Bu kez iktidar blokunun B planı da yetersiz kaldı. Ankara ve özellikle de İstanbul’da belediye başkanlığını kaybetmek iktidara büyük bir şok yaşattı. HDP’nin büyük ölçüde blok desteğiyle, muhalefet bu kez iktidarın hazırlıklarının üzerinde bir oy almış olmalı ki, B planlarına rağmen bu oy farkı seçim sonuçlarını etkileyecek bir düzeyde aşağıya çekilemedi. Zaman kazanmak ve C planını devreye sokmak için geçersiz oyları tümünü saydırdılar. Muhalefetin moralli, kararlı ve titiz sandık nöbeti sayesinde C planı da ancak kısmen işe yaradı ama sonuçlar yine değişmedi.

Şimdi ise bir D planı olarak seçimlerin yenilenmesini gündeme getirmekteler. Gerekçeleri ise seçimlerde çok organize bir usulsüzlük yapıldığı… Eğer muhalefet o kadar organize bir usulsüzlük yapma niyeti ve gücüne sahip olsaydı; her halde sadece belediye başkanlığıyla yetinmez, belediye meclislerinde azınlığa düşmeyecek bir sonucu da sandıktan çıkarırdı. Ama her nasılsa “organize usulsüzlük” tam da AKP’nin isteyebileceği, arzu edebileceği bir kıvamda kalmış…“Organize usulsüzlük ”iddiasının ne hukukla ne akılla bir ilgisi olmadığı aşikâr. Seçim sürecinin tümünde hukuk dışılık ve usulsüzlük adına ne yaşandıysa, bunların tümünün arkasında iktidar olduğu da gözle görülür açıklıkta.

İktidar mecburiyeti…

Seçim sonuçlarına bakan pek çok kimse bu sonuçları AKP’nin seçimle iktidardan gidebileceğinin göstergesi saydı. Hatta bu konuda “AKP’ye haksızlık etmişiz” türünden bir “özeleştirel” tavır sergiledi. Ama, AKP’nin kolaylıkla iktidardan gitmeye razı olmayacak “anormal” bir parti olduğu iddiası sürecin sonunda haklı çıktı. Eğer gelinen yerde artık AKP sandık sonuçlarına rıza göstermek zorunda kalsa bile, bu durum AKP’nin demokratik temayüllere uyma eğiliminden değil, denediği hiçbir planın karşılık bulmaması sayesinde “el mecbur” bir rıza olacağı besbelli.

Erdoğan, bir emir verir edasıyla “İstanbul’daki seçim sonuçlarını meşru görmediklerini ve seçimlerin yenilenmesi gerektiğini” söyledi. Belli ki AKP’nin D planı bu. Bu plan tutacak mı? Toplumda nasıl karşılık bulacak? Çok yakında hep birlikte göreceğiz.

Ama şu kesin ki hiçbir iradi müdahale, katakulli, nesnel siyasal eğilimi tersine çeviremez. Biraz geciktirebilir olsa olsa. Ve fakat her geciktirmenin geleceğe daha da ağırlaştırılmış bir faturayı miras bıraktığı da bir başka gerçek. AKP bu hayli  ağırlaşmış faturanın altında her geçen gün daha da eziliyor. Her atraksiyonu bumerang etkisiyle kendisine dönmeye başladı. Böylesi bir seçim yenileme hamlesinin de AKP’nin meşruiyetini onulmaz ağırlıkta zedeleyeceği kesin.

Peki YSK’nın Erdoğan’ın sözlerini bir talimat kabul ederek seçimlerin yenilenmesine karar vermesi durumunda muhalefet ne yapacak? Bir hazırlığı var mıdır? Önünde çok fazla bir seçenek yok…

Ya yenilenen seçimlere girecek ya da boykot edecek

Seçimlere girmesi her şeyden önce iktidarın bu keyfi, hukuksuz, anti demokratik, tavrına bir meşruluk alanı yaratacaktır. İktidarı bırakmama konusunda her türlü herzeyi yemeye niyetli bir iktidarın, tümüyle kendi denetiminde yapılan yeni bir seçimde yapabileceklerini hayal etmek hiç de zor değil. Zira bu ikinci seçimde de yenilmek ilk yenilgiye benzemeyecektir. Ortaya açık bir hezimet tablosu çıkaracaktır.

Muhalefet, sahnelenecek bütün katakullileri boşa çıkararak bu ikinci seçimi de alabilecek güç ve organizasyon kapasitesi ortaya koyabilir mi? Eğer böyle değilse, ki bence değildir, seçimlere girmeyi kabullenmesi baştan yenilmesi demek ve bu da AKP’nin meşruiyetinin tazelenmesi sonucunu doğurur.

Gelelim boykot taktiğine…

Türkiye’de seçimlere boykot taktiği adeta bazı çevrelerce değişmez bir folklorik davranış haline getirildi. Aslında ve doğrusu içi boşaltıldı.

Boykot iki durumda anlamlıdır. Biri tümüyle ilkesel bir durumdur. Plebisit/referandum gibi oylamalarda halk ikisi de aynı ya da birbirinden beter seçenekleri oylamaya zorlanıyorsa, bu durumda katılım düzeyi düşünülmeden salt ilkesel bir kaygıyla oylama boykot edilebilir…

İkincisi ve genelde konuşulan boykot taktiği ise siyasal/taktiksel ve ilkesel olanın üst üste düştüğü anlarda devreye sokulur. Genel planda halkın gözünde seçim sistemi meşruiyetini yitirmişse seçimler daha eşitlikçi ve demokratik bir temsil ilişkisi talebiyle boykot edilebilir. Tümden seçim sistemi meşruiyetini yitirmemiş ve/fakat bugün yaşanmakta olduğu gibi sadece gündemdeki tekil bir seçim meşruiyetini yitirmişse; verili iktidarı geriletmek ve hatta meşruiyetini tümüyle sarsmak için boykot taktiği yine çok etkili bir araç olarak kullanılabilir.

Eğer İstanbul seçimlerinin yenilenmesi doğrultusunda gayri hukuki ve meşru olmayan bir irade halka ve muhalefete dayatılırsa, işte o zaman her seçimde gerekli gereksiz tekrarlanan bu önemli taktik yöntemin bu kez gerçekten adına ve gücüne layık biçimde uygulanması şartları da oluşabilecektir.

Tam da bu noktada şu olgunun altını da özellikle çizmek gerekir. Bugün gündeme gelecek ola boykot spesifik bir seçime yönelik olacağı için, bu taktik ancak muhalefet bloku partilerinin ve/ya onlara rağmen tabanın böylesi bir boykota yığınsal katılımı koşullarında başarılı olabilir. Bu sağlanmadan girişilecek boykot taktiği tersine dönmeye, başarısız olmaya mahkumdur. İktidarın meşruiyetini ağır biçimde zedeleyecek düzeyde katılım olmadan yapılan bir boykot tam tersine iktidarın baskılarına meşruluk sağlar ve/fakat muhalefeti meşruluk sorunuyla yüz yüze bırakır.

Boykot taktiği ilk kez gerçekten ve siyasal bir sonuç yaratacak biçimde uygulanabilir bir seçenek olarak önümüzdedir. Bugünkü koşullarda çok geniş katılımlı bir boykotu hayata geçirme olanağı vardır; eğer saha analizleri de böylesi bir katılımın sağlanacağını ortaya koyuyorsa, boykot taktiği iktidarı “kafesteki tüyü yolunmuş ördeğe” dönüştürecektir.