Perşembe, Nisan 18, 2024

Kemerlerinizi bağlayın, kalkıyoruz!

rk Lirası yabancı paralar karşısında adeta devalüasyon yapılmışçasına yüzde 35e yakın değer kaybetti. Bunun nedeni de yükselen enflasyon karşısında faiz silahını kullanmak yerine faizi indirerek, Türk Lirasının değer saklama özelliğinin yok edilmesi oldu. 

Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon, ekonomimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri. Her gün fiyatlar hızla yükselirken, vatandaşlarımızın cebindeki paranın değeri hızla eriyor ve temel ihtiyaçları karşılamak zorlaşıyor. Enflasyon, sadece kişisel bütçelerimizi değil, aynı zamanda toplumun genel refahını da olumsuz etkileyen bir karanlık gölge olarak hayatımızın merkezine yerleşiyor.

Dün TÜİK, ENAG ve önceki gün İTO enflasyon verilerini bizimle paylaştı. Bugünkü endekse baz alınan 2003 yılından bu yana, bu kadar yüksek bir enflasyon oranıyla karşılaşmamıştık. Yaz ayları ülkemizde özellikle gıda fiyatlarından dolayı enflasyonun pek kıpırdamadığı hatta bir miktar düşüşü gösterdiği dönemlerdir. Nitekim 2003 yılı temmuz ayının tüketici enflasyonu yüzde -0,19 yine 2007 yılının temmuz ayının tüketici enflasyonu yüzde -0,49 olarak gerçekleşmiş. Özellikle son  2 yıldır her şey tersine dönmüş gibi..

Yüksek enflasyon, satın alma gücümüzü ciddi şekilde azalttı. Fiyatlar sürekli yükseldiği için aynı miktarda para ile daha az mal ve hizmet alabiliyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için daha fazla para harcamak zorunda kalıyoruz ve lüks olarak nitelendirmediğimiz şeyler bile giderek ulaşılmaz hale geliyor. Bu da yaşam standartlarımızın düşmesine ve refah seviyemizin gerilemesine neden oluyor.

Yüksek enflasyon, gelir adaletsizliğini derinleştirdi. Düşük ve sabit gelirli vatandaşlar enflasyonla mücadelede daha fazla zorlanırken, yüksek gelirli kişilerin satın alma güçleri daha az etkilenir. Bu durum, toplum içindeki ekonomik eşitsizlikleri artırır ve fakir ile zengin arasındaki uçurumu daha da genişletir.

Yüksek enflasyon, geleceğe yönelik güvensizlik yaratır ve insanların tasarruf ve yatırım eğilimlerini azaltır. Kimse gelecekte değerini yitirecek parayla yatırım yapmak istemez. Bu da ekonomide uzun vadeli yatırımların azalmasına ve ekonomik büyüme potansiyelinin kısıtlanmasına yol açar.

Enflasyon, ekonomik istikrarı tehdit eden ve vatandaşlarımızın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir olgu. Bu nedenle, ekonomi yöneticilerinin ve politika yapıcıların enflasyonla mücadelede kararlı ve etkili tedbirler alması gerekir.

2022 yılının Temmuz ayında yüzde 2,37 olarak gerçekleşen enflasyon oranı bu yıl yüzde 9, 49 gibi rekor bir orana yükseldi. Hazine ve Maliye Bakanımız attığı tivitle “Mali tedbirler, döviz kuru gelişmeleri ve ücret artışlarının etkisiyle enflasyon Temmuz’da yıllık yüzde 47,8 ile piyasa beklentileriyle uyumlu gerçekleşti” dedi. Kendisine faktörler üzerinden katılıyorum. Ama asıl konuşulması gereken bu faktörlerin altında yatan gerçek nedenler olmalı. Ayıca piyasanın yüksek enflasyonu beklemesi ne zamandır övünülecek bir durum oldu, anlayamadım…

Mali tedbirlerden kastı vergi artışları.. Çünkü harcamalar tarafında şu ana kadar herhangi bir şey göremedik. Vergi artışlarının nedeni ise öncelikle bütçe açığını ve dolaylı vergiler yoluyla satın alma gücünü aşağıya çekerek enflasyonun talep tarafını kontrol altına alma isteği. Bütçenin bu kadar açık verme nedeni ise seçim dönemi izlenen genişletici maliye politikaları. Talebin kontrol altına alma isteği düşük gelir grupları üstünde çalışır ama sorun burada mı? Bu grup uzun süredir yükselen fiyat artışları karşısında talebini öne çekiyor ve büyümeye katkı sağlıyordu. Ancak tipik enflasyonist dönemlerde olduğu gibi ekonomiyi ısıtan bu özellik bir süre sonra özellikle yoksulların satın alma gücünü enflasyonun aşağılara çekmesinden dolayı ters yönde işler. Yani talep ve büyümeye düşer. Burada talebi aşağıya çekilecekler daha yüksek gelir grupları olmalı bunun da yolu dolaylı vergileri artırmak olamaz.

Döviz kurunda Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2.turundan bu yana önemli bir hareket yaşandı. Türk Lirası yabancı paralar karşısında adeta devalüasyon yapılmışçasına yüzde 35’e yakın değer kaybetti. Bunun nedeni de yükselen enflasyon karşısında faiz silahını kullanmak yerine faizi indirerek, Türk Lirasının değer saklama özelliğinin yok edilmesi oldu. Tasarruf sahipleri başka limanlara yöneldiler. Zaten kronik olarak dış ticaret açığı sorunu olan ülkemizde bu da döviz kurlarının yukarıya doğru gitmesine neden oldu. Kurlardaki aşırı değerlemenin maliyet enflasyonu yaratması karşısında paniğe kapılan iktidar rezerv satışı ve KKM ile kontrol sağlamaya çalıştı. Seçime kadarda döviz rezervlerini eritmek pahasına idare ettiler. Deniz bitince de rasyonele döndük dediler.

Ücret artışlarına gelince, çok yüksek olarak lanse edilen asgari ücret daha işçinin eline geçmeden açlık sınırının altında kaldı. Kaldı ki emekçilerin yüzde 62’si asgari ücretle çalışır hale geldi. Merkez Bankasının enflasyon raporuna göre bazı sektörlerde bu oran yüzde 70’leri buluyor.  Ülkemizde asgari ücret ortalama ücret haline gelmiş, bunun yüksek olduğunu ve enflasyona sebep olduğunu tartışıyoruz. Ama fırsatçıklar ve kar marjlarını artıranlar hiç gündeme gelmiyor.

Şu ana kadar ortaya konan uygulamalar bu konuda çokta umut vermiyor. Ürkek politika faizi adımları, yan yolların kullanılmaya devam etmesi, faturanın zenginlere değil pastadan az pay alanlara çıkarılması, yerel seçimlere kadar kararlı bir enflasyonla mücadelenin olmayacağını söylüyor.

Enflasyon, ekonomik istikrarı tehdit eden ve vatandaşlarımızın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir olgu. Bu nedenle, ekonomi yöneticilerinin ve politika yapıcıların enflasyonla mücadelede kararlı ve etkili tedbirler alması gerekir. Mali disiplin, yapısal reformlar, istikrarlı para politikaları ve etkin fiyat kontrol mekanizmaları, enflasyonla mücadelede önemli adımlardır. Aksi takdirde, enflasyon ekonomimizin üzerindeki karanlık gölge olarak varlığını sürdürecektir ve geleceğimize dair umutlarımızı karartmaya devam edecektir.

Şu ana kadar ortaya konan uygulamalar bu konuda çokta umut vermiyor. Ürkek politika faizi adımları, yan yolların kullanılmaya devam etmesi, faturanın zenginlere değil pastadan az pay alanlara çıkarılması, yerel seçimlere kadar kararlı bir enflasyonla mücadelenin olmayacağını söylüyor. Döviz sorunu çözülemezse bu politikalarla enflasyon buradan  uçuşa geçer. Herkes kemerlerini bağlasın, gelecek günler daha yoksullaşacağımız zamanlara gebe.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

spot_img
PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

1 Yorum

  1. Enflasyonla mücadelede en önemli faktör yerel paranın faizidir.Yani yapılması gereken iş politika faizini artırmaktır.Üstelik % 40-50 düzeylerine yükseltmek gerekir.Önümüzde Arjantin örneği var.Politika faizlerini hep enflasyonun altında artırdılar.Enflasyon azdı.Bugün enflasyon % 110.Politika faizini % 45’ten %60’a çıkardılar ama hiç bir sonuç alamadılar.Demek ki politika faizini enflasyonun altında artırarak enflasyon önlenemiyor.Bu durumda enflasyonun üstünde artırmak gerekir.Eğer mevduat faizi reel getiri sağlarsa ve devlet tahvilleri de buna uygun gerçek fiyatlara gelirse yabancı talebi olur.Eğer bu durum gerçekleşirse ülkemize taze yabancı para girer.Kur baskısı azalacağı gibi kurlar düşmeye başlar.Reel faizi gören yatırımcı da TL’ye yatırım yapar.Mal ve hizmetlere talep düşer ve enflasyon frenlenir.Tabii kamunun da harcamalarını kısması gerekir.% 58-60 boyutundaki enflasyon yan tedbirlerle düşmez.Yüksek faiz artışıyla düşer.Bunu bilelim,buna göre davranalım.Syg.

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI