dille. İnternete koymuşlar. Eğer ne getirip götürdüğünü öğrenmek isteyen olursa, okumasını öneririm.