Geçtiğimiz hafta Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Trump’ın 2015 tarihli Paris İklim Değişikliği Anlaşması’ndan çekilme kararı alması üzerine dünya kamuoyunda çevre sorunları ve küresel ısınma konusu yeniden gündeme geldi.

Hayatın keşmekeşi içinde insanlığımıza ve yaşadığımız dünyanın sorunlarına karşı pek bir duyarlılık sağlayamıyoruz. Bunun için mücadele eden çok az sayıda insana da burun kıvırıyoruz.

Kızılderili atasözünde de söylendiği gibi: “Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onu torunlarımızdan ödünç aldık.” Bize torunlarımızdan emanet olan dünyada içtiğimiz suyun tükendiğini, soluduğumuz havanın bozulduğunu; bize yiyecek sağlayan, Veysel’in sadık yari “kara toprağın” artık ürün vermemeye başlayabileceğini düşünmüyoruz.

Biz görmek istemesek de dünyamız yavaş yavaş bizim için yaşanamaz duruma geliyor. Bildiğimiz medeniyetin sonuna doğru yaklaşmaktayız. Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabıyla tanıdığımız Jared Diamond, en az onun kadar değerli bir kitabı olan Çöküş’te, medeniyetlerin nasıl çöktüğünü incelemektedir.

Çöküşten kastedilen; hatırı sayılır bir bölgede, uzunca bir dönem boyunca nüfus ve veya siyasi-ekonomik-sosyal yapıda meydana gelen esaslı küçülmelerdir.

Kitaba göre çevre dengesi üzerinde farklı derecelerde hasar yaratmış olsalar da eski toplumların yaşadıkları çevreye zarar vererek kendi geleceklerini kararttığı süreç, sekiz başlık altında incelenebilir:

  1. Ormansızlaşma ve yaşam alanlarının tahrip edilmesi
  2. Toprakla ilgili sorunlar
  3. Su yönetimi sorunları
  4. Aşırı avlanma
  5. Deniz ürünlerinin aşırı tüketimi
  6. İnsanın beraberinde getirdiği bitki ve hayvan türlerinin yerel türlere olan olumsuz etkisi
  7. İnsan nüfusunun aşırı artışı
  8. İnsanların her birinin yaşam ortamına getirdiği yükün artması.

Geçmiş toplumları çökerten bu başlıkların hepsini,  kapitalizmin aşırı kâr hırsıyla tüketim toplumunu oluşturması sonucu, son yüzyılda fazlası ile yaşamaktayız.

YENİ İNSAN GELDİ VE DÜNYAYI BİTİRİYOR

16 Ağustos 2015 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Ömer Madra’a ile yapılan söyleşisinden bir bölümünü dikkatimi çekmişti. Sizlere yeniden paylaşma ihtiyacı duydum. Yalçın Küçük’ün her zaman söylediği gibi tekrar iyi bir öğretme sanatıdır. Ömer Madra’ya göre:

“Bilim insanları şu anda içinde bulunduğumuz çağa andropozken çağı diyorlardı. İnsan etkisi çağı. Jeolojik çağlar binlerce yılın evriminden bahsederken şimdi 200 yıl içerisinde oluyor her şey. Kömürün bulunup çıkarılmasıyla beraber dünya artık bambaşka bir noktaya doğru gitmeye başladı. İlk defa tek bir tür, gezegenin bütün kimyasını ve atmosferini değiştirdi. Şimdi yeni bir terim var. Hiperandroposen çağı. Yani hiper yeni insan. Bu yeni insan geldi ve dünyayı bitiriyor.”

Görüldüğü gibi insanlığı hiç de iyi bir geleceğin beklemiyor, insanoğlu dünyayı tüketerek kendi sonunu da hazırlıyor.

Bu gidişe bir son vermek için devletlerin çevre konusunda bilinçli bir duyarlılık göstermesi ve hükümetlerin gerekli önlemleri alması gerekmektedir.

Bununla beraber sadece devletin konuya el atmaması yetmemektedir. “Büyük insanlık” biran önce bu konuya el atmalı bu tüketim toplumuna ve vahşi kapitalizme son vermeli, doğaya ve insana saygılı yeni bir düzen kurmalıdır.

NOT: Yazının başlığı Server Tanilli’nin bu konuyu da içinde barındıran kitabının kitabın adıdır.