Cumartesi saat 22.54’de 104 emekli amiralin yaptığı açıklama/bildiri, ülkede yeniden gereksiz bir tartışmanın başlamasına yol açtı.

Dahası başlayan bu tartışma, Türkiye’nin ana gündeminin önüne geçti.

Peki bu açıklamayı, iyi niyetle yazılmış bir uzman uyarısı mıdır yoksa bir bildiri midir yoksa tahdit mi?

Her şeyden önce bu bir bildiri değil, açıklamadır. Herhangi bir meslekten emekli olmuş kişilerin göreli olarak uzman oldukları konudaki hassasiyetlerini ortak bir metinle kamuoyuna paylaşmalarıdır.

İmzacıların emekli asker olması bu açıklamayı bildiri haline getirmez.

ÖZGÜRLÜK İHLALİDİR

“Cumhuriyetimizin temel nitelikleri tartışılamaz! Kanal İstanbul yapılamaz! Montrö tartışmaya açılamaz!” başlıklı açıklama, seçtiği muhatap (Yüce Türk Milleti), kullandıkları üstenci dil, yayınladığı saati bir kenara bıraktığımızda; seçilen konu hakkında uzmanların görüşlerini açıkladıkları bir metindir.

Kaldı ki, imzacıların bazıları davet edildikleri TV kanallarında bu ve benzer konulardaki görüşlerini defaatle ifade etmişlerdir. Buna iktidara yakın kanallar da dahildir.

Bu açıklamadan üç gün önce de benzer biçimde 126 eski büyükelçinin “Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi’yle” ilgili görüşlerini kamuoyuna açıklamışlardır. Emekli büyükelçilerin açıklamasına hiçbir tepki vermeyenler, emekli askerlerin açıklamasına neden tepki veriyor?

Sadece mesleklerinden dolayı son açıklamaya farklı bir muamele yapmak açık bir zorlamadan başka bir şey değildir.

Hele bu açıklamayı yazanların bir kısmı hakkında soruşturma başlatmak, gözaltına alarak ifadelerine başvurmak temel düşünce ve ifade özgürlüğünün yok sayılmasından başka bir şey değildir.

MAĞDURU OYNAMAK

Emekli askerlerin açıklamasını siyasi iktidar kendilerine yönelik bir tehdit olarak kabul edip, kamuoyunda bir kez daha “mağdur”u oynamayı tercih ettiler.

Nitekim gerek parti yetkililerinin açıklamaları gerekse yazılı ve görsel basında konunun ele alınışı bunun yansımasıdır.

Burada insanın aklına basit bir soru geliyor; bu açıklamayı hazırlayanlar bunun, siyaseten yaratacağı sonuçları düşünmemiş olabilirler mi?

Sanmam.

Gerek mesleki eğitimleri gerekse sahada, strateji, stratejik düşünme ile bu kadar içli dışlı olanların bu sonuçları öngörememiş olacağını düşünmek saflık olur.

Bu yüzden bu açıklamayı hazırlayanlar, bu sonuçları göz almış dahası bu sonucun doğmasını istemiş de olabilirler.

Bu açıdan, siyasi iktidarın bu açıklamadan zorlama bir tehdit algısı üzerinden toplumu manipüle etmesi belli ki imzacıların da tercihi.

Unutmayalım ki, bu açıklama siyasi iktidarın sahip olduğu ideolojik aygıtlar üzerine toplumu manipüle ederek; gerçek sorunların tartışılmasının önüne geçmiştir.

Türkiye’nin sorunları, yoksulluktur, enflasyondur, işsizliktir, aşısızlıktır.

Bu gündemi manipüle eden her siyasi adım, yapanlardan ve amaçlarından bağımsız olarak iktidarla ortak atılmıştır.

Diğer yandan bildiride imzası bulunan önemli isimler isimlerin siyasi iktidarın Doğu Akdeniz politikası başta olmak üzere ulusalcılık üzerinden iktidar politikalarına teorik açılımlar getirdiklerini de bir kenara not etmekte fayda var.

Son olarak bütün bu gerçekler ortada iken ne yazık ki, muhalefet de başarılı bir sınav verememiştir. Ne yazık ki Gara Operasyonu sonrasında yakaladığı iktidara mesafeli duruşu, soru soran tavrını koruyamamıştır.

Dahası bazı muhalefet milletvekillerinin kişisel açıklamaları da bu süreçte siyasi iktidara yaramıştır.

Sonuç olarak, siyasi iktidarın herhangi bir siyasi tercihine karşı olmak sadece farklı bir siyasi tercihtir. İktidarın siyasi tercihini eleştirmek de, eleştirenleri ne düşman, ne öteki ne de hain yapar.