Pazar, Eylül 25, 2022

Mahmut Üstün yazdı | Yurtseverlik devrimi ve Kürt sorunu…

CHP tabanı da dahil sol taban, Kürt sorunun özgürlükçü ve yurtsever çözümüne en yakın ve bu sorunu çözmeye başlıca (belki de tek) adaydır. Son yirmi yıldır “ulusalcılık” adı verilen şovenizm virüsünün bu tabana ısrarla aşılanmak istenmesine karşın, bu olanağın hala çok güçlü olduğu düşüncesindeyim. Bu düşüncemin en büyük dayanağı ise sol tabanın yurtseverlik damarının milliyetçi/ulusalcı damara göre çok daha güçlü olmasıdır.

Kimi çevreler yurtseverlikle, milliyetçilik/ulusalcılık arasında -ilkinin daha utangaç bir şovenizm olması dışında- özsel bir farklılık olmadığını iddia etseler de, tarihsel/teorik açıdan ama özellikle de politik anlamda bu iki kavram arasında çok büyük farklar vardır. Kavramsal benzeşikliğe karşın, politik alanda bu kavramların yüzü/yönü ters istikametlere dönüktür.

Bugünkü yazıda Kürt sorununun çözümünü de eksen alan bir bakışla milliyetçilik, ulusalcılık ve yurtseverlik kavramları arasındaki farklılıklar üzerinde duracağım. Geçen haftaki yazıda yeni bir laiklik devrimine olan ihtiyaçtan söz etmiştim. Bugünkü yazı yeni bir yurtseverlik devrimi ihtiyacı üzerine olacak…

Yurtseverlikten Milliyetçiliğe Burjuva Devrimi…

Yurtseverlik ve milliyetçilik burjuva devrim sürecinin birbiriyle bağlantılı iki kavramıdır. İkisi de aynı amaca ulaşmak içindir. Ortak bir toprak parçası üzerinde ekonomik entegrasyon temeli üzerinde yükselen bir siyasal birlik yaratmak… Bu açıdan benzer olmak bir yana aynı sürecin parçası gibi gözükürler. Zamansal olarak yurtseverlik milliyetçilikten daha öncedir… Ama ikisi arasındaki fark, basit bir zaman farkı değildir. Yurtseverlik burjuva devrim sürecinin ilk ve en ileri seviyesinin, milliyetçilik ise devrimin oturması ve restorasyona uğraması sürecinin ürünüdür. Bu anlamda milliyetçilik burjuva devrimin kendi sınırlarını aşma eğiliminin durdurulmasının ve dahası geri çekilmesinin adıdır diyebiliriz. Tıpkı laiklik gibi yurtseverlik de kendi sınırlarını aşmaya başlayan bir toplumsal hareketin ürünüdür. Ve tıpkı laiklikten döngeri edildiği gibi yurtseverlikten de döngeri edilmiştir. Milliyetçilikle yurtseverlik bu anlamda birbirlerinden farklıdır. Milliyetçilik yurtseverlik değildir; yurtseverlikten döngeri edişin adıdır. “Yurtseverlik” ve “laiklik” teorik bakımdan kapitalizmin sınırları dahilindedir ama pratik/politik bakımdan ancak kapitalizmin sınırları zorlanarak, kapitalizmin dışına doğru bir hareketlenmeyle mümkündür.

Yurtseverlik…

Yurtseverlik biyolojik ya da kültürel anlamda etnikliğe, ya da şu ya da bu dinsel inanışa atıfta bulunmaz. Temel referansı aynı toprağı (vatanı) paylaşıyor olmaktır.  Aynı toprağı paylaşanlar hangi etnik ya da dinsel kimlikten olurlarsa olsunlar eşit haklara sahip yurttaşlardır. Etnik ya da dinsel bir referans üzerinde yükselmediği için yurtseverlik -bir ya da birkaç ortak resmi dil öngörmekle birlikte- hiçbir yurttaşa bir etniklik ya da tek dil dayatmasında bulunmaz. Hiç bir dini kayırmaz, her inanca eşit mesafededir… ‘Öteki’si yalnızca özgürlüğe düşman olan despot iktidarlar ve anayurdu işgal eden yabancı ordular/ülkelerdir. Savaşçı ya da fetihçi değildir. Anayurt savunması dışında savaşları meşru görmez. Bağımsızlıkçı ve barışçıdır. Evrensel kültür ve değerlerle barışıktır. Yurtseverlik burjuvazinin iktidara talip olduğu dönemin halkçı ve kapsayıcı ideolojisidir.

