Pazar, Eylül 25, 2022

Mahsa Amini’nin ardından: İslamofobi ve cennetlikler

Özgür Çoban
Özgür Çoban
Özgür Çoban, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Anadolu Ajansı'nda (AA) 13 yıl boyunca kent haberleri, çevre, siyasi parti ve parlamento muhabirliği görevlerinde bulundu. 2012 yılında AA'dan ayrılan Çoban, Güney Amerika'ya geçti. Arjantin ve Uruguay'da 1,5 yıl boyunca serbest gazeteci olarak çalışan Çoban, Türkiye'ye dönüşünde Habertürk Gazetesi'nde Haber Koordinatörü olarak çalıştı. Almanya'da gazeteciliğe devam eden Çoban, burada "Avrupa Birliği politikaları", "antisemitizm", "aşırı sağ" ve "neofaşizm" üzerine çalışıyor. Bu konularda Politikyol, BirGün ve Gazete Duvar'da yayımlanmış çok sayıda yazısı bulunan Çoban ayrıca, 5. Dünya Su Forumu Haber Ödülü ve Ankara Tabip Odası Haber Ödülü sahibi.

Bana göre “kadın önde yürüsün” diyen bir ideoloji ya da dinle, “kadının gelebileceği en yüce makam anneliktir/ev kadınlığıdır” cinsiyetçi savunusunu yapan bir diğeri arasında rahatlıkla kategorizasyon yapabiliriz. Mesele budur.

İnternete girmiş, oradan derlediği notlarla almış kalemi eline yazıyor babam yazıyor. “Avrupa şöyle islamofobik”, “dinimize böyle hakaret ediyorlar”, “caminin önünde domuz pişiriyorlar” vs… Hiçbir derinliği olmayan bu yazıları kaleme alanların bekledikleri övgü dolu cümleler ve alkışlar daha tavına gelmeden “pat” diye bir olay oluveriyor ve o içi boş yazı hak ettiği değere kavuşuveriyor. Kağıt üzerinde yan yana öylesine gelmiş bir kaç harf o kadar…

İslam dininin barışçıl ve hoşgörülü yanlarını yaza yaza bitiremeyenleri, İran’da başörtüsü takış şeklini beğenmeyen ahlâk polisleri tarafından dövülerek komaya sokulan ve ardından yoğun bakımda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Masha Amini’ye ilişkin bir iki kelime yazsalar da biz de alkışlasak. Zira onların deyişiyle o çok islamofobik Avrupa günlerdir bu konuyu konuşuyor, tartışıyor. İslamcı neandertaller tarafından katledilen genç kadının fotoğrafları her yerde milyonlarca kez paylaşıldı, paylaşılıyor. Ne kadar da haksız Avrupalı, kadına yönelik o şiddet sarmalına itiraz etmekte değil mi? Oysa ki siz zaten hepiniz cennetlik, bilgisayarlı tomografisini, röntgenini, uçağını, arabasını, telefonunu, ilacını kullandığınız diğer dinlerden olan kim varsa hepsi cehennemlik değil mi?

İslamcı/faşist rejimlerin üzerlerinden silindir gibi geçtiği kadınlar, bir nefeslik özgürlük için yaşamlarından oluyor. Faşizme ilişkin gerçekleştirilen monografik çalışmaların sayısının bir hayli fazla olmasına karşın, hüküm sürdüğü ülkelerde henüz tam olarak detaylarını bilemediğimiz, üzerinde fazlaca konuşulmayan çok sayıda karanlık uygulama olduğunu biliyoruz. Özellikle, ağırlıklı olarak “kadının” öznesi olduğu uygulamalar, bizi “faşizm ve kadın” teması üzerinde düşünmeye yönlendiriyor. Nitekim faşizm ve kadın ilişkisinin, meselenin karanlık taraflarından biri olduğuna inanıyorum.

Bana göre, kadınların “eşit ve özgür bireyler” olma mücadelelerine karşı gösterdikleri refleksler, ideolojileri sınıflandırmada en kullanışlı göstergeler arasında yer alıyor. Bu bakış açısına göre, bir din ya da ideoloji için “medeni/insanidir” ya da “medeni/insani değildir” sınıflandırmasını rahatlıkla yapabiliriz. Mesela, “toplumu kadın eliyle dizayn edelim, kadın önde yürüsün” diyen bir ideoloji ya da dinle, “kadın evde kalsın, 3 çocuk yapsın, kadının gelebileceği en yüce makam anneliktir/ev kadınlığıdır” cinsiyetçi savunusunu yapan bir diğer ideoloji ya da din arasında yukarıdaki kategorizasyonu rahatlıkla yapabiliriz diye düşünüyorum. Mesele budur.

Toplumsal cinsiyetçiliğin öğretilmiş kalıpları arasında sıkışıp kalmış kadınların nefes alabilecekleri alan giderek daralıyor. “Kadın doğursun, iyi bir anne olsun” tarzı cinsiyetçi savunular, net bir şekilde faşizmi tahkim edici ögeler olarak öne çıkıyor.

Mahsa Amini’ye ne oldu? İran’da topluma dini taassup dayatan ahlâk polisi tarafından gözaltına alındı. Kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. İnternette kafasına vurulduğunu ve ardından komaya girdiğini gösteren videolar paylaşılıyor.

İran makamları tarafından hazırlanan rapora göre, “Amini başörtüsünü belirlendiği ölçülerde takmamış. Amini, başörtüsünü ‘yanlış’ ve ‘islami olmayan şekilde’ takmış”… O zaman tabii ki genç kadını döverek komaya sokma hakkınız var, ihlaslı müslümanlar olarak. Çağıl çağıl hoşgörü, çağıl çağıl barış  akıyor…

İran polisinin insan hakları ihlallerini takip eden sosyal medya hizmeti 1500Taswir, genç kadının hastanede çekilmiş bir fotoğrafını paylaştı. Ağzındaki solunum tüpü ve yüzündeki morluklar bu fotoğrafta net bir şekilde görülebiliyor. İranlı ifade özgürlüğü aktivisti Hossein Ronaghi, sosyal medyasında Mahsa Amini’nin durumunun bir “kasıtlı suç” örneği olduğunu yazdı ve “başörtüsü takma bahanesiyle İranlı kadınların sistematik olarak baskı altına alınması suçtur” dedi.

Amini’nin islamcı neandertaller tarafından katledilmesi İran’da büyük öfke ve üzüntüye yol açtı. Basında çıkan haberlere göre, İran’ın kuzeybatısında bulunan Saghes kentindeki cenazeye binlerce kadın katıldı.  Protestoların ardından İran’da internet neredeyse sıfıra yakın bir şekilde kısıtlandı. Londra merkezli Netblocks kuruluşu, “Tahran’da önemli bir internet yavaşlaması kaydedildi” diye rapor geçti. Dedik ya internetten derleme yapıp, onu da “yazı” diye insanların önüne koyanların adına din dedikleri şeyin sosyolojik gerçekleri işte böyle yakasına yapışıyor.

Uzun yıllardır Avrupa’da yaşayan bir gazeteci olarak söylüyorum, “dinimiz şöyle barış dini”, “böyle hoşgörü dini” vb. cümleler bir değer ifade etmiyor. Entegrasyonun da işe yaramadığı, faşist partilerin oy patlamalarından anlaşılıyor.

Uzun yıllardır Avrupa’da yaşayan bir gazeteci olarak söylüyorum, “dinimiz şöyle barış dini”, “böyle hoşgörü dini” benzeri cümleler Avrupalılar nezdinde bir değer ifade etmiyor. Uzunca bir süre müslümanlarla “eşit kültürler” olarak bir arada yaşama seçeneğini zorlayan Avrupalılar, başarısız olan bu denemenin ardından rotayı zorunluluk içeren “entegrasyon”a boşuna kırmadılar. Karşılarında sürekli olarak kendisini, dinini ve kültürünü dayatan, yerleşik kültüre asla saygı duymayan, bir kitleyle mücadele etmenin başka bir yolunu bulamadılar.  Entegrasyonun da proje olarak bir işe yaramadığı, faşist patilerin yaptığı oy patlamalarından anlaşılıyor.

Terörist IŞİD’in kafa kesme görüntüleri, yine Fransa’da bir öğretmenin Hz. Muhammed’e hakaret ettiği iddiasıyla kafasının kesilerek öldürülmesi, İslamcıların bir standından Kur’an-ı Kerim almak isteyen bir Alman’ın, “Sen kafirsin senin paran pis” diyerek azarlanması, kent merkezlerinde kara çarşaflı kadınların “demokrasi isteriz” diye atarlanmaları, 7 yaşındaki kızının erkek çocuklarıyla aynı havuzda yüzme dersi almasını istemediği için dava açan baba, arabayla insanların arasına dalıp katliam yapanlar, aralarına aldıkları bir Danimarkalı’ya, “Artık bu ülke bizim. Siz çocuk yapamıyorsunuz çünkü hayvanlarla sevişiyorsunuz. Biz sürekli çoğalıyoruz. 5 yıl sonra burada çoğunluk olacağız ve sizi kovacağız” diye bağıran Pakistanlılar… Say say bitmiyor… Ondan sonra “Avrupa’da islamofobi varmış da dine durduk yere hiçbir neden yokken saldırıyorlarmış…”

Türkiye’de oturduğu yerden, alkış toplamak için internetten derlediği bilgilerle Avrupa’ya ilişkin sosyolojik tespitler kasanları çok dikkate almayın. Zira, yazının tümünde de vurgulamaya çalıştığım gibi bu islamofobi meselesi genel hatlarıyla salt Hristiyanların durduk yere, hiçbir neden yokken hissettikleri nefretle ilgili değil. O nefreti kendi çıkarları uğruna bile isteye köpürtenlerle de alakalı. Bu türden olaylar yaşandıkça en çok göçmen kökenlileri yerli halka karşı provoke ederek saldırtan islamcı odaklar  ile “ötekiler”e yönelik her türlü kaygı ve korkuyu köpürterek yerli halkı kendi saflarında mobilize etmeye çalışan Avrupalı faşistler mutlu oluyor. Zaten bu mutluluğu da gizleme gereği duymuyorlar ve üstü kapalı da olsa birbirlerine karşı duydukları minnettarlığı dile getiriyorlar. Ne de olsa İslamcı ya da Hristiyan tüm faşistlerin yaşayabilmek ve saflarını güçlendirebilmek için birbirlerine ihtiyaçları var.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Özgür Çoban
Özgür Çoban
Özgür Çoban, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Anadolu Ajansı'nda (AA) 13 yıl boyunca kent haberleri, çevre, siyasi parti ve parlamento muhabirliği görevlerinde bulundu. 2012 yılında AA'dan ayrılan Çoban, Güney Amerika'ya geçti. Arjantin ve Uruguay'da 1,5 yıl boyunca serbest gazeteci olarak çalışan Çoban, Türkiye'ye dönüşünde Habertürk Gazetesi'nde Haber Koordinatörü olarak çalıştı. Almanya'da gazeteciliğe devam eden Çoban, burada "Avrupa Birliği politikaları", "antisemitizm", "aşırı sağ" ve "neofaşizm" üzerine çalışıyor. Bu konularda Politikyol, BirGün ve Gazete Duvar'da yayımlanmış çok sayıda yazısı bulunan Çoban ayrıca, 5. Dünya Su Forumu Haber Ödülü ve Ankara Tabip Odası Haber Ödülü sahibi.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
50,361TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI