Cumartesi, Haziran 25, 2022

Mahmut Üstün yazdı | Türkiye’nin Suriye politikası: “Niyet neydi, akıbet ne oldu?” (2)

Arap ülkelerinde adeta domino etkisi yaratan ve Batı’da “Arap Baharı” olarak nitelenen halk ayaklanmaları, Türkiye ve Suriye ilişkilerindeki keskin dönüşümün de başlangıcını oluşturdu. Mısır, Tunus, Libya gibi ülkelerdeki eski rejimlerin çökmesi ve bu ülkeler de yeni iktidarların işbaşına gelmesine ve AKP’nin bu gelişmeler ışığında Ortadoğu politikasını yeniden revize etmesine neden oldu. Özellikle Müslüman Kardeşler örgütünün bu ayaklanmalarda oynadığı etkin rol, bu örgütün Mısır’da iktidarı ele geçirmesi, Türkiye’nin bölge liderliği amacına ulaşması için, yeni ve önemli bir şans olarak değerlendirildi.

SURİYE İLE KANLI BİTEN BALAYI…

Aynı dönemde Suriye’de de Müslüman Kardeşler Örgütü’nün etkin bir rol oynadığı toplumsal muhalefetin başlaması, AKP’nin Suriye politikasında köklü bir değişikliğe gitmesini tetikledi. Başta Müslüman kardeşler örgütü olmak üzere bir dizi İslami örgütün özel bir rol oynadığı halk ayaklanmasını desteklemek, amaca ulaşmak açısından daha tercih edilir bulundu. Suriye’de ki rejiminde, tıpkı Mısır, Tunus ve Libya’dakiler gibi uzun ömürlü olmayacağı ve üç beş ayda yıkılacağı, AKP iktidarında egemen beklentiydi. AKP bu politika değişikliğini, Suriye rejiminin halk muhalefetini sert askeri yöntemlerle bastırması, vaat ettiği reformları askıya alması olarak gerekçelendiriyordu. Fakat AKP’nin uluslararası ve yerli muhaliflerinde, AKP’deki bu politika değişikliğinin nedeni olarak bambaşka bir düşünce hakimdi. Bu çevreler bu politika değişikliğini, ABD çıkarları doğrultusunda bölgenin yeniden dizayn edilmesi ve yanı sıra Müslüman Kardeşler başta desteklenen İslami guruplar üzerinden AKP’nin bölgede neo- Osmanlıcı ve mezhep temelli bir hegemonya tesis etme çabası olarak değerlendirdi. AKP’nin bu hegemonya mücadelesinde Ortadoğu’daki mezhep çatışmalarını kışkırtan Sünni İslamcı politika izlediği eleştirisi aynı çevrelerce yoğun olarak dile getirildi.

AKP tarafından umulan olmadı. Suriye’de Esed rejimi bir türlü devrilemediği gibi, Mısır’da AKP müttefiki Mursi bir darbeyle devrildi. Her şey adeta yıldırım hızıyla AKP’yi içte ve dışta yalnızlaştırmaya başladı. Bölgesel liderlik iddiasından ve uluslararası arenada sempati duyulan bir iktidar olmaktan “değerli” yalnızlığa, “komşularla sıfır sorundan” “sorunsuz komşunun sıfırlanması”na doğru trajik bir dönüşümdü bu. Nihayetinde Suriye ve Ortadoğu politikası AKP’ye hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da hem de batı dünyasında ciddi bir prestij kaybettirdi.

STRATEJİK DERİNLİKTE YENİ RİSKLER…

Türkiye bu aşamadan sonra Esad’ı devirme amacından vazgeçmeden Suriye Politikasında PYD terör tehdidini önleme gerekçesini daha çok öne çıkarmaya başlamıştır. Bu konuya geçmeden önce bu aşamaya kadar izlenin politikanın Türkiye açısından hiçbir somut başarıya yol açtığı söylenemez ama içeride ve dışarıda ülkeyi çok daha kırılgan kılan yeni riskler üzerinde duralım:

  1. Suriye ile iç savaş, Suriye ile yapılan dış ticaretin sona ermesinin yanı sıra Suriye üzerinden diğer körfez ülkelerine yapılan ticaretin de olumsuz etkilenmesine yol açarak ekonomik kayıplara neden olmuştur.
  2. Suriye politikasındaki bu yön değişikliği Suriye’nin PKK politikasını da etkilemiştir. Hem PKK ile ideolojik özdeşliği olan PYD’nin Türkiye- Suriye sınırında geniş bir alanı kontrol eder hale gelmesi hem de Suriye’nin Türkiye’nin tavrına karşı PYD’ye alanı neredeyse gönüllü olarak bırakması, hem de bu nedenle PYD’nin Suriye rejimi ile en azından çatışma içine girmekten kaçınması Türkiye’nin Kürt sorununda elini zayıflatan gelişmeler olmuştur
  3. Her ne kadar Nusayri Aleviliği ile Anadolu Aleviliği arasında farklar olsa da, Türkiye Alevileri AKP’nin Suriye’ye yönelik politikasını Alevi karşıtı bir mezhepçilik olarak algılamışlardır. Dolayısıyla Türkiye’deki mezhepsel kutuplaşma daha da derinleşmiştir. 4.Bu politika milyonlarca Suriyelinin Türkiye sınırlarına akın etmesiyle büyük çapta bir mülteci sorununa neden oluşturmuştur

Türkiye ile Suriye arasında yaşanılan bu gerilimli ilişkilerin arttırdığı dış politika risklerine gelince:

  1. Bir süre önce Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine uyguladığı soft power politikalar dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kahraman, Türkiye’yi de örnek model olarak öne çıkarırken, Ortadoğu ve Suriye politikasındaki değişiklik, Türkiye’nin bölgede iç karışıklıkları kışkırtan, kendi hegemonyasını tesis etmeye çalışan olumsuz bir güç olarak algılanmaya ve tüm bölgede (Katar hariç) tümden yalnızlaşmasına neden olmuştur.
  2. Türkiye bu süreçte temel de ABD ve Batı ile müttefiklik ilişkisi çerçevesinde hareket etti. Ne var ki, Türkiye’nin Müslüman Kardeşler örgütünü ve başka bazı radikal İslamcı gruplarla telafi etmeye çalıştığına dair yaygın kanı ve kaygı, kendi müttefikleri tarafından da yer yer acık ve sert eleştirilere muhatap kalmasına neden olmuştur. Türkiye’nin kendi müttefikleri nezdinde de güvenilirliği azalmıştır.
  3. Suriye politikası (ve bu arada bir Rus uçağının düşürülmesi de) Türkiye’nin büyük iktisadi çıkarlara sahip olduğu Rusya, İran ve Irak merkezi yönetimiyle olan ilişkilerini riske atan sonuçları da beraberinde getirdi. Esat rejiminin varlığını kendi güvenlikleri açısından belirleyici önemde gören bu ülkeler, Türkiye’nin Suriye politikasını kendilerine de yönelik düşmanca bir saldırı kabul ettiler. Süreç boyunca Türkiye bu ülkelerle gerilimi kontrol altında tutmaya özen gösterdiyse de sonuç Türkiye’nin her ki egemen blok içinde güvenilmez bir müttefik olarak algılanması, iki egemen blok arasındaki hegemonya savaşında bir müttefikten ziyade araçsallaştırılan bir ülke pozisyonuna itilmesidir

(Devam edecek)

 

Mahmut Üstün yazdı | Türkiye’nin Suriye politikası: “Niyet neydi akıbet ne oldu?” (1)

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
47,835TakipçilerTakip Et
9,284AbonelerAbone

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER