Haftanın dosyası bölümümüzde ikinci konuğumuz SHP eski Genel Başkanı, eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın ile Türkiye’nin üniter yapısının tarihsel süreçteki önemi ve parlamenter sistem hakkında konuştuk.

Türkiye’nin gündemi oldukça yoğun ama başkanlık tartışmaları bu gündem içerisinde ayrı bir yer tutuyor diye düşünmekteyiz. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Anayasa metinlerinin iki yanı vardır, biri haklar ve özgürlükler, diğeri ise devletin örgütlenme yapısı ile ilgili yanı. Galiba bütün devletlerin anayasasında durum bu şekildedir. Hak ve özgürlükler güvence altına alınır ve devletin örgütlenme yapısı tanımlanır. Toplumların devlete güveninin olmadığı ülkelerde ayrıntıya girmekte yarar vardır. Ama toplumlarda güven varsa o zaman ana hatlarıyla yazarsın. Türkiye dünyada güvenin en az olduğu ülkelerden birisi. Öteki ülkelerde, sadece gelişmiş ülkelerde değil, güven çok yüksek ve Türkiye’de vahim sayılabilecek derecede düşük. O nedenle de yurttaşlar güven faktörünün yetersizliği nedeniyle anayasa konusunda ayrıntı bekliyorlar. Devlet dediğimiz örgütlenme, üç gücün bir araya gelmesiyle oluşan yetkiler toplamıdır; yasama, yürütme ve yargı bir araya geliyor. Bu üç gücün “güçler ayrılığı” şeklinde örgütlenmesini beklememiz gerekir, bunun aksi demokrasi açısından derin sıkıntılar ve olumsuzluklar yaratır. Türkiye, siyasi rejimi üniter yapıya dayanan bir devlet. Siyasi irade, tek güç. Yerinden yönetim birimleri güçlendiriliyor ve güçlendirmeli. Avrupa Özerklik Şartı gibi siyasi metinler de burada kullanılabilir ama ben her ülkenin kendi gereksinmelerine göre tanımlama yapması gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle önümüze hangi hizmetlerin merkezden ve hangilerinin yerinden karşılanacağı şeklinde bir tartışma çıkıyor. Demokrasi açısından bu tartışmanın çok büyük bir ağırlığı var. CHP olarak, bu tartışmada öncü bir rol üstlenmeliyiz.

Ama il genel meclislerinin olması, büyükşehir belediyesi meclislerinin olması, ilçe belediye meclislerinin olması, köy idarelerinde idarelerinde ihtiyar heyetinin olması bir ayrı özerk yapının olması anlamına gelmez. İdari özerklik vardır, siyasi özerklik yoktur. İdari özerkliğin olması karar organlarının seçimle gelmesi ve o yapının ayrı, bağımsız bir bütçe sahibi olmasıyla açıklanır. Seçimle gelen karar organlarının kabul ettiği bir bütçe yapılıyorsa burada idari özerklik vardır. Siyasi olarak tek bir otorite vardır; üniter devlet, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Biz çok farklı etnik yapılardan oluşuyoruz, burası uygarlıkların beşiği ama biz hepimiz bir ulusuz. Bu ikisinin de doğal sonucu olarak toprak bütünlüğümüz var. Bizim barış ve huzur içinde yaşamamız için bizim rejimimiz ne olmalı? Sayın Erdoğan bir kaç kez, valilerin seçimle gelmesi gerektiğini konuşmalarında vurguladı. Bir siyasetçinin başkanlık rejimi ile ilgili ısrarını valiler de seçimle gelsin, ne olur ki açıklamasıyla birleştirdiğimizde ortaya üniter yapıdan federal yapıya geçiş görüntüsü ortaya çıkıyor. Bizim çevremiz Balkanlar, Sovyetler Birliği, Kafkaslar ve Ortadoğu’dan oluşuyor ve son 30-40 yıldır hep birlikte gördük ki böyle bir yapı olmazsa devletleri yaşatmıyor. Etrafımızdaki bütün sorunlara rağmen Türkiye üniter yapısıyla yaşadı ve ayakta kaldı. Bizim bu topraklarda barış ve huzur içinde yaşayabilmemiz için bu geçmişimizi göz ardı etmememiz lazım.

Şu anda mevcut bulunan parlamenter sistemin sıkıntılarını yaşıyor muyuz sizce?

Bence parlamenter sistemin de eksikleri, eleştirmemiz gereken yönleri var. İnsanların sırf etnik kimliği, ,inanç kimliği nedeniyle dışlandığı hegemonik bir yapıya izin vermemeliyiz. Sistemin sorunları budur ve bunlar giderilmelidir. Ama ben Türkiye’yi federal yapıya taşımanın doğru olmadığını düşünüyorum. Başkanlık rejiminin mutlaka federal yapıyı getirmesi gerekmiyor denilmekte ama işin pratiğinde bunu görüyoruz, Amerika’da da, Fransa’daki yarı başkanlıkta da aynısı var. Ama az önce bahsettiğim Erdoğan’ın valilik açıklamasında bunu yani federal yapıyı istediğini hissettiren açıklamaları var.

Peki sistem içerisindeki sorunları nasıl aşarız? 

Ben buradan hareketle Türkiye’nin siyasi partilerinin hem hak ve özgürlükler, hem de rejim konusunda yeni bir anayasa çalışmasına girmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizim CHP olarak da söylediğimiz bu; yeni bir anayasa çalışması. Ama ben başkanlık dayatmasını doğru bulmuyorum, bu dayatmayı kabul etmemiz mümkün olamaz. Önce bir örgütlenme tasarımın olmalı, Türkiye Cumhuriyeti devleti nasıl bir yapıda olmalı, kim hangi yetkileri kullanmalı, merkezi ve yerel yönetimler nasıl olmalı önce bunlar tartışılmalı. Osmanlı döneminde Tanzimat ile birlikte devlet yeniden tanımlanırken Fransa modeli esas alınmış. Fransa katı bir üniter yapıdan şimdi yetkilerini yaygın bir biçimde ülke genelinde kullanan bir yapıya geçmiş. Ben de bundan yanayım. Yerel yönetimlerin, yerinden yönetim birimlerinin güçlendirilmesinden yanayım. Bunlar tartışılmalı ve sonuçlar çıkarılmalı. 2023’e giderken yüz yıllık bir Cumhuriyet kendi deneyimini dikkate alarak, tüm bunları tartışarak yeni bir yapı ortaya koymalı. Tabii ki temel ilkeler var; üniter devlet yapısı ve ulus birliği bunların başında. Yani biz 82 anayasasının değiştirilmesi ve yeniden yapılandırılmasına açığız ama bunun başkanlık dayatması ile yapılmasının karşısındayız.

Erdoğan’ın başkanlık ısrarı hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıyorlar mı bilmiyorum, siyasi rejimleri yeterince biliyorlar mı onu da bilmiyorum. Bu yapıda valinin seçimle gelmesi söz konusu bile olamaz. Vali hükümetin temsilcisidir. 1864 bizim eyalet siteminden vilayet sistemine geçişimiz. O tarihten bu yana vali merkezin atadığı kişidir. Görev yaptığı sürece, devleti ve hükümeti temsil eder. Bunun seçimle gelmesi demek üniter yapının ortadan kalkması demektir. Başka bir siyasi otorite geliyor. Yani sadece TBMM değil, ayrı bir siyasi yapının varlığının kabulü demektir. Bu da üniter yapının dışına çıkılması ve federal yapıya geçilmesidir. Ya insanları kandırıyorsun, ya da ne istediğini bilmiyorsun.

Başkanlık sistemi ısrarında bulunan AKP’li siyasetçilerin kafalarında net bir model var diyebilir miyiz?

Türkiye’de başkanlık rejimini savunanlar neyi önerdiklerini ortaya koymadılar. Türk tipi diye bir ifade etrafta dolaşıyor ama bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Bütün bunlar anlatılmalı, tanımlanmalı. Ben bu tanımlamanın yapılmamasının bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. İnsanların kafasını karıştırıyorlar ve neyi tartıştığımızı bile bilmiyoruz, daha doğrusu tartışamıyoruz. Bu kasıtlı bir tercih. Sözcüklerin, kavramların peşine takılmak yerine tanımlama yapılmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin sistem tartışmalarındaki yeri nedir? 

Bizim birinci sınıf bir demokrasi ve etken, işlevsel bir devlet yapısı gibi bir isteğimiz ve dünyanın en ileri demokrasi standartlarını Türkiye’ye getirmek gibi bir arzumuz var. Bizim referanslarımız açık. Bunu yaparken de üniter devlet ve ulus birliği istiyoruz. Bunun değiştirilmesini öngören tekliflerin de karşısında duruyoruz. Anayasanın ilk dört maddesi değiştirilemez diyoruz. Biz neden bunu diyoruz? Çünkü bu yapı Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana bizi taşıdı. Bu ülkenin geleceği için bir şey isteniyor ve bu halka anlatılmıyor, tanıtılmıyor. Bir halka yapılabilecek en büyük yanlışlık budur.