31 Mart’tan beri yaşananlara, bize ve kırık dökük demokrasimize yaşatılanlara, bakıp normal bir seçim analizi yazmanın doğru olmadığını biliyorum Öte yandan en basit demokrasi kuralını dâhi hiçe saymayı kendilerine hak görenlerin değirmenine su taşımamak gerekir. Çünkü en büyük güçleri bizim beynimize düşürdükleri gölgeleri. Gölgeleri uzun; çünkü güneşleri batıyor. Battığını da 31 Mart’tan görüyoruz. Artık üreten, tüketen, ülkenin motoru konumunda olan halk onları istemiyor.

Seçimleri değerlendirmek için farklı bir parametre kullanalım. Herkes sonuçlara bakıyor ve bir çıkarımda bulunmaya çalışıyor. Sonuçlara değil de hedeflere bakalım. Çünkü resmi altyapısı ve yerel seçimlerde yasada yeri olmayan ittifak sistemi ve karma karışık adaylık yapısıyla her parti biraz rakamlarla oynayarak kendisini bu seçimden galip çıkartabilir. Biraz istatistik, biraz matematik ve biraz da politik kıvraklık buna yeter. Fakat hedeflere bakmak bizi bu hokus-pokustan uzak tutacaktır. Hedefler, kontrol edilebilir halde arşivde duruyor. O zaman bakalım.

Öncelik iktidar bloğunun olsun. Ne demiş İçişleri Bakanı Süleyman Soylu? Eğer 31 Mart akşamı Türkiye’de bir iktidar zafiyeti oluşuversin, şuraya yazınız, 1 Nisan’dan itibaren Doğu ve Güneydoğu’da başka olaylar başlar. Kaymakamlar ve valiler, 6 yaşındaki çocukların ellerine taş verilerek itibarsız hale getirilmeye çalışılır. Yani AKP’nin hedefi seçim sonucunda bir iktidar zafiyeti yaşamamak. Peki, ne oldu? Nüfus olarak en büyük 10 ilden sadece İzmir CHP tarafından yönetiliyordu. Mersin de İYİ Parti’deydi. Seçim sonrasında bu rakam 6’ya çıktı. Sıralamayı nüfus ile değil de ekonomi ile yaparsak zafiyet daha dramatik bir şekilde ortaya çıkıyor. Kayyumlar aracılığıyla el konulan ve HDP’nin kazandığı Diyarbakır da bu listede değil. Kısaca, AKP’nin hedefi belliydi. Hedefi tutturamadı.

AKP’nin ortağı MHP’ye bakalım. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’e verdiği röportajda, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin oturması açısından yerel seçimlerde 3 büyük şehirde alınacak sonucun çok önemli olduğunu belirten Bahçeli, diğer partilerin kazanması halinde “Daha o gece ‘bu sistemin meşruiyeti’ni tartışmaya açarlar. Bu da içinde bulunduğumuz şu geçiş döneminin altüst olması demektir. O nedenle Cumhur İttifakı devam etmeli diyoruz.” dedi. Herhalde fazla yoruma gerek yok. Muhalefet partileri Bahçeli kadar iddialı ve yırtıcı değil. Açıktan bir sistem tartışması olmadı ve olacak gibi de durmuyor ama 3 büyük şehrin de muhalefete geçtiğini düşünürsek MHP’nin hedefi belliydi. Hedefi tutturamadı.

Muhalefete geçelim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hedefi konusunda en çok konuşulan anekdot Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kanal D’de katıldığı bir programda yaşadıkları oldu. CHP lideri, Buket Aydın’ın gündeme dair sorularını yanıtladı. Aydın, yerel seçimde büyükşehirleri kazanamama ihtimali üzerine bir soru yöneltirken, Kılıçdaroğlu araya girerek, İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Mersin gibi büyükşehirleri alacaklarını dile getirdi. Kılıçdaroğu’nun bu ifadeleri karşısında Buket Aydın’ın gülerek “Bugün formunuzdasınız” demesi dikkat çekti. Gülmek biraz hafif kalır aslında. Hanımefendinin kahkahalarına siz de YouTube’dan ulaşabilirsiniz. Kahkahaları medyanın sefilliği üzerine bir yazının konusu yapıp geçersek hedefin büyük oranda tuttuğu söylenebilir. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin artık CHP tarafından yönetiliyor. Bunların yanında 5 il daha CHP’ye geçti ve ülkenin motoru olan yerlerin el değiştirmesi akımını desteklemesi açısından bir ilçe olsa da İzmit’i de burada sayabiliriz. Kısaca yazalım. CHP’nin hedefi tutmuş görünüyor.

HDP’ye bakarsak, HDP bu seçimin en enteresan konumlanan partisiydi. Büyük bir risk aldılar. Aday göstermeyerek seçime katılmayarak siyaset yaptılar. Seçmenleriyle aralarındaki bağı test ettiler. Hedeflerine bakalım: HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Kayyumlar eliyle gasbedilen bütün belediyeleri geri alacağız. Daha önce bizim olmayan belediyeleri de bu kervana ekleyeceğiz. Batıda ise faşizme kaybettireceğiz” dedi. Kayyumlar konusunda birkaç nokta dışında başarılı olduğunu söyleyebiliriz HDP’nin. Başarısız olunan yerlerde de aday konusunda sıkıntı olduğu önceden konuşuluyordu. Sadece Tunceli’nin özel bir durumu vardı bu yerler içerisinde. Batı’ya gelirsek HDP’nin seçmenini gayet iyi bir şekilde yönlendirdiğini AKP-MHP Bloğu’na kaybettirdiğini görüyoruz. Toparlarsak, HDP’nin hedefleri ülkenin doğusunda önemli oranda, batısında ise tamamen tutmuş durumda. İktidar medyasının ülkenin nüfus olarak büyük bölümünde seçime girmemiş bir partinin oy oranını değerlendirme çalışmaları da bu hedefin tuttuğunu gösteriyor.

Bir de İYİ Parti var. Almayı istedikleri şehirleri alamayan fakat Millet İttifakı içerisinde hep “X faktör” rolü oynayan bir parti İyi Parti. Oy oranlarına bakınca MHP ile hemen hemen aynı. Ellerinde il yok. İlçe Çok az. Fakat dediğim gibi. İttifak başarılı olduysa onların oylarıyla ve varlığıyla oldu. Eşiği atlatan çoğu yerde İYİ Parti oldu. Peki, başarılı mı İYİ Parti? Açıkçası buna kendileri karar verecek. Bana kalırsa başarılı. Eğer durum onları tatmin ederse başarılılar. Etmezse değiller.

Sonuç olarak, Türkiye’nin haritasını açıp önümüze koyduğumuzda illerle başka bir hikâye, ilçelerle başka bir hikâye, nüfus oranlarıyla başka bir hikâye, ekonomiye katkılarıyla başka bir hikâye yazabiliriz. Fakat hiçbir hikaye bu seçim sonrasında mutlu olanlar ile üzüntüyü, yenilgi hissini medyayla, propaganda aletleriyle, interneti manipüle etme gücüyle geçirmeye çalışanlar arasındaki zıtlığı değiştirmeyecektir. Zaten o zıtlık ve hedefler de bize seçimin galibini gösteriyor.