Milliyetçilik…

Milliyetçilik ise iktidara geçmiş burjuvazinin ideolojisidir. Burjuvazi iktidara geçtikten sonra ortak vatan eksenine dayalı bir anlayıştan etniklik ve dinsellik temelinde bir başka anlayışa yönelmiştir. Yani yurtseverlikten ve laiklikten milliyetçiliğe ve burjuva bir dindarlığa (buna protestanlaşma da diyebiliriz) yönelmiştir. Bu süreç geç kurtuluş/bağımsızlık savaşlarını da etkilemiş, ezilen toplumlar içinde bile milliyetçi anlayış en baştan egemen olmaya başlamıştır. Bu ikinciler reaksiyoner bir milliyetçilikle egemen milliyetçiliğe bir yanıt oluşturmaya çalışmıştır. Bu nedenle milliyetçilik yurtseverlik gibi halkçı bir temele değil -daha devletleşmeden bile-  devlet merkezli otoriter/dışlayıcı/hiyerarşik ve hükmedici bir karaktere sahip olmuştur.

Milliyetçilik halkın içindeki dinsel, etnik vb. ayrımları kullanarak bir yurttaşlar topluluğu olarak halkın ortaklaşmasını engellemeye çalışır. Kendi iktidarını sağlama almak için halkı ayrıştırmış ve halkın içindeki çoğunluk etniklik ile dinin kayırıcısı olmuştur.

Milliyetçilik devlet ve toplum arasında korkuya dayalı bir bağ kurmayı esas alır. Milliyetçiliğe göre devlet hem korkulması hem de iç ve dış düşmanlara karşı sığınılması gereken aşkın bir güçtür. Bu nedenle milliyetçiliğin içeride ve dışarıda çok sayıda düşmanı ve ötekisi vardır. Milliyetçilik ötekileştirici ve savaşçıdır. Yurtseverlikte yurttaş en temel değerken ve devlete mesafeli yaklaşım varken; milliyetçilikte devlet en temel değer halini alır ve yurttaşlık anlayışı büyük darbe alır. Devlet kutsallaştırılır/dinselleştirilir. Bu tür bir aşkınlaştırma yoluyla “yurttaş” ve devlet arasında itaat ve sadakatin en temel görev ve ilişki biçimi olduğu yeni bir tür “kulluk”, “müritlik” ilişkisi tesis edilir.

Ulusalcılık…

Ulusalcılık Türkiye’deki geç ve eksik uluslaşmanın türevidir. Türkiye’de de bağımsızlık savaşı ilk başlarda nisbi yurtsever karakter taşırken kısa bir süre sonra etnikliği ve dinselliği kendine temel dayanak haline dönüştürmüştür. Ne var ki güçlü bir burjuva temele sahip olamadığı için dinselliği dayanak yapması, bir tür kapitalist protestanlaşmaya zemin hazırlamasının yanı sıra, ortaçağ dininin yeniden canlanması ve güçlenmesi için de zemin oluşturmuştur. Bu ulusalcılığın ortaya çıkışındaki ilk faktördür. Ulusalcılık ortaçağ dindarlığına karşı bir tepkiyi ifade etmektedir.

Ulusalcılığın beslendiği ikinci unsur ise, küreselleşme süreci ile konumları sarsılan eski devlet unsurlarının olası bir dışlanma/ boşa çıkarılma riskine karşı duydukları reaksiyondur. Bu anlamda ulusalcılık ile milliyetçilik farkı, yurtseverlik ile milliyetçilik farkı gibi kapsayıcı ve yön farklılığı içeren nitelikte değildir. Bir yanda milliyetçilik ve ulusalcılığın diğer yanda ise yurtseverliğin bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sol taban ve yurtseverlik…

Türkiye’de kendini sol içerisinde tanımlayan kitlenin içerisinde Kürt sorunu konusunda zaman zaman düşmanlığa varabilen negatif bir tutumun varlığı yadsınamaz. Peki bu böyleyken, nasıl olmaktadır da sol tabanda hala yurtseverliğin baskın karakter olduğunu ve bu nedenle de Kürt sorununu çözme potansiyeline açık ara en fazla sahip olan kesimin bu taban olduğunu iddia etmekteyim?

Sol taban tek yönlü değil bütünlüklü ve çok yönlü analiz edildiğinde bu tabanın genel anlamda yabancı düşmanı olmadığını ve aksine evrensel değerlere çok yakın durduğunu gözlemlemek mümkündür. Bu tabanın temel motive edici unsuru etnik kimlik değildir. Tıpkı yurtseverlikte olduğu gibi bu kesimin de iki ana ‘öteki’si vardır. Birincisi din istismarına dayalı feodal despotizm ikincisi de bağımsızlık… Sol terminoloji ile söyleyecek olursak anti-feodalizm ve anti-emperyalizm… Bu iki unsur yurttaş kimliğinin ve yurtseverliğin temel nirengi noktalarıdır.

Sol tabana yönelik ulusalcılık aracılığıyla yapılan şovenleştirme operasyonu tam da bu iki ana unsur üzerinde çalışmaya özen göstermiştir. Kürt sorunu, hem bir gericilik/dinselleşme/feodalleşme ve hem de bağımsızlığı yok etmeye yönelik bir emperyalist saldırı olarak, yalnızca bu özellikleriyle bu kesimlere takdim edilmiştir. Sol tabanın yurtsever kimliğinin hassas noktaları çarpık bir tarzda istismar edilmiştir. Bu sürece tersinden müdahale edebilecek alternatif bir siyasal öznenin bulunmadığı ortamda bu çaba bir etki alanı da yaratmıştır.

Oysa soru “Ortak vatan, dış güçlerin soruna müdahalesine ortak karşıtlık, cumhuriyet, laiklik, emek eksenli siyaset paydalarında mutabık kalınmak kaydıyla Kürtlerin dil, kültür vb. alanlardaki haklarının tanınmasına ne dersiniz?” biçiminde ortaya konulduğunda aynı tabanın vereceği yanıt çok farklı olacaktı(r).

Kürt sorunu ve yurtseverlik…

Evet Kürt sorunu bu soru çerçevesinde ve yurtseverlik temel ekseninde çözümlenebilir.

Sol pozitivist ve liberal laiklik anlayışlarıyla arasına sınır koyarak toplumun önüne yeni bir toplumcu/halkçı laiklik programı ile çıktığında nasıl dindarından ateistine kadar en geniş kesimleri halkçı/ aydınlanmacı ve özgürlükçü bayrak altında toplamak şansına sahip olacaksa; milliyetçilik/ulusalcılık ile arasına sınır koyarak, kendini yeniden yurtseverlik temelinde tanımladığında da Kürt ve Türk en geniş halk kesimlerini eşitlik, özgürlük, aydınlanma, ortak vatan bayrağı altında toplayabilecektir.

Sonuç

Hem sol hem de tüm ülke açısından tek bir çıkış yolu vardır: İnsanları ortak emekçi kimlikleri ekseninde bir araya getirmeye dayalı; kimsenin kimseye din dayatamadığı ama herkesin inancını özgürce yaşadığı bir toplumcu/halkçı laiklik devrimi ve etnik/dinsel kimliklere değil ortak vatanı paylaşmaya referansla oluşturulacak yeni bir yurtseverlik devrimi…

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
50,389TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER