Türkiye’de rejimin vidaları her geçen gün biraz daha sıkılmakta. Rejim, her şeyi Reis’in iki dudağı arasında bulunan yasama çoğunluğu, yine tümüyle Reis’in emrindeki yürütmesiyle, nihayet yandaşlığı her gün artan, tepeden tırnağa hallaç pamuğu gibi atılan yargısıyla vatandaşı boğan cendereyi sıkıştırmakta. Bu durumda kimi iyimserler, rejimi hâlâ otoriter olarak nitelemekte, oysa tek adamcı totaliter rejim çoktan ceberutluk sınırını aşmış bulunmakta. Otoriter baskıcı rejimin çok ötesindeki totaliter rejimlerde, iktidara boyun eğmek, onu herhangi bir alanda eleştirmekten sakınmak yetmez, aynı zamanda beşikten mezara tüm bir ömür, bütün ayrıntılarıyla, hükümranın rotasına uymak zorunluluğu da vardır. Kime oy vereceğini, siyasi iktidara nasıl boyun eğeceğini dayatmayla yetinen, bunun dışında yurttaşa belirli bir hareket alanı tanıyan otoriter rejimin tersine, totaliter rejim, yurttaşın ne yeyip ne içeceğinden, ne giyeceğine, nasıl hareket edeceğine, nasıl flört edeceğine, nasıl sevişeceğine, nasıl doğuracağına kadar her alanda tam bir “bir örnekteliği” dayatır.

***

Otoriter rejimin yurttaşı tam anlamıyla özgür değildir, siyasal iktidarın denetlenmesi, toplumsal yaşamın kurallarının saptanması konusunda söz hakkına sahip olmayan bir esirdir ama yine de bazı alanlarda tercih hakları tasarruf yetkisi olan bireye dönüşme imkânına, örneğin kendi bedeni üzerinde tasarruf hakkına sahiptir. Totaliter rejimlerde ise, esaret yetmez, bireyin de silinmesi, yurttaşın, yaşamın her alanında tepeden dayatılanla uyum içindeki sürünün bir parçası olması gerekir. Onun hiçbir alanda, hatta kendi bedeni üzerinde bile tasarruf ve tercih hakkı yoktur. Toplumsal “bir örnekteliğe” uymayan “öteki”dir. Ötekinin de var olma, yaşama hakkı yoktur, totaliter toplumda. Muhalife karşı, yasal, yargısal ve idari yaptırımlar uygulayan totaliter devlet “öteki”ne, karşı resmen tarafsızmış gibi görünür, bütün totaliter yanına karşın, yine bazı özgürlük alanları bırakıyormuş izlenimi yaratacak şekilde davranır.

***

Aslında bu görüntü doğru değildir. Öteki’ne karşı da rejimin etkili silahı vardır: Mahalle baskısı. Totaliter rejimlerde ötekini bastırmak ve yok etmek için kullanılan mahalle baskısı, her ne kadar ilk bakışta bağımsız gibi görünse de aslında, siyasi iktidarla yapısal bir bağlantı içindedir. Bu bağlantı, mahalle baskısı maskesi ardındaki eylemcinin ödüllendirilmesi, devlette görevlendirilmesi şeklinde doğrudan tecelli edebileceği gibi, devletin el altından kışkırttığı saldırıya seyirci kalması onu engellemek için hiçbir şey yapmaması (hatta polisin saldırganı değil de saldırıya uğrayanı bastırıp sindirmesi) şeklinde dolaylı biçimde de tezahür edebilir. Son zamanlarda hep birlikte tanık olduğumuz, LBGTİ’nin Onur Yürüyüşü’nü engelleyenler, oruç tutmayanları dövenler, Cihangir’de içki içenlere yapılan birbirlerini izleyen saldırılar, hep mahalle baskısıyla, devlet baskısının el ele verdiği olaylardır. Mahalle baskısı ile devlet baskısının el eleliği, iç içeliği totaliter rejimlerin değişmez özelliğidir. Bu durumda mahalle baskısı, devlet baskısının bir uzantısından başka bir şey değildir.