Sadece İngiltere’nin (Birleşik Krallık’ın) Avrupa Birliği’nden çıkma kararının belli olduğu Cuma günü teröre verdiğimiz şehit sayısı 6. 
Suriye’de savaş tüm hızıyla sürüyor. 
Her tarafımız sorun ve sorunlarımızın çözümü ancak temel hak ve özgürlüklerimizi koruyan bir demokratik rejimin varlığı ile olanaklı! 
Oysa bu rejimi bizzat iktidar yozlaştırıyor! 

Cuma günü bu sütunda yayımlanan “CHP: Demokrasi İçin Diren” başlıklı yazım çok ses getirdi:
Çoğunlukla CHP’den umut kesilmediğini, bu partinin Demokrasiye sahip çıkmasının hâlâ beklendiğini vurgulayan yansımalar aldım. 

Az da olsa, bazı okurlarım, Kılıçdaroğlu’nu pasif buluyor, o genel başkanlıktan ayrılmadıkça, CHP’nin etkili bir muhalefet yapamayacağını belirtiyorlardı.

***

Yazım Halk TV’nin en çok seyredilen programları olan Halk Arenası’nda Uğur Dündar tarafından tartışıldı ve Ayşenur Arslan’ın sunduğu MedyaMahallesi’nde de okundu… (Pazartesi günü Ayşenur’a ben de konuk oluyorum.) 
Yazının okunması tam bitmişti ki, telefon çaldı… 
Kemal Kılıçdaroğlu arıyordu: 
Hal hatır sorduktan sonra “CHP direnecek” diye konuya girdi.
“Türkiye gittikçe otoriter rejime kayıyor, Demokratik direnme yolları tıkanıyor. CHP demokrasiyi korumak için direnecek” dedi. 
Ben de Meclis’teki partilere ideolojik açıdan baktığımızda, AKP’nin Sünni İslamcı, MHP’nin Türkçü-İslamcı, HDP’nin Kürtçü (-İslamcı?) görüntü verdiğini anımsatarak, bir tek CHP’nin genel bir demokratik imaj sahibi olduğunu belirttim. 
Telefonda fazla ayrıntılı konuşmaktan hoşlanmadığım için nasıl direneceklerini sormadım; Kılıçdaroğlu da bu konuda detay vermedi. 
Sanıyorum, telefonlar dinlendiği, kaydedildiği, sonra da montajlanıp insanları suçlamak için sahte kanıtlar olarak kullanıldığı için her ikimiz de telefonda konuşmayı pek sevmiyoruz.

***

CHP, bugüne kadar, Demokratik rejimi temelden sarsan dokuz ana virajda çok sert ve kesin bir direniş sergilemeliydi: 
1) Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararı. 
2) Seçmen listelerinin iktidarca belirlenmesi, tırnak boyasının kaldırılması, SEÇSİS. 
3) Yargıyı siyasetin emrine veren 2010 referandumu. 
4) 17-25 Aralık soruşturmalarının üstünün örtülmesi. 
5) Erdoğan’ın, Başbakanlık’tan istifa etmeden girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimleri. 
6) Erdoğan’ın zaten haksız rekabetle kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, AKP Genel Başkanı olarak topladığı ve Davutoğlu’nu Genel Başkan seçtirdiği AKP kongresi. 
7) 7 Haziran seçimlerinden önce, Erdoğan’ın aktif olarak AKP propagandası yapması. 
8) 7 Haziran’dan sonra, Davutoğlu hükümeti kuramayınca, görevin Kılıçdaroğlu’na verilmemesi. 
9) 7 Haziran sonuçlarından memnun olmayan iktidarın, seçimleri 1 Kasım’da tekrarlama kararı. 
Hiç kuşkusuz CHP bütün bu konularda klasik muhalefet görevini yerine getirdi; ama bunun yeterli olmadığı bugün vardığımız noktada açıkçagörünüyor!

***

Erdoğan-AKP iktidarı, hiç saklayıp gizlemeden, açıkça ifade ederek, Anayasa’yı tanımıyor, Anayasa ve yasa dışı tasarruflarda bulunuyor, üstelikyargıya da müdahale ediyor. 
Oysa Yargı, Demokratik rejimin koruyucusudur. Hem Anayasa’yı ve yasaları tanımamak, hem de Yargıyı devre dışı bırakmak doğrudan rejim darbesidir. Elbette böyle bir durumda yolsuzluklar da doruk noktasına erişir! 
Dilerim CHP, Demokratik rejime sahip çıkmak için etkin direniş yolları bulur ve bu gidişe “Dur” diyebilir… 
Elbette onu bu direnişinde tek başına bırakmamak, demokratik olan her yolla desteklemek de gerekir!