Cuma, Mayıs 20, 2022

Londra yollarında bir bakan, bir başkan

Ali Rıza Güngen
Ali Rıza Güngen doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladıktan sonra, Queen’s Üniversitesi Küresel Kalkınma Çalışmaları’nda doktora sonrası araştırmacı olarak bulundu. Türkiye’de üniversitelerde çalışması yasaklandığı için halihazırda York Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışıyor. Son kitabı Borçlandırma Siyaseti: Türkiye’de Finansal İçerilme 2021 yılında yayımlandı. New Political Economy, The Journal of Peasant Studies, Praksis gibi dergilerde çalışmaları yer buldu. Küresel Güney ve Türkiye’de bağımlı finansallaşma, borç yönetimi, finansal içerilme ve devlet bankalarının kullanımları alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Her şey yolunda gidiyor ise, dolarizasyon sorun olmaktan çıkacaksa, göreve gelir gelmez “sıcak para istemiyoruz” diyen Nebati ve ekibi neden sıcak paranın mabedine, yüksek faiz isteyen yatırımcıların yurduna ziyarette bulunuyor?

Hayır henüz ziyaret gerçekleşmedi, ancak Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati şubat ayı içinde, muhtemelen ay ortasına kalmadan Londra’da uluslararası yatırımcılarla görüşecek.

Bu açıklama katılımcıların soru sormayı pek tercih etmediklerini öğrendiğimiz ve geçtiğimiz hafta (22 Ocak’ta) düzenlenen ekonomi toplantısında yapılmış. Buna göre bakan ve heyeti aslında ikna etmeleri gereken bir başka toplulukla görüşmek amacıyla daha önceki bakanların yaptığı üzere Londra’ya gidecek. Erdoğan yönetimi mensupları öyle davranmasalar da ziyaret fazlaca önem taşıyor. Açıklamaya çalışayım.

KURU TAKİP ETMEYE DEVAM MI?

Yukarıda değindiğim prova toplantıda dillendirilen “politika faizinin önemi kalmadı” cümlesi ve aynı hafta içinde yaşanan başka gelişmeler 2021 sonunda bir model olarak tanıtılan ihracat odaklı yeni büyüme perspektifinin orta vadeye yayılacak bir yönelime dönüşmesi için çaba sarf edildiğini ve ekonomi yönetimindekilerin ilk fırtınayı atlatmakla kalmayıp önümüzdeki birkaç ay içinde görülmesi muhtemel bir çalkantı öncesinde proaktif davrandıklarını gösteriyor. Bu bağlamdaki iki önemli gelişme devlet bankalarının sermayelendirilmesi ile kurumlar vergisi istisnası.

Toplantıdan hemen önce (20 Ocak’ta) açıklanan plan uyarınca devlet bankaları son üç yıl içinde üçüncü kez sermayelendirilmiş olacak. Ziraat Bankası’na 22,5 milyar TL, Halkbank ve Vakıfbank’a 13,5’er milyar TL, katılım bankalarına 2 milyar TL’lik ek sermaye planı pandeminin ilk dalgasındakine benzer bir kredi genişlemesi amacıyla seçim sath-ı malinde kullanılabilir, ancak ayrıca orta ve uzun vadeli çeşitli projelerin desteklenmesi ve KOBİ yüzdürme kampanyalarının yeni sürümlerine olanak tanıyacaktır.

Aynı gün kabul edilen 7352 sayılı kanunla kurumlar vergisine çok yönlü istisnalar getirildi. Böylelikle Türk lirasına çevrilen hesaplarla ilgili olarak kurumların kur farkından elde ettikleri kazançların üç aya isabet eden kısmına ve yeni hesaplardan elde edilecek faiz kazançlarına getirilen istisnalar ters para ikamesini destekleyecek. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın hesapları tutar mı ve 10 milyar dolar civarında TL’ye geçiş görülür mü söylemek zor, ancak şirketlerin bir kısmının bu istisnalardan faydalanmak isteyeceği açık. Bakan Nebati, bu nedenle toplantıda “kuru takip edin” cümlesini sarf edip döviz kurlarında düşüş öngörüsünde de bulundu.

Bu cümleler kesilip biçilip basına yansıdıktan sonra bakanlık sitesine tekrar baktım, özel bir açıklama ya da duyuru göremedim. Böyle bir açıklamayı kapalı toplantıda yapıp, en tepeden döviz bozdurma hesabı ve kurda düşüş öngörüsünü paylaşan bakanın benzer bilgi paylaşımlarıyla şimdiye kadar kaç suç işlemiş olabileceğini hesaplamayı başkalarına bırakıyorum.

Esas noktaya dönelim: Erdoğan yönetimi açısından her çalkantı, her alt üst oluş bir muharebeyi simgeliyor. Bu toplantıdan yeni bir muharebe anına kadar (bir siyasal ya da ekonomik çalkantı veya kur krizine kadar) ya da kelimenin dar anlamıyla bir muharebeye kadar politika tercihlerine sadık kalınacağını anlıyoruz.

Her şey yolunda gidiyor ise, dolarizasyon sorun olmaktan çıkacaksa, göreve gelir gelmez “sıcak para istemiyoruz, ne zaman geleceği belli fakat ne zaman gideceği belli değil” diyen Nebati ve ekibi neden sıcak paranın mabedine, yüksek faiz isteyen yatırımcıların yurduna ziyarette bulunuyor? Bunun cevabı düşük ücret / yüksek istihdam, düşük TL / yüksek ihracat, düşük politika faizi / yüksek enflasyon başlarına sahip bir nevi kerberos olarak tasvir ettiğim bu modelimsinin zayıf taraflarıyla yakından ilgili.

HAVUZ PROBLEMLERİ

Cari açık veren bir ekonomide iç talebe dayalı büyüme modeli sermaye girişlerine bağımlılığı derinleştirir. Bu bağımlılığın sonunu getirme amacı taşıdığı iddiasıyla son yıllarda atılan adımlar siyasal rejim değişikliği uğraklarıyla birleşerek Türkiye için büyük bir havuz problemi yarattı. Yüksek büyüme yakalama amaçlı para politikası tercihleri, seçimler-referandum öncesi kredi kampanyaları, sermaye çıkışları ve Türkiye tarihindeki dikkate değer dolara hücum seferlerinden birisiyle birleşti. Aralıklarla Türk lirasının değersizleşmesini kontrol altına almaya çalışan Merkez Bankası (MB) yüklü miktarda rezerv tüketti. 2019’da yerel seçimler sırasında açığa çıktığı üzere bilanço dışı yükümlülükler bir tarafa bırakıldığında MB’nin rezervi kalmamıştı.

Bir devridaim makinası oluşturarak piyasalara müdahale etmeye devam eden MB’nin başka merkez bankaları ve yurtiçi bankalarla takasları ne kadar devam ettirebileceği ilginç bir inceleme konusu olmaya devam ediyor. Kesin olan husus yüksek enflasyon ortamında rekabetçi seviyeye geldiği düşünülen kurun bu seviyeleri koruması ve aynı zamanda istikrarlı bir şekilde değer kaybının sağlanması için MB’nin aktif müdahalelerde bulunmasının gerekeceği.

Reel faizin negatif olduğu, halihazırda dolarize olmuş bir ülkede küresel finansal koşullara dair her haberin, Türkiye’nin bölgesindeki her istikrarsızlığın kur şoku yaratması ihtimali bulunuyor. Ancak MB’ninbu istikrarsızlıklar anında dayanabileceği pek bir kaynağı aslında bulunmuyor, bu sırada yükümlülüklerin artışıyla zaman kazanılıyor. Yeterli döviz girişi olmadığı müddetçe Merkez’in kendi havuzunu doldurması imkanı yok.

O zaman yeni manevralar görmek işten bile değil. Nitekim yabancı para mevduatlarının yüzde 10 kadar kısmının 17 Nisan 2022’ye kadar Türk lirasına çevrilmesi hedefi bununla ilgili. Bu gerçekleşmediğinde (daha sonra oran yüzde 20’ye çıkıyor) zorunlu karşılıklardan kesinti yapılarak Merkez Bankası’na aktarılacak. Ancak ihracat bedellerinin bir kısmının MB’ye satılması, yabancıların konut alımında dövizin yine Merkez’e aktarılması gibi planlar havuzu doldurmaya yetmeyecektir.

O zaman hanelerin ve şirketlerin hızla yabancı paraları terk etmeleri gerekiyor (bkz. 2021 planı). Bu psikolojik eşik bir türlü aşılamıyor. O zaman son yıllarda Türkiye’ye daha az ilgi göstermiş bulunan, tahvil piyasasından çıkmış, borsadan uzaklaşan, doğrudan yatırımı gündemlerine almayan yabancılara daha doğrusu onların dövizlerine ihtiyaç var. Ya Türkiye ekonomisi çok hızlı bir şekilde cari dengeye kavuşacak, hatta fazla verecek, ya da yurtdışından Türkiye’ye dikkate değer girişler gerçekleşecek ki, Merkez Bankası piyasa işlemleriyle ya da yeni manevralarla hızla rezerv biriktirebilsin, hem negatif faiz ortamında değersiz kurun sürekliliğini sağlayıp, hem dekaygıların artarak kur çalkantılarına uzanmasını engelleyebilsin.

İlginç bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Erdoğan yönetiminin vaat ettiği dönüşümün çok hızlı gerçekleşmesi ve Türkiyeli sermayedarların ihracat atılımının hız kesmediğinin cümle aleme gösterilmesi gerekiyor. Mevcut koşullarda zaten portföy yatırımı olmayacaksa da yabancı yatırımcının isterse bu üretim atılımından pay alabileceği düşüncesinin yaratılması, böyle bir paydaşlık gerçekleşmeyecekse dahi Türkiye’de hanelerin ve şirketlerin döviz iştahının kesildiğinin ve yeni kur krizlerinin o kadar kolay yaşanmayacağının anlatılması gerekiyor.

2018 yılında Londra’da iktisat kuramını paylaşan Erdoğan’ın ardından Mehmet Şimşek birkaç sefer düzenlemek zorunda kalmıştı. Berat Albayrak 2018 sonbaharında çokça taahhütle birlikte pozitif faiz sözü vermek zorunda idi. Şimdi buna benzer taahhütler verilmeyecek ve kerberos pazarlanacaksa derisi kalın yatırım fonu temsilcileri ve belki bazı şirket temsilcileri ile görüşmelerdeki ikiyüzlülük seviyesi katlanacaktır.

Türkiye’nin rezerv sorununun çözümünün oldukça çetrefilli olduğunu söylemek mümkün ve döviz arayışı devam ediyor. Lakin, Londra yollarındaki bakan, 2018 yılının Londra yollarındaki Başkan adayının cümlelerini yankılayacak duruyor. Bu tarz toplantıların Türkiye’deki sürdürülebilir sürdürülemezliğe katkısı krizin birikimli etkisi nedeniyle biraz azalmış olabilir, ancak açıkça görüldüğü üzere Londra’ya gitmeden de durulamıyor.

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Ali Rıza Güngen
Ali Rıza Güngen doktorasını ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nde tamamladıktan sonra, Queen’s Üniversitesi Küresel Kalkınma Çalışmaları’nda doktora sonrası araştırmacı olarak bulundu. Türkiye’de üniversitelerde çalışması yasaklandığı için halihazırda York Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışıyor. Son kitabı Borçlandırma Siyaseti: Türkiye’de Finansal İçerilme 2021 yılında yayımlandı. New Political Economy, The Journal of Peasant Studies, Praksis gibi dergilerde çalışmaları yer buldu. Küresel Güney ve Türkiye’de bağımlı finansallaşma, borç yönetimi, finansal içerilme ve devlet bankalarının kullanımları alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
46,678TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI