Bakara makaralaştırılmış” bir gençliğin idol belledikleri açısından mevzu eğer hicivse, “mezhebin bir hayli geniş olması” icap ederdi. Lakin değil, mevzu “üstünlük” iddiasındaki kibirli bir zihniyetin “medeniyetler çatışması” yaratma hırsı… 
Almanya ile hiciv krizinin özü şu: Bir tarafta memleketinde “Ananı da al git”i kanıksamış, tüm “edep” mefhumlarını tersyüz etmelerine karşın, biat kültürünün ululayıcıları… Öte tarafta “edep ve adaba” değer veren, düşünce ve ifade özgürlüğünü en üst değer sayanlar… Tartışma, ikincisini yenebileceğini sanan fıtratın kompleksli tabiatını ve zavallılığını sergilemekte.

Alman kültürünü fazla haiz değilim. Anglo- Sakson hicviyle haşır neşir olmuşlara Alman mizahı biraz “kaba saba” gelebilir. İngilizlerin bırakın mizah programları, dramaları bile taş gibi hiciv içerir. Şu sıralar “gömüldüğüm” dönem dizisi “Downton Abbey” İngiliz dilinin muhafazakâr bir döneme dair destansı anlatımının yanı sıra, hem aristokrasi hem işçi sınıfının en bel altı mevzuları nasıl zarafetle işlediğinin örneği. 
Hiciv dendi mi, bizim memleket de gayet “zengin”. Halk ve divan edebiyatımız,Sümbülzade Vehbi’den Neyzen Tevfik’e, Can Yücel’e uzanan hicivcilerimizde küfrün de bel altının da dik âlâsı var.

Dönelim Almanya ile krize… Nasıl patladığı, basit bir hakaret davası olmadığını anlamak için elzem. 
Mevzu 17 Mart’ta NDR televizyonundaki Extra 3 komedi şovunda ünlü şarkıcı Nena’nın 1984 tarihli şarkısı eşliğinde yayımlanan “Erdowie, Erdowo, Erdogan” (Erdo- nasıl, Erdo-nerede, Erdo-kuruntu) temalı video ile başladı. Türkiye liderinin israfları, basına ağır baskı, toplanma özgürlüğünün bastırılması, beğenilmeyen seçimin tekrarı, IŞİD yerine Kürtlerin vurulması temalı videoda, Merkel ve AB, sığınmacı anlaşması yüzünden “Ona paralarını ver, sana bir sığınmacı çadırı kursun” diye eleştiriliyordu. Pek az izlenen video, Türkiye’nin Almanya’ya verdiği nota ile patladı. Berlin notayı reddetti, düşünce ve ifade özgürlüğü vurgusuyla yanıt verdi. 
Demokrasilerde her siyasinin en ağır biçimde hedef olmaya katlanması âdet iken, bildik eleştirileri sıralamış bir videoya tahammülsüzlük, internet çağında “Straisandetkisi” yarattı. Milyonlarca insan “Erdowie, Erdowo, Erdogan”ı izleyiverdi! NDR Türkiye liderini “ayın çalışanı” bile seçti. Türkiye’yi 2000’e yakın insana hakaret davası açmış birinin yönettiği âlemi cihana maloldu.

İşte Jan Böhmermann vakası bu yüzden patladı. Daha önce Yunan Maliye Bakanı Varufakis’i Almanlara “orta parmak kaldırırken” gösteren sahte hiciv videosu yayımlamış olan Böhmermann, “Alın size hiciv ile hakaret arasındaki fark neymişgöstereyim. Hakaret ‘Erdowie, Erdowo, Erdogan’daki gibi değil, işte böyle olur.Alman yasalarına göre cezası da vardır” diyerek bugünkü davaya konu olan şiirini yayımladı. Kasten “hakaret, banallik, bel altı” neymiş gösterdi. Yani Türkiye’yi yöneten siyasal İslamcı zihniyetin “hoşgörüsüzlük” kültürüne aleni “savaş açtı”. Arkasının geleceği şüphesiz.

Dolayısıyla Merkel, 1871’de çıkarılmış “yabancı liderlere hakareti” yasaklayan “Majesteleri Yasası” uyarınca soruşturmaya izin verdi diye sevinmeyin. Belirttiği üzere, “kararı bağımsız yargı verecek” ve Böhmermann’ın suçlanması yahut ceza alması pek şüpheli. Merkel “Majesteleri Yasası”nı kaldıracaklarını da boşuna açıklamadı. 
Alman kamuoyunun motto’su artık, “Demokrasi karnesi iyi olsaydı zaten böyle ağır eleştirilere uğramazdı.” Mevzunun kasten banallik sergilenen bir şiir değil, “tahammülsüzlük üzerinden açılmış bir savaş” olduğunun idrakıyla Böhmermann’ı destekliyorlar. 
Avrupa sığınmacı krizinde çıkarları için anlaşmalar imzalar. Ama temel değerleri mevzu bahisken sizin biat kültürünüze “biat etmez”. Türkiye’deki gibi “mağduriyet” devşireceklerini sananlar varsa çok yanılır. Hele Alman yargısı aksi karar alırsa “atışserbest” olacak. Siz ona yanın.