Söyleşi: Dilara İlbuğa

Cumhuriyetin 94. yılı sebebiyle başlattığımız “Cumhuriyet” başlıklı dosyamızda Türkiye solu ve “Cumhuriyet” ilişkisini Metin Çulhaoğlu ile konuştuk.

Türkiye sosyalist hareketine ilkelerini yerine koyma, ülkeyi ve dünyayı değerlendirme açısından temel formasyonu cumhuriyetin kazandırdığını söyleyen Çulhaoğlu, Türkiye’de sosyalist hareketin üzerinden yürüdüğü pek çok alanın Cumhuriyet tarafından açıldığını ifade ediyor.

Türkiye sosyalist hareketinin “Kemalizm” eleştirilerini değerlendiren Çulhaoğlu, “Türkiye sosyalist hareketinin Kemalizm’den kurtulmak gibi bir gündemi yoktur ve olmamalıdır.” diyor.

-1923’ten AKP’nin iktidar olma sürecine kadar, cumhuriyet değerlerine ve ilkelerine yönelik müdahaleler oldu mu?

Cumhuriyetin temel ilkeleri konusunda temel bir mutabakat hep vardı. AKP’nin iktidara gelme sürecini ise ben sadece fikirler, ideolojiler dünyasında bir değişime bağlamıyorum. Yani bunu salt üst yapısal ideolojiler düzeyinde açıklamıyorum. Altyapı, Türkiye kapitalizmi artık geleneksel klasik Cumhuriyet temelinde kendini ve sermaye birikimini rahatlıkla sağlayamayacak duruma geldi. Cumhuriyetin kazanımları dediğimiz sosyal devlet, halkçılık, devletçilik, sermaye birikim süreçleri açısından bir yük, pranga haline geldi. Yani işin ideolojik yanı olsa bile ben temeli böyle değerlendiriyorum. Bunun başlangıcı ise 2002 değildir, bana göre kırılma 24 Ocak kararları ve ardından gelen 80 darbesidir ve ardından gelen Özal iktidarıdır. Bugün AKP’nin kökenlerini 24 Ocak kararları ve Özal’ın iktidarında bulabilirsiniz. AKP rejiminin eski kökenini işaret etmekle birlikte, bunun doğrusal uzantısı olduğunu söylemiyorum, daha fazla şeyler katmış, Cumhuriyet’e darbe vurmuştur iktidar olarak.

-AKP’nin bugünkü tavrını sürdürülebilir buluyor musunuz?

Türkiye kapitalizmi kendini ve birikim süreçlerini devam ettiremeyeceğini düşünüyor. AKP’nin bugün temsil ettiği olay sırf kendisiyle alakalı bir olay değil. Dünyanın pek çok yerinde Erdoğan’a benzeyen figürler var artık. Dünya kapitalizminin bu kaotik durumdan ve sağa yönelimden sonra yeniden bir dengeye oturup oturmayacağı ve bunun ne zaman olacağı konusunda kimsenin bir fikri yok. Dünya böyle olduğu sürece, AKP bu düzenin boşluklarına oynamaya devam edecek.

-IKBY referandumunu ve içerideki Kürt sorununu bu çerçevede nasıl açıklayabiliriz?

Bundan 15 sene öncesine baktığımızda, “Türkiye’nin önündeki en önemli sorun Kürt sorunudur” dendiğinde bu doğruydu, Türkiye ilk olarak bunu aşmalıydı. Artık bu konu gündemden düşmüştür. Çünkü Kürt sorununu da üst belirleyen ve onu bir yere koyan dünyada ve Türkiye’de çok önemli değişiklikler oldu. Artık “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur.” demek örtük olarak şu anlama geliyor; Türkiye Kürt sorununu çözerse yıldız olur, uçar gider. Artık bunu kimse diyemez. Kürt sorununun çözülmesini samimiyetle isteyen biri olarak, bu söylemi doğru bulmuyorum, çünkü artık o süreç geçti. Bu durum Kürt sorununun ağırlığı ve önemini asla azaltmaz. Türkiye’de aslında normal bir rejim olsa, uzun vadeli düşünen bir rejim olsa, Barzani’nin referandum işine açıkça karşı çıkmayalım diye düşünebilirdi. İsrail bir ucundan tuttu bu işin, biz de kuzeyden bir ucundan tutarsak bu bizim kendi içimizdeki Kürt sorunu açısından da bir mekanizma olabilirdi ama şu anda AKP uzun vadeli düşünebilecek durumda değil, anlık bakıyor. Sorun da buradan kaynaklanıyor.

-Peki Kürt siyasal hareketinin cumhuriyetle ilişkisine baktığımızda neler söyleyebiliriz?

Türkiye sol hareketi açısından, bizim AKP’ye kesinlikle karşı olan kesimlerimizle, makul ölçüler içerisinde hareket eden Kürt siyasi hareketi açısından görece de olsa bir yakınlaşma olursa bu Türkiye soluna çok şey kazandırır.

Klasik Kemalistler, “Biz bu ülkede Kürt halkının acılar çektiğini ve temel bazı haklarının ihlal edildiğini kabul ediyoruz” dediğinde, Kürt siyasi hareketi de “1923 Cumhuriyeti’ni bölme, parçalama gibi bir projemiz yok” dediğinde, bu iki taraf arasında bir yumuşama sağlar.

-Cumhuriyet ve Türkiye sosyalist hareketinin ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de elbette cumhuriyet ilan edilmeden önce de sol hareketler vardı ama bizim bildiğimiz anlamda belirli Marksist referansları olan, 1917 devrimine sıcak bakan bir sol hareketin şekillenmesi cumhuriyetin eseridir. Cumhuriyet “Haydi siz de bunu yapın.” dememiştir elbet ama Türkiye sosyalist hareketine ilkelerini yerine koyma, ülkeyi ve dünyayı değerlendirme açısından temel formasyonu cumhuriyet kazandırmıştır.

Kimilerine göre cumhuriyet komünistlerden kurtulma projesidir, kimilerine göre ise Ermenilerden Rumlardan kurtulma projesidir. Cumhuriyetin kurulması gibi nesnel bir olayı, şu veya bu beladan kurtulma gibi görmek tarih dışı ve absürttür. Türkiye’de sosyalist hareketin üzerinden yürüdüğü pek çok alan cumhuriyet tarafından açılmıştır. Bunu unutmamak lazım.

-Türkiye solu Kemalizm’den kurtulmadıkça hastalıklarından kurtulamayacak diyen pek çok kesim oldu zamanında.

Türkiye sosyalist hareketinin Kemalizm’le hesaplaşmasını 1960’ların ikinci yarısında tamamladığını düşünüyorum. Bir tek istisna vardır, o da İbrahim Kaypakkaya’dır. Türkiye sosyalist hareketinin Kemalizm’den kurtulmak gibi bir gündemi yoktur ve olmamalıdır. Ben bu gündemi yapay buluyorum. Gezi olaylarındaki resim çok net bir örnek. Dolayısıyla bu konunun gündemden düşeceğini düşünüyorum ki düşüyor da zaten.

-“İkinci Cumhuriyet” tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İkinci Cumhuriyet tartışmaları daha AKP ortada yokken, Özal’ın açtığı kapıdan bir takım eski solcuların geçmesiyle başladı. Bu liberal dediğimiz insanların yazdıklarına baktığımızda bu insanlarda bir sosyal Darwinist tavır olduğunu görürsünüz. Sosyal Darwinist derken şunu kastediyorum; “Türkiye nasıl başka ülkelerin üstüne basarak ilerler, daha iyiye gider.” Bu soldan devşirme liberallerde, “Türkiye Kürt sorununu çözer ve askeri vesayetten kurtulursa yükselir, yıldız olur.” görüşü vardı. Bu anlamda bize ikinci, yeni bir Cumhuriyet gerekiyor derlerdi. Etyen Mahçupyan da, Altan Tan da, Cengiz Çandar da bunu yazardı. Yukarıda söylediğim gibi, artık bu görüşün mümkün olduğunu düşünmüyorum.

-2019’a giden süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin bir normal bir cumhuriyet dönemine dönmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İki alternatif var, ya AKP’nin temsil ettiği rejim yamalarla kabul edilecek, ya da devrimci bir Cumhuriyet kurulacak. Ben merkez sağ bir iktidar gelecek ve restorasyon yapacak ihtimalinin doğru ve gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. Devrimci bir cumhuriyet için mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Metin Çulhaoğlu kimdir?

1947 yılında Balıkesir’de doğan Metin Çulhaoğlu, 1970 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi-İstatistik Bölümü’nden mezun oldu. 1968-1969 yıllarında ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü’nde yöneticilik yaptı. 1975’ten sonra ikinci Türkiye İşçi Partisi’nde görev aldı. 1975–1978 yılları arasında haftalık Yürüyüş dergisinde sırasıyla yazar, yazı işleri müdürü ve başyazar olarak görevler aldı. Türkiye İşçi Partisi 2. Kongresi’nde Yalçın Küçük, İlhan Akalın ve Mesut Odman (Odabaşı) gibi isimlerle birlikte ihraç edildi. İhraç edilen çevre Eylül 1979’da Sosyalist İktidar dergisini çıkarmaya başladı. Aylık olarak yayınlanan dergi toplam 11 sayı çıktı. Çulhaoğlu, bu derginin genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Derginin yayın hayatına 12 Eylül 1980 darbesiyle son verildi. Çulhaoğlu 1983–1986 yılları arasında cezaevinde kaldı.

1986 yılında Gelenek dergisi kolektifinin kuruluşunda yer aldı. Bu hareket daha sonra partileşerek Sosyalist Türkiye Partisi’ni kurmuştur. Çulhaoğlu 1993 yılında partiden ayrıldı ve bir grup yazarla birlikte Sosyalist Politika dergisini çıkarmaya başladı. Sırasıyla BSP ve ÖDP’nin kuruluşlarında yer aldı. 2001 yılında Sosyalist Politika grubuyla birlikte ÖDP’den ayrılarak, Gelenek hareketi ile yollarını yeniden birleştirdi ve Türkiye Komünist Partisi’ne katıldı. O tarihten itibaren, partinin Merkez Komitesi’nde görev aldı. Günlük gazetelerde (BirGün ve soL) köşe yazıları yazdı. 16 Ağustos 2014 tarihinden itibaren İleri Haber Portalı’nda, Salı ve Cumartesi günleri yazıları yayınlanmaktadır.

Çulhaoğlu, Türkiye Komünist Partisi’nde 2014 yılı Nisan ayında başlayan ayrışmanın ardından 12. Kongre’nin yanında yer alan Erkan Baş ve Kurtuluş Kılçer ile birlikte Halkın Türkiye Komünist Partisi’nin (HTKP) kuruluşunda yer aldı. HTKP’nin Merkez Komitesi üyesi olarak görevine devam etmektedir.

Metin Çulhaoğlu ile daha önce yaptığımız söyleşiler:

Metin Çulhaoğlu: AKP’nin cumhuriyetin yerine koymak istediği çerçeveye Türkiye’nin razı olması mümkün değil 

Cumhuriyet Dosyası’nda yayımlanan diğer yazılar:

Fatih Yaşlı: Cumhuriyet eleştirisi, islamcılara ya da muhafazakarlara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir

Prof. Dr. İlhan Tekeli: Türkiye’de gerilim üzerinden siyaset yapmanın kökeni Demokrat Parti’dedir 

Sina Akşin: Türkiye’nin tekrar Atatürkçü-devrimci çizgiye gelmesi lazım

Ahmet Say yazdı: Atatürk’ün Kültür Politikası kapsamında Türkiye’de müzik sanatının gelişimi