İsveç Seçimleri dün tamamlandı. Ortaya çıkan sonuçları değerlendirmeden önce, sonra söylenmesi gerekeni başta söyleyelim: Yine aynı senaryo. Yine popülist sağı sandık oyunuyla yenmeye çalışan ve böylece o “büyük felaketi” öteleyen bir tablo ile karşı karşıyayız. Popülist sağ tüm Avrupa’da büyüyor; artık iş geldi İsveç’e, Avrupa’nın uyum konusunda en ılımlı ülkesine dayandı. Kale, düştü düşer.

Aslına bakılırsa senaryo her ülkede aynı işliyor. Temel olarak iki partimiz var. Sosyalist kökenleri olan bir sosyal demokrat parti ve muhafazakâr temelleri olan bir merkez sağ parti. Genelde iki dönem biri, bir dönem biri ülkeyi yönetiyor. Muhafazakâr parti ülkenin durumuna göre bazen daha dindar bir partiyi, bazen de liberal eğilimleri olan bir partiyi yanına alıp koalisyon yapıyor. Sosyal demokrat parti ise bazen daha solda olan partiyle, bazen de Yeşil partilerle koalisyon yapıyor ama siyasetin sarkacı hep bu iki odak arasında gidip geliyor.

Fakat bir yerden sonra seçmenler aynı filmi Almanya’da, İtalya’da, İngiltere’de, Danimarka’da izlemekten sıkıldılar ve zaten onlar sıkılırken siyaset de değişmekteydi. Avrupa Birliği oyuna girdi; ulus ötesi anlaşmalar oyuna girdi; büyük şirketler ve siyaset elitleri arasındaki ilişki derinleşti ve tüm bunlar oldukça ulusal siyasetin önemi azaldı. Önem azaldıkça merkez partilere ve onların siyasetine duyulan saygı azaldı ve siyasetin odağı merkezden kaymaya başladı.

Ve “Ötekiler” oyuna girdi…

Bu odak değişirken oyuna başka bir grup daha girdi. Ulusal sınırların silikleşmesi ile Avrupa’nın içerisinde ve Dünya’nın bir bölümünün güvenilir olmaktan çıkması ile de Avrupa’ya doğru insanlar yer değiştirmeye başladılar ve “ötekiler” oyuna girdi. 2008 yılında yaşanan Küresel Ekonomik Kriz ile ötekiler birleşti ve tüm ülkeleri saran bir siyasi fenomenimiz oldu: Sağ popülist partiler!

İnsanlar, kendilerini sorunlardan korur gibi duran bu aşırı sağcı partilerin safına itiliyor

Şu anda sağ popülist partiler kimi ülkelerde hükümet ortağı durumundalar; AB’nin söz sahibi ülkelerinde çok büyük oy oranları alıyorlar ama koalisyon ve sandık oyunları ile karar mekanizmalarından uzak tutuluyorlar. Fakat her yerde büyümeye devam ediyorlar. İşte dün de İsveç’te 3. parti konumuna eriştiler. Büyük ihtimalle İsveç’te de hükümetten uzak tutulacaklar. Ama! Gerçek hayatta yaşamına dokunulmayan fakat seçimden seçime sandık politikası ile yenilen ve kendilerini ifade edememeye devam eden kitleler daha da çok savrulacaktır. Örneğin Fransa’da Milliyetçi Cephe Başkanlık Seçimleri’nin 2. Turu’nda 2002 yılında %18 oy aldı. Yıl 2017 olduğunda bu oy oranı %34’e çıktı. Hollanda’da Geert Wilders’in partisi anketlerde çok uzun süre önde gitti ama son anda seçimi kaybetti. İtalya’da durum farklı değil. Popülist sağa destek büyüyor. Çünkü onları bir araya getiren sorunlar günden güne büyüyor. İnsanlar da kendilerini bu sorunlardan korur gibi duran bu aşırı sağcı partilerin safına itiliyor. Popülizmin kucağına çekiliyorlar.

Aşırı sağ, koruma alanı vaat ediyor

Mesela Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği’nin demokrasiyi dışlayan tavrı bir sorun. İnsanlar kendilerini “Brüksel’den korumak adına” aşırı sağa yöneliyorlar. Artan ekonomik krizin ve yabancı sayısının hatalı bir şekilde birbiriyle bağlantılı hale getirilmesi ve bu fikrin sürekli pekiştirilmesi bir sorun. Bir gün işi Çin’e taşınıp işsiz kalma tehlikesi ile hayatı alt üst olma tehlikesi yaşarken; ertesi gün evinin yakınına açılan mültecilerle ilgili bir kamu kurumu sebebiyle daha 14 yıl kredisini ödeyeceği evin değeri düşebiliyor.

Küreselleşme ve sınırların kalkması belirli toplumsal kesimleri korumasız hale getirdi ve daha da artan bir şekilde getiriyor. Aşırı sağ onlara bir koruma alanı vaat ediyor. Bu geleceği olmayan ve hatta tarihe bakınca sonu felaketle biten bir koruma fakat inanması çok kolay bir yol. İnsanlara umut vermek, onların korkularını ciddiye almak, onların sorunlarına yanıt bulmak gerek. Yoksa insanlar daha fazla hayal kırıklığıyla aşırı sağa yönelecek ve sonucu daha önde defalarca yaşadık.

Popülist sağa oy vermek bir arayıştır

Dünya’nın artık bu fenomeni ve onu doğuran nedenleri olabildiğince az kırmızı çizgiyle konuşması ve tartışması gerek. 4 yıl önce sosyal demokratlara ya da onun soluna oy veren insanlar bugün popülist sağa oy veriyorlarsa bu bir arayıştır ve onlara “faşist!” diyerek bu arayışa yanıt vermeye çalışmak sadece onları zaman içerisinde gerçekten faşist yapmak dışında bir işe yaramaz.