Söyleşi: Dilara İlbuğa

Cumhuriyet’in 94. yılı dolayısıyla hazırladığımız “Cumhuriyet” dosyasının son konuğu Prof. Dr. Korkmaz Alemdar. Korkmaz Hoca ile Cumhuriyet’in basın tarihi ve iletişim politikalarını konuştuk. 

  • Rüzgarlı sokaktan bahsedelim isterseniz. O belgeselden ya da o günlerden buraya baktığımızda neler değişti, neler yaşandı?

Rüzgarlı Sokak bir dönemi temsil ediyor. Nitekim belgeselde Rüzgarlı Sokak’ı sorduğumuzda da hep değişik cevaplar aldık. Orası kötü bir yer diyordu kadınlar hep, erkekler de inşaat malzemesi aldıklarını söylüyordu. Asıl Rüzgarlı Sokak, gazetecilerin yeriydi. Cumhuriyet dönemi basınının yeriydi.

Cumhuriyetin iletişim ya da basın politikalarına baktığımızda ilk saptama şudur; herkes, liberaller, demokratlar, çağdaşlar, hepsinin anlaştığı söylem şudur; özgürlükler yoktur, basın özgürlüğü yoktur, gazeteciler tek parti döneminde büyük sıkıntı çekmiştir derler. Ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Bütün siyasal iktidarlarda olduğu gibi, cumhuriyet döneminde de hükümetin basınla ilişkilerinde inişli çıkışlı, denetleyici yönler olmuştur ama bu dünyanın her yerinde böyledir.

Evet, baskı her dönemde olduğu gibi bu dönemde de olmuştur ama bunun temelinde bir iletişim politikası vardır. Bu politikanın birinci ayağı, yasanın egemen kılınmasıdır. 1931 Basın Yasası hemen kabul edilmiştir. Bu yasanın temel özelliği hükümetin politikasına karşı yayın faaliyetlerini frenlemektir. Bu baskı değil mi? Tabii ki baskı ama bir devlet kuruyorsun, yeni bir yapılanmaya gidiyorsun. her şeyin çok güzel olduğu bir dönemde yapılan bir şey değil. Kanla, gözyaşıyla, fedakarlıklarla yapılan bir iş. Bunu siz daha ilk günden tehlikeye atamazsınız. Burada bugünle arasındaki temel fark şudur; bu yapılanlar kişisel çıkar ya da bir grubun menfaati için yapılan şeyler değildir. Bunların hepsi cumhuriyetin temel ilkelerini korumaya yönelik yapılan sınırlamalardır.

Basın yasası ne getirdi? Her şeye rağmen cumhuriyet politikalarına karşı yayınlar Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılabilir ama keyfi uygulamalara müsaade edilmez. Yasalar egemendir.

Cumhuriyetin iletişim politikasının ikinci önemli ayağı ise özerk yapıların oluşturulmasıdır. Bunu iki yerde görüyoruz; biri Anadolu ajansı, diğeri de Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi. Her ikisi de devletin parası ve izniyle kurulmuştur ama devletin bu kurumların yönetimindeki ağırlığı sınırlıdır. AA 1920’de Halide Edip ve Yunus Nadi’nin katkılarıyla kuruldu. Atatürk o zaman diyor ki, yayın politikasını gözden geçiririz, sonra siz işi götürürsünüz. Mustafa Kemal’in yaklaşımı budur; güvendiği insanlara bu işin yapılması için yetki vermiştir. Haberleri ben göreceğim, müdahale edeceğim dememiştir. AA, 1925’te anonim şirkete dönüşmüştür. Devletin verdiği sermayenin 1000 hissesi Dış İşleri Bakanı’na, 1000 hissesi de ajansta çalışan yönetim kurulu üyeleri ve gazetecilere dağıtılmıştır. Artık yönetimde devlet hakim değildir çünkü esas karar alma organı olan genel kurul toplandığında her on hisse 1 oydur ve hiç kimse 10 oydan fazla kullanamaz sınırlaması getirilmiştir. Yani devlet, bin hissesi ve 100 oyu vardır ve onun oyu on ile sınırlanmıştır. Yönetim kurulundaki kişilerin daha fazla oy hakkı vardır. Fakat bazıları ısrarla AA’nın hisse dağılımının yüzde 50, yüzde 49 olduğunu sanıyorlar. Halbuki anlattığım gibi yüzde 50, yüzde 50’dir. O tarihte dünyadaki mevcut haber ajanslarına baktığımızda, Avrupa’da Havas, Havas’tan doğan Reuters ve Alman Wolff vardır ve bunlar özel şirkettir. Amerika’da Associated Press ise kooperatif ajanstır. Kâr dağıtmayan bir yapısı vardır. Bunların hiçbirisi bize uygun değil.

İletişim olayı tarihin hiçbir döneminde, hiçbir ülkede insanların keyfine ve zevkine bırakılan bir olay değildir. Eski Sümer’den beri bu böyledir, Roma’da böyledir, Sovyetler Birliği’nde böyledir. İletişim, başıboş bir süreç değildir. Eğer devlet ilgilenmeseydi adına iletişim dediğimiz eğitim de olmayacaktı. Bu gerçeği göz ardı ederek Cumhuriyet dönemini suçlamak saçmalıktır ve bilgisizliktir. Cumhuriyet, adına denetim denilen sürecin nitelikli insanlar elinde biçimlenmesine olanak yaratmıştır.

Cumhuriyetin tutarlı bir iletişim politikası vardır. Cumhuriyetin iletişim politikalarının yasa ve özerklikten sonra üçüncü ayağı ise eğitimdir. Gazetecinin eğitimine verilen önem cumhuriyet politikalarının sonucudur. İlk basın yasası 1930 yılında çıktığında yazı işleri müdürlerinin üniversite mezunu olma hükmünü getirmiştir. Türkiye’de üç tane büyük basın yasası var; 1931,1950 ve 2004. 2004 basın yasası yazı işleri müdürünün ortaokul mezunu olmasını yeterli görüyor. Daha okur yazar sayısının yetersiz olduğu 1930’lu yıllarda yaşanana bakın, bir de dönün 2004’e bakın.

  • Yüzellikler hakkında ne düşünüyorsunuz peki hocam?

Kim var bu kişilerin içinde? Refik Halit Karay var, olağanüstü bir yazar, Mustafa Kemal sonra onu affediyor. Ahmet Emin Yalman var aralarında. Türkiye’nin ilk ABD’de doktora yapan adamı. Ahmet Emin Yalman’ı Nazım Hikmet güzel özetler; “Önce Alaman oldu, sonra Amerikan”. Mustafa Kemal kimin kim olduğunu biliyor. Ahmet Emin Yalman’ı bekletiyor, öğrensin diye. Çünkü adam cumhuriyetten değil, menfaatten yana. Mustafa Kemal tüm bunları görüyor.

 

Korkmaz Alemdar kimdir?

Mehmet Korkmaz Alemdar, Türk iletişim profesörü. (Tokat Turhal, 7 Ocak 1948). Türkiye’de iletişim bilimin kurucu isimlerindendir.

1965 yılında Ankara Gazi Lisesini bitirdikten sonra A.Ü. SBF BYYO’dan 1969 yılında mezun oldu. Diploma çalışmasını 1971’de L’Institut des Hautes Etudes Européennes’de, doktorasını ise 1975’de Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Bursu ile Strasbourg 3 Üniversitesi’nde tamamladı. 1976 yılında, o zamanki adı Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu olan Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesine asistan olan Alemdar, aynı fakültede, 1980 yılında doçent, 1990 yılında profesör oldu. 1992 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçen Alemdar, 13 Ekim 2004 tarihinde Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığına getirildi. 4 Mart 2009’da, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığından istifa eden Korkmaz Alemdar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olarak 19 Ekim 2010 tarihinde TBMM tarafından Radyo Televizyon Üst Kurulu Üyeliğine seçilerek, bu görevi 15 Temmuz 2011 tarihine kadar yürütmüştür. Alemdar ayrıca, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkan Vekilliği (2004-2010) ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu İletişim İhtisas Komitesi Başkanlığı (2004-2010) görevlerinde de bulunmuştur. Korkmaz Alemdar halen Atılım Üniversitesinde görev yapmaktadır.

Korkmaz Alemdar’ın çalışma alanları, iletişim sosyolojisi, kuramları ve tarihi olamakla birlikte popüler kültür, basın tarihi, Türkiye’de gazetecilik ve gazeteciler, medya endüstrisinin işleyişi gibi çeşitli konularda da çalışmaları bulunmaktadır. Yine Alemdar’ın Türkiye’de özel radyo ve televizyonların kurulması ile başlayan sürece ve RTÜK yapısına yönelik eleştirel çalışmaları da bulunmaktadır.

 

Cumhuriyet Dosyası’nda yayımlanan diğer söyleşiler