Geçen haftasonunu Kilis’te geçirdim. İnsanların IŞİD militanlarının sınırın öte tarafından fırlattıkları söylenen füzeler yüzünden kâbusu yaşadığı ilimizde. Ocak ayından bu yana 18 insan roketler yüzünden can verdi. Dün yine roketler düşerken, üstüne Gaziantep’te Emniyet Müdürlüğü’nü hedef alan IŞİD saldırısı geldi…  

Türkiye, AKP hükümetinin Suriye politikasıyla içten içe zehirleniyor. Memleket kimin eli kimin cebinde olduğu meçhul bir biteviye kriz haline teslim ediliyor. Bombalar Ankara ve İstanbul gibi büyük kentleri hedef almadığı sürece kimsenin umurunda olmuyor.

***

Kilis’te tepesine füze düşenlerin ailelerinin söylediği bir şey aklımdan çıkmıyor: “Roketler Kilis’e düşüyor deniliyor, burası Türkiye, roketler Türkiye’ye düşüyor!” Gel de bunu sorumluluk hissini her vakada klişe beyanatlar vermek zanneden bir siyasal zihniyete anlat!  

Memleketi öylesi bir yere çevirdiler ki, her türlü korku iklimini insanlarda içselleştirdiler. Sadece başına gelen olup bitenleri idrak edebiliyor. Ancak yakınlarını yitirenleri teskin edemiyorlar. İlle o gerekiyor. İnsanlar ancak başlarına gelince “Bu işe bir çözüm bulunsun, burası Muz Cumhuriyeti mi?” diyerek feryat ediyorlar.

***

Kilis dediğiniz 93 bin nüfuslu bir il. Çoğunluğu Türkmenlerden oluşuyor. Milliyetçi, muhafazakâr ve yüzde 60’dan fazla oranla iradesini AKP’ye teslim etmiş. AKP’nin Suriye politikalarının da birinci dereceden etkisini yaşıyor. Zira 127 binden fazla Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Ve başlangıçta kucakladıkları Suriyelilere öfke biriktiriyorlar. Sokaklarda dolaşan ‘çember sakallılardan’, ‘Halepliler’ dedikleri Suriyelilerle kültürlerinin farklılıklarından söz edenleri eksik değil. Kimisi Kilis’i artık yitirdikleri hissiyatını dile getiriyor. Kimisi işi komplo teorisine vurup, “Bizi buradan sürecekler, tümüyle Haleplileri yerleştirecekler” diyor. Kazan alttan alta kaynıyor.

***

Benim gördüğüm Kilis’teki AKP’lilerin de çok rahatsız olduğu. Onları ikiye ayırmak mümkün. Oylarını vermiş, ancak ideolojik olarak ‘saf olmayan’ sıradan insanlar. Valinin ‘abdestli olmak gerek’ açıklaması anımsatılınca sıkıntıyla geçiştiriyorlar. Aslında rahat konuşamıyorlar. 

İdeolojik olarak şartlanmış olanları bir yandan “Tayyip Erdoğan Kilis’in üzerine çadır mı gersin” diyor, diğer yandan da ‘dış mihraklar’ edebiyatını zerk ediyorlar. İkincisi kısmen tutuyor. Sorun şu ki bu söylemle yoğrulmaya çalışılan insanlara sorduğunuzda aradaki fark seriliyor. İçlerini kendi orijinal lisanlarıyla adeta patlama noktasına gelerek dökenlerde ‘dış mihraklar’ söylemi, ‘belletilmiş’ bir vaka olarak ağızlarda sırıtıyor.

***

İlk ve orta öğrenim tümden durmuş vaziyette. Resmi bir karar da yok. 7 Aralık Üniversitesi’nde durum farklı değil. Yüzlerce öğrenci kaydını dondurmuş. Sıradan ahaliye göç meselesi sorulunca, “Vali’ye sorun bakalım, eşi, çocuklarını nereye götürmüş” sözleriyle dalga geçerek yanıt veriyorlar. 

Bu koşullarda Türk insanının klasik tutumunu takınıyorlar, mevzuyu dalgaya vuruyorlar. Bir Kilislinin ifadesiyle: “Biz ne olacağımızı bilmiyoruz. Sabah evden çıkarken çoluk çocukla helalleşiyoruz. Bugün roket toto nereye çıkacak, nereye düşecek?”

***

Her şeye rağmen sınırda ve hedefte olmalarına rağmen Türkiye’nin sınır ötesi maceralardan yana olmadıkları izlenimi edindim. “Türkiye ne yapsın, Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasını ister misiniz” soruma ya “Askerimize yazık değil mi” yahut bir AKP’li vatandaşın dediği gibi “Orada büyük oyunlar dönüyor, girdi mi çıkmayabiliriz. Bizim için daha kötü olabilir” yanıtını almak içime su serpti. 

Kilis’in bu hali elbette komşudaki yangına su yerine benzinle gidilmesinin tezahürü. Türkiye’nin kentlerinde patlamaya hazır ‘bombalar’ yaratılmasına hizmet edenler utansın.