Kemalizm: Tarihsel deneyim mi politik reçete mi?

Roj Girasun
Araştırmacı. Sivil toplum örgütlerinin farklı kademelerinde yöneticilik yaptı. 2012’den bu yana farklı kuruluşlar bünyesinde yürütülen çeşitli araştırmalarda yer aldı. 2018'den bu yana Rawest Araştırma’nın genel müdürlüğünü yapmaktadır.

Berk Esen PolitikYol’da yayınlanan “Post Kemalizmin Çaresizliği” yazısıyla bir Kemalizm tartışması başlattı. Esen, yazısının çıkış noktası olarak akademisyen Levent Köker’in MedyascopeTV’deki programında Kemalizmi Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda büyük bir engel olarak tarif etmesini aldı. Esen, Köker’in hem programındaki söyleminden hem de Köker’in doktora tezindeki görüşlerinden yola çıkarak bu tartışmayı geliştirdi. Esen’in başlatmış olduğu Kemalizm tartışması oldukça anlamlı tam da bu yüzden yazısı ile ilgili birkaç önemli nokta üzerinde durulması gerekiyor.

Öncelikle Kemalizmin tarifiyle başlanmalı. Kemalizmin ele alınışı ve algılanışı Türkiye siyaset tarihi açısından her zaman netameli bir konu olmuştur.  Zira Kemalizmin tarifi her siyasi yapının ve grubunun inisiyatifine göre şekillenmiştir. Örneğin, “demokratik” ve “özgürlükçü” bir anayasaya vesile olduğu söylenen 27 Mayıs darbesi de baskıcı ve anti demokratik bir anayasaya vesile olduğu söylenen 12 Eylül darbesi de müdahalesindeki meşruiyeti Kemalizm üzerinden kurmuştur. Öyleyse yekpare ve homojen bir Kemalizmden bahsedemeyiz. Çünkü Kemalizm, Mustafa Kemal’in yer yer pragmatik olarak tarif edilebilecek siyasetiyle doğrudan ilintilidir. Berk Esen bu durumu Kemalizmin esnekliği olarak açıklıyor: “Halbuki, 20. yüzyılın ilk yarısında iktidara gelen Marksist ve faşist rejimlerin aksine Kemalizm esnek bir yapıya sahiptir.

Çünkü Kemalizm sanıldığının aksine bir ideolojik anlayış değil politik harekettir. Mustafa Kemal’in liderlik karizmasıyla şekillenen bu politik hareket, 1930’lardan itibaren Kadro Dergisi sayesinde kuramsal bir çerçeveye büründürülmeye çalışılmıştır. Ancak Kadro Dergisi ve aydınlar uğraşsalar da Mustafa Kemal’in ölümünün ardından Kemalizm tam da kuramsal açıdan sıkıntıya düşmüştür. Mustafa Kemal’in ardından onun kişi kültü etrafında şekillenen Kemalizm asker, bürokrasi, sivil ve aydın hareketinin ayrı yerlerden tutunduğu ve kendilerine göre şekillendirdiği bir “ideoloji” olmuştur. Bu yüzden askeri vesayet, sivil siyasete yapacağı her müdahaleyi kendi Kemalizmine göre şekillendirmiştir.

Berk Esen’in yazısına geri dönülürse, kendisinin olumlu bir olgu olarak tarif ettiği esneklik Kemalizmin her siyasi ittifak için meşruiyet bayrağı olmasına yol açmıştır. Nitekim yakın dönemde 2015 – 16’dan sonra Erdogan iktidarına veya Cumhur İttifakı’na eklemlenen ve kendilerini Kemalist olarak tanımlayabilecek epey bir grup oldu. Mavi Vatancılardan Ulusalcılara, Dogu Perinçek grubundan birtakım emekli askerlere kadar kendisini Kemalist olarak tanımlayabilecek çokça siyasetçi veya grup Erdoğan veya Cumhur ittifakının siyaset ve söylemine hizmet eden bir pozisyonda işlev gördüler veyahut görmeye devam ediyorlar. Benzeri şekilde, Erdoğan’ın iktidar ortağı MHP veya Bahçeliyi herhalde kimse anti-Kemalist bir cephede konumlandırması beklenemez. Yani AK Parti’nin 20 yıllık iktidar döneminin ilk 10-12 yılına değil fakat 2015-16 sonrası dönemine kendisini Kemalist olarak tanımlayacak farklı aktörlerin ve grupların en fazla eklemlendiği dönem oldu. Misalen, iktidarın bağımsız medya kuruluşlarına karşı bir kampanyaya dönüştürmeye çalıştığı “yabancı fon” meselesinde fitili ateşleyen ve iktidara bu pası atan yine kendisini Kemalist olarak tanımlayan bir mecra. Hasılı Kemalizm’in daha pozitif bir versiyonu seçilerek yapılacak her övgünün  karşısına pekala Kemalizm’in daha negatif versiyonu hem tarihsel hem de güncel olarak çıkartılabilir.

Buna ardına kadar kapıları açan esneklik, yazının başında da belirtildiği üzere Kemalizmin en başından itibaren ideolojik bir zemine oturamamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum Mustafa Kemal’in siyaset anlayışıyla da yakından ilgilidir. Mustafa Kemal’in tasavvurundaki batı dünyasının içinde yer alan modern  Türkiye  isteği  Türkiye’nin nasıl ve hangi yolla modern olacağını pek kapsamaz. Mustafa Kemal ise kendi vizyonunu topluma dayatmak üzerinden bir siyasi anlayış geliştiriyor. Bu siyasi anlayışta doğrusallık ve tutarlılık da aranmamalı. Çünkü bizzat Mustafa Kemal siyasi anlayışı pragmatizme dayanıyor.

Türkiye’nin bir kısım siyasetçisi ve aydını için Mustafa Kemal’in pragmatizmi pek de önemli olmadı, onun Türkiye’yi batılı bir devlet yapmak üzerinden geliştirdiği “çağdaşlık” tanımı bir övgü nedeni  oldu. Ancak Kemalizmi bir takım kalkınmacı ve aydınlanmacı politikalardan ibaret olarak görmek başka arızi noktaları da beraberinde getiriyor. Bu şekilde Mustafa Kemal ve onun liderliğindeki Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF’nın) Türkçülüğe dayanan otoriter eğilimleri ve dayatmacı seküler politikaları göz ardı ediliyor.

Cumhuriyetin kuruluş yılları ve Mustafa Kemal’in liderliği üzerinden yaratılan romantizm de bu politikaları göz ardı etmenin duygusal aracı oluyor.

Bugün Mustafa Kemal’in modern bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak üzere sahneye çıkması, Türkiye’de yaşayan çok sayıda insan  için şüphesiz oldukça önemli. Ancak bu romantizmden uzaklaşılmalı ve objektif bir perspektif geliştirilmeli. Böylece Mustafa Kemal’in “milli mücadele” dönemindeki söylemleriyle 1930’lardaki söylemlerinde çok derin farklar olduğu daha iyi kavranabilir.

Mustafa Kemal’in dahi söylemleri yıllar içinde nasıl değişiyorsa elbette onun ölümünün ardından kurumsal olarak gelişen Kemalizm de yıllar içinde değişti. Esen biraz da bu sebeple bir özcülük eleştirisi yaparak bütün Türkiye tarihine hakim olan otoriter bir devlet ideolojisi olarak Kemalizmden bahsedilemeyeceğini anlatıyor. Bu bakış açısı metodolojik açıdan doğru; ayrıca yazının başında Kemalizm’in kuramsal ve tutarlı bir ideoloji olmadığının altı da bu yüzden çizildi. Ancak şunun da altı çizilmeli Türkiye tarihi boyunca tek ve yekpare bir Kemalizmin olmaması, Kemalizm’in kurucu anlayış olarak otoriter bir düzlemde kurulmadığı anlamına gelmez. Tam da otoriter bir düzlemde kendisini inşaa ettiği için Kemalizmi takip ettiğini söyleyen her siyasi grup ya da bürokrasi içerisindeki grup baskıcı politikaları meşrulaştırdı. Takrir-i Sükun politikaları; Sol ve İslami muhalefetin yasaklanması; Türkçü ve faşizan politikalar cumhuriyet kurulduğunda nasıl hakