Geçtiğimiz hafta Fransa Başbakanı Élisabeth Borne’un istifa etmesinin ardından 34 yaşındaki Eğitim bakanı Gabriel Attal’ın göreve gelmesi hem Fransa’da hem de dünyada şaşkınlık uyandırmıştı. Bu şaşkınlık Attal’ın ülkenin en genç başbakanı olmasının yanı sıra, bu pozisyona erişen ilk eşcinsel ve Yahudi kökenli siyasetçi olmasından kaynaklanıyor. Selin Gücüm - PolitikYol

Henüz daha tartışmalar dinmeden Attal’ın eski sevgilisi Stéphan Séjourne’nun dışileri bakanı olarak atanması medyada dikkat buldu.

Temiz Bir Sayfa

En başta başbakanın değişmesi nedenine gelirsek, bu aslında 2022 yılında yeniden seçilip ikinci başkanlık dönemine kötü izler bırakarak başlayan Macron’un temiz bir sayfa açma çabası olarak değerlendiriliyor. Hatırlanacağı üzere son dönemde Fransa’da emeklilik yasası başta olmak üzere halkı öfkelendirip sokaklara dökecek birçok tartışma yer almıştı. Bu tartışmaların temeli aslında Macron’un ön gördüğü çoğu yasanın normal prosedür yerine anayasanın 49.3 maddesi dayanarak yasalaşması. Mecliste mutlak çoğunluğu bulunmayan La Renaissance (RE), Macron’un partisinin yeni adı, popülarite anlamında son derece maliyetli olan anayasanın 49.3 maddesini rekor düzeyde kullandı. Bu meşhur maddeden kısaca bahsetmek gerekirse, anayasanın 49.3 maddesi maliye ve sosyal güvenlik finansmanı hususlarına ilişkin tasarıları meclis önünde tartışmasız ve oylamasız yürürlüğe koyulmasını mümkün kılıyor. Bu madde üzerinden geçirilen tasarı ancak salt çoğunluğun 24 saat içerisinde güven oylaması istemesi ve hükümeti devirmesiyle durdurulabiliyor ki böyle bir durumda Cumhurbaşkanı’nın yeni bir kabine kurması gerekiyor. Yani, mecliste çoğunluğa sahip herhangi bir hükümet bu maddeden yararlanabiliyor olmasına karşın, demokratik açıdan tartışılır bir yöntem olması bu maddenin kullanımı kamuoyunda sıkça eleştiri konusu yapıyor. Bu maddeden 18 ayda 23 kere faydalanan eski Başbakan Élisabeth Borne ise “bayan 49.3” olarak anılarak lekeli bir sicile sahipti. Geçtiğimiz Mart ayında şiddetli protestolara neden olan emeklilik yasası da halkın hoşnutsuzluğuna rağmen 49.3 aracılığı ile geçerek Macron ve Borne’nun profiline ciddi anlamda zarar vermişti.

Macron’un ‘Klonu’ Henüz 22 yaşındayken Sosyalist Parti’den siyasete atılan Attal, ailesinin konumu ve kişisel bağlantılarının da katkısıyla kariyer basamaklarını hızlıca tırmandı. Eğitim hayatını Paris’in en üst sınıfının erişimine açık özel École Alsacienne’de tamamlayan Attal, yüksek öğrenimini de Science Po’da bitirmesiyle beş yıl boyunca Sağlık Bakanlığında konuşma yazımıyla ilgilendi. Emmanuel Macron’un adaylık açıklamasıyla Macron’un partisi LREM’a katılan Attal’ın yükselişi 2017 seçimleriyle çok hızlı oldu. Kendisinin de yetiştiği ve Paris’in sosyo-ekonomik olarak en üst seçim bölgelerinden sayılan Hauts-de-Seine’nin milletvekili ve parti sözcüsü seçilen Attal, popülaritesini bu son görevine borçlu. Hitabeti kuvvetli olan genç ve dinamik siyasetçi Covid-19 salgını boyunca kameralar önünde önemli ölçüde başarılı bir profil ve görünürlük sağladı. Cumhurbaşkanı Macron ile yakınlığı ile Le Monde gazetesi tarafından “beden ve ruhlarını Devlet Başkanına adamış, yalnızca ona bağlı ve yalnızca ona karşı sorumlu Yeniçeriler" grubunda değerlendirmesi belki de 2023’te genç yaşına rağmen Fransız devletinin en prestijli bakanlıklarında birine, Eğitim ve Gençlik Bakanı, olarak atanması açıklayabilir. Bu 5 aylık görevi boyunca aktif ve istekli bir imaj sergilemesine karşın, okullarda laiklik ilkesini sağlamlaştırmak adına abaye adlı bol kesim elbiseleri yasaklamak dışında önemli ölçüde bir reformu bulunmuyor. Attal, aynı zamanda Ipsos’un geçen aralıkta yaptığı araştırmaya göre %40 ile Fransa’nın en popüler siyasetçisi. Fakat buna rağmen Attal’ın başbakan olarak atanması kamuoyu için kısmen sürpriz oldu çünkü muhtemel isimler arasında ön planda görülmüyordu ve profili eleştiriye epey açık. Hayatını, eğitimini ve kariyerini yalnızca Paris’in en lüks mahallelerinin de bulunduğu 6 kilometrelik bir yarıçapta geçirmekle itham edilen Attal’ın bu pozisyon için yeterli olup olmadığı tartışma konusu. Macron tarafından parlatılıp ön plana çıkarılmış genç başbakan, Fransız basını tarafından cumhurbaşkanının sağdık bir ‘klonu’ olarak değerlendiriliyor.

Daha önceden de değinildiği gibi Macron bu hükümet değişikliği ile sıkıntılı başlayan ikinci cumhurbaşkanlığını yeniden başlatmayı umuyor ancak yine aynı koşullar ve yöntemler söz konusu. Üstelik Attal’ın kariyerindeki bu hızlı çıkışının Macron’a borçlu olması ile Borne döneminden farklı bir bağlam beklenemez, cumhurbaşkanının kararlarını uygulayan bir başbakan izleyeceğiz.

Gençlerin Avrupa Parlementosu Seçimlerinde Mücadelesi

Yeni başbakanın önündeki en büyük sınav kuşkusuz Haziran’da gerçekleşecek Avrupa Parlementosu (AP) seçimleri olacak. Aşırı sağcı Ulusal Birlik partisi (Rassemblement National) anketlerde birinci sırada yer alıyor. Attal’ın ise aşırı sağcıların genel başkanı 28 yaşındaki Jordan Bardella’ya karşı koyması umuluyor. Bu seçimin Attal ev Bardella arasında ‘bir maç’ olarak geçmesi hedefleniyor. Macron aynı zamanda yeni ve genç başbakanın ön plana koyulması ile Komünist Partisinin AP liste başı adayı 27 yaşındaki Léone Deffontaine’in önünü kesmeyi hedefliyor.

Eski Sevgilinin Gönlünü Alma Çabası?

Attal’ın eski sevgilisi Séjourne’nun dışişleri bakanı olarak göreve gelmesi, her ne kadar medyatik açıdan cazip olsa da sadece geçmişteki yakınlıkları ile açıklanamaz. Fransa gibi cumhurbaşkanının son derece kuvvetli olduğu bir siyasi sistemde anayasanın 8. Maddesi bakanlar kurulunun oluşmasında son sözü cumhurbaşkanına bırakıyor. Özellikle de cumhurbaşkanının partisi mecliste çoğunluğa sahip olduğu durumda, tıpkı şimdiki gibi, cumhurbaşkanı başbakan üzerinde üstünlüğe sahip oluyor. Bu pratikte, söz konusu dışişleri ve savunma olduğunda, bakan atamalarında kararını cumhurbaşkanına bırakır. Hatta kimi zaman François Mitterrand gibi cumhurbaşkanları bu kabul gören alanları da aşarak kendine yakın isimleri çeşitli alanlarda bakan adayı olarak kendisine sunulması için başbakanı yönlendirmiştir. Sonuç olarak, cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un değerlendirmediği bir ismi, özellikle de dışişleri bakanlığına, atanması sadece Attal’ın şahsi isteklerine bağlı olamaz. Hatta aksine, yani Attal’ın istemesine rağmen Séjourne’nun dışişleri bakanı olarak göreve getirilmesi Fransa’nın mevcut anayasal düzeninde gayet mümkün. Bu atama muhtemelen Avrupa seçimlerini düşünerek de yapılmış olabilir zira Séjourne Avrupa Parlementosunda milletvekilliği yapmıştı ve dışişleri bakanı atanana kadar La Renaissance’ın AP seçimleri için liste başı adayıydı.

ü

Editör: Selin Gücüm