AKP adım adım karşı devrim amacına ulaşmakta… Cumhuriyet rejiminin daha şimdiden yıkıldığını ve yeni bir rejime geçildiğini düşünenler de var. Bir anlamda halklılar ama  AKP’nin eski rejimi berheva etmek anlamında gösterdiği başarıyı yeni rejimi inşa etmek ve kesin bir zafere dönüştürmek konusunda gösterdiği söylenemez. Yıkıcılıkta gösterilen başarı kuruculukta gösterilemiyor. Bunun en önemli sebebi de  AKP’nin kitle tabanı anlamında sınırlarına ulaşmış olması. Siyasi başarısına rağmen kitle tabanının genişletemediği hatta erimeler meydana gelmeye başladığı görülüyor.

Yani tek güvence Cumhuriyet devrimi ve aydınlanma ilkeleri konusunda geri adım atmamakta direnen yüzde 50’lik bir kemik halk tabanını varlığı. Aslında bu taban çok daha geniş. AKP’nin bugünkü oyu yüzde 40 civarında… Bu yüzde 40’ın en az yüzde 10’nu da düşünce ve yaşam biçimi olarak AKP’nin anti cumhuriyetçi programına destek vermeyecek özelliklere sahip.

Peki nasıl oluyor da AKP buna rağmen bu denli başarılı olabildi?

Zira AKP dışındaki mevcut siyasi partiler kısmi çıkarlar adına anti cumhuriyetçi ve anti aydınlanmacı AKP’ye kolayca yancılık rolü oynayabiliyorlar.

Örneğin HDP’nin cumhuriyetçi ve aydınlanmacı bir parti olduğu konusunda hiç bir şüpheye yer yok… HDP’nin Cumhuriyetle ve aydınlanmayla bir derdi olmadığı gibi kendisi bir aydınlanma yaşayan ve Cumhuriyet arayışında olan bir kitleyi temsil eden bir parti. Ama bugünkü Cumhuriyet’le bir dertleri var. Zira bu cumhuriyet’te yeterince eşit temsil hakkına sahip olmadıklarını düşünüyorlar. Ki bence haklılar.

Ne var ki kendisine cumhuriyetçi diyen güçler, HDP ile eşitlikçi bir Cumhuriyet temelinde karşı devrime karşı ittifak arayışına gireceklerine,mevcut statükoyu korumak adına HDP’ye karşı anti Cumhuriyetçi ve anti aydınlanmacı AKP ile işbirliğine girmeyi tercih etmekteler.

HDP’ye gelince onlarda cumhuriyetçi kesimden gerekli desteği alamadıkları için ve  sırf  asıl amacına ulaşmak için pragmatist temelde “barış ve kardeşlik” teması kullanmakta diye AKP ile yan yana gözükerek karşı devrimin meşrulaşmasına hizmet edebildiler.

Liberallerin durumu çok daha içler acısı… Ama daha anlaşılabilir. Zira liberaller karşı devrim sürecinin bir parçası olmaya çok daha hevesli konumdaydılar. Liberaller için ABD başta emperyalist güçler ilericiliğin temsilcisidir ve onlar ne derse peşinden gitmek gerekir. Ve yaşanan karşı devrim cumhuriyet ve yurttaşlık fikrinin tümüyle altını oyan küresel bir olay. Bu mantıkla onlar da AKP’ye yancılık yaptılar ve bu karşı devrimi meşrulaştırıcı bir rol oynadılar. Liberaller bu karşı devrime değil,  Türkiye’nin küresel aktörlerle ilişkilerinin güvensiz ve istikrarsız hale gelmesine muhaliftirler.

İçlerinde en ahmakça davrananlar ise milliyetçi ve ulusalcılar çıktı…

Bir zamanlar liberalleri ve Kürtleri “AKP yardakçısı” olmakla suçlayan ve ateş püsküren bu  güruh bugün ikiyüzlü biçimde tornistan ederek, AKP yardakçısı konumuna gelmiş durumda… Önlerinde üstelik de apaçık bir deneyim var. Kürtlerin ve liberallerin hiç olmazsa böyle bir deneyimi yoktu. Dün AKP’nin “barış, kardeşlik ve açılım” mavrasına kanarak AKP’ye yanaşan Kürtlerin hepsi derdest edilmiş ve hapse tıkılmış durumda. Liberaller hakeza;  hala AKP yardakçılığı yapanlarının dışında kalanlarının hemen hepsi Kürtlerle birlikte ya da hapisteler ya da hapsedilme tehdidiyle yaşıyorlar.

AKP dün barış bayrağı sallayarak Kürtleri yanına çekip karşı devrimde mesafe aldı; özgürlük barağını sallayarak liberalleri yanına alıp karşı devrimde mesafe aldı; bugünde milliyetçilik bayrağını sallayarak bazı milliyetçi/ulusalcı güruhu yanına alıp Cumhuriyeti yıkma doğrultusunda adımlarını kararlı biçimde sürdürüyor.

Peki bu bir ahmaklık ya da hainlik mi?

Ahmaklık da var… Hainlik de… Ahmaklık şurada: böyle yaptıklarında AKP üzerinde etkili olacakları gibi bir halüsinasyon görüyorlar. Oysa AKP dönüşsüz bir yola girmiş durumda ve geriye dönüş köprüleri çoktan yıkılmış vaziyette…

Hainlik kısmı ise iki boyutlu biri mikro ve konjonktürel diğeri makro ve yapısal…  Mikro ve konjonktürel olanı; bazı parti liderlerinin koltuğunu korumak için  ya da koltuk elde etmek için AKP’ye yamanmış durumda olmalarıdır…  Taban ise bürokraside bazı mevki ve iş olanaklarıyla uyutulmaktadır. Makro ve yapısal olanı ise çok daha önemli ve işin bu boyutunda CHP de devreye giriyor… AKP’yi var eden ve hala bütün pürüzlere rağmen iktidarda tutan küresel ve yerli sermaye ile derin devlet ittifakıdır… Hepsinin ortak paydası neo liberal kapitalizm ve post modern kimlikçi ideolojidir. AKP ile esaslı biçimde hesaplaşmak tüm bunlarla araya kalın bir çizgi çizmekle mümkündür.İşte kimse bu çizgiyi aşmak istemediği ve karşı devrimin kendisine değil biçimine karşı çıktığı i için AKP ile etkili mücadele edemiyor ve hatta çok temel konularda kolaylıkla AKP yancısına dönüşebiliyor. Karşı devrimin Türkiye’nin kendi tarihinden beslenen yerel dinamikleri ise hem karşı devrimin Türkiye’deki tabanını hem de karşı devrime direnç gösteren tabanı karşılıklı olarak büyütmekte ve dirençli kılmaktadır.

Küresel sermayenin ve yerli sermayenin koruması altındaki  neo liberalizme/post modern kimlikçi ideolojiye ve derin devletin koruması altındaki statükoya karşı kararlı biçimde bir karşı duruş gösterilemediği için mevcut tüm partilerle taban arasındaki temsil krizi büyüyor. Bir dönem ehven-i şer olarak iktidara oy verme eğilimi başat olsa da, sonunda iktidar partisi ile taban arasında da temsil krizi de  giderek büyüyor…

Çünkü bu partilerin dincisi dindar değil,  milliyetçisi vatansever değil, sosyal demokratı halkçı değil… Hepsi neo liberal cukkacı ve rantçı… Post modern kimlikçi ideolojiyle beslenen bölücü partiler haline gelmiş durumda…

Yani işin özünde küresel planda yaşanan karşı devrimin kendisine itirazları yok. Bu karşı devrimin Türkiye’nin kendi özgün tarihinden kaynaklı aldığı biçimlere dönük tali bir itiraz söz konusu. Bu itirazın taliliği diğer partilerin AKP ile  uzlaşmasını kolaylaştırıyor…

O zaman sonuç ne mi oluyor? Eninde sonunda halk,  sağcısı ve solcusuyla, dindarı ve laikiyle, farklı etnik kimlikten unsurlarıyla hep birlikte  bütün bu siyasal kurumları aşarak ve hatta  hedefe koyarak siyasete bizzat el koyuyor…

Gezi böyleydi, Fransa ‘da Sarı Yelekliler de böyle… Ve öyle görülüyor ki yakın geleceği  bu tür ayaklanmalar belirleyecek…