Pazar, Ocak 29, 2023

Kürt sorunu yoksa neden yeni bir çözüm süreci?

Murat Aksoy
Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

HDP’nin kapatılması talebi, son olarak Taksim’de yapılan terör saldırısının Kobani üzerinden PKK ve Suriye’ye bağlanması siyasi iktidarın elindeki bir yol haritasından ziyade, el yordamıyla ilerlemeye çalıştığı bir sürecin içinde olduğumuzu gösteriyor.

AKP heyeti, başörtüsü konusunda anayasa değişikliği için demokratik bir zeminde olması gerektiği gibi tüm partilerle görüştü ve destek istedi. AKP’nin görüştüğü partiler içinde HDP de vardı.

AKP’nin HDP ile görüşmesi kuşkusuz çok tartışıldı. Ve herkes MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu görüşmeye ilişkin görüşünü merak etti. Bahçeli, görüşmeyi normal ve olağan karşıladığını açıkladı.

Aynı Bahçeli bu konuşmasından bir hafta sonra yaptığı grup toplantısında bu kez; HDP’nin bir dakika bile açık kalmaması gerektiğini ifade ederek yine HDP’nin PKK olduğunu beyan etti.

Bahçeli’nin HDP konusundaki görüşlerini biliyoruz. HDP’nin kapatılmasını ve Kürt kimliğinin siyaseten de Meclis’te temsil edilmesini istemiyor.

Bahçeli ve MHP bu konuda yalnız değil. AKP içinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun başını çektiği güvenlikçi grup da Bahçeli ile aynı pozisyonda.

Tabii aynı görüşte olan sadece Soylu değil, AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı pozisyonda.

Özetle Cumhur İttifakı bir bütün olarak Kürtlerin siyasallaşmasına, onların Kürt kimliği ile kamusal alanda olmalarına tahammülleri yok.

Ama bu ittifak şunun da farkında; HDP’lilerin oyunu almadan ya da onların sandığı gitmelerini engellemeden seçim kazanma ihtimalleri yok.

O yüzden HDP ile de, İmralı’da tutuklu Öcalan’la kurdukları ilişki de temelde pragmatik. Bundan önce de böyleydi, bundan sonra da böyle olacak.

KÜRT SORUNU NE DEĞİLDİR?

Şu tespitle başlayalım: Bu gökyüzü altında Kürt sorunu ve çözümü üzerine söylenmemiş söz kalmadı desek yerdir.

Bu açıdan sorun gayet basit; Kürtlerin, Kürt kimlikleriyle kamusal alanda var olmasının, devlet ve hukuk karşısında farklı ve eşit olmasının içselleştirilmemesi.

Bu haliyle sorun, sadece devletin değil hepimizin sorunu.

Çözüm ise Kürtleri, kamusal alanda Kürt kimlikleriyle eşit hepimiz kadar hakları olduğunu kabullenebilmek.

Siyasi iktidarın ve Cumhur İttifakı’nın söylemlerine baktığımız zaman Kürt sorunu yok. Daha doğrusu çözüldü.

Gerçekten böyle mi?

Devlet ve siyasi iktidar bloku için, Kürtlerin kamusal alanda üst kimlik olarak etnik kimlik üzerinden siyasal görünürlüğü değil, kültürel kimliğin görünürlüğü olan Müslümanlık ve muhafazakârlık üst kimlik olarak kabullenilmektedir.

Böyle olmadığını biliyoruz.

Bugün, Kürt siyasi hareketinin siyasi temsilcileri olan eski eş başkanlarından milletvekillerine, belediye başkanından parti üyelerine kadar geniş bir hukuki süreç işliyor. Parti neredeyse siyaseten felç edilmiş durumda.

Kürtlerin siyaseten kamusal alanda var olmasına devlet ve iktidar blokunun tahammülü, kabul edelim ki yok.

HER ŞEY OL AMA KÜRT OLMA

Kürtlük, salt etnik kimlik olmanın ötesinde siyasal bir kimlik olarak kamusal alanda ifade edildiği ölçüde siyasi iktidara tarafından kabul edilmeme noktasına geldi.

Bugün gelinen noktada siyasi iktidarın Kürlere bakışı özetle; her şey ol” ama Kürt olma”dır.

Devlet ve siyasi iktidar bloku için, Kürtlerin kamusal alanda üst kimlik olarak etnik kimlik üzerinden siyasal görünürlüğü değil, kültürel kimliğin görünürlüğü olan Müslümanlık ve muhafazakârlık üst kimlik olarak kabullenilmektedir. Bu bağlamda bölgede Hüda-Par’a biçilen ya da onun üstelendiği rol tam da budur.

İktidarın bunu sağlama aracı ise, kayyumlar üzerinden hayata geçirdiği hizmet” siyaseti ve bu hizmetler üzerinden Hüda-Par’a biçeceği roldür.

Bu yüzden Kürt kimliğinin etnik bir kimlik olmanın ötesinde siyasi kimlik olarak temsil etme iddiasındaki siyasi parti ve hareketler, siyasi iktidar tarafından PKK ve terör ile bazen özdeşleştirilerek, ilişkilendirilerek pasifize edilmek istenmektedir. Bunu Bahçeli’nin söyleminde son yıllarda sıkça duyuyoruz.

HDP, hukuk araç olarak kullanılarak siyaseten felç edilmeye çalışılıyor. Ancak bu da yetmemiş olacak ki, kapatılması isteniyor.

SORUN YOKSA NEDEN YENİ BİR SÜREÇ?

Bununla birlikte son günlerde yeniden “çözüm süreci” konuşulmaya başladı. Ben böyle bir olasılığın geçen yazıda ifade ettiğim gibi iki temel nedenden dolayı mümkün olmadığını yazdım.

Ama siyasi iktidar, seçimi kazanmak için siyaseten yapabileceği her şeyi yapıyor.

Bunun için Öcalan ile uzun bir süreden beri kamu güvenlik diplomasisi üzerinden görüşüyor.

Son olarak 6 yıldan fazladır Edirne’de tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, sessiz sedasız özel bir jetle rahatsız olan babasını ziyaret etmesine izin verildi.

Elbette Demirtaş’a yapılan benzer tüm tutuklu ve hükümlüler için sağlanmalıdır. Ama Demirtaş’a yapılan bu “özel uygulamanın” devlet açısından amacını tahmin etmek de güç değil.

Yeni bir çözüm sürecinin konuşulduğu bu noktada sorulması gereken soru şudur; Siyasi iktidarın ifadesiyle Kürt sorunu çözüldüyse, Kürt sorunu yoksa neden yeni bir çözüm süreci” başlatılmak isteniyor?

Hepimiz biliyoruz ki, Kürt sorunu olduğu yerde ağırlaşarak varlığını koruyor. Yeni yönetim sistemi siyasal alanı ve demokrasiyi ortadan kaldırdığı ölçüde, demokrasinin kurumsallaşması ve derinleşmesi ile çözülecek olan Kürt sorununu konuşamıyoruz. Konuşamadığımız için de sorun giderek ağırlaşıyor.

HDP’nin kapatılması talebi, son olarak Taksim’de yapılan terör saldırısının Kobani üzerinden PKK ve Suriye’ye bağlanması siyasi iktidarın elindeki bir yol haritasından ziyade, el yordamıyla ilerlemeye çalıştığı bir sürecin içinde olduğumuzu gösteriyor.

 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Murat Aksoy
Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
53,797TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

%d blogcu bunu beğendi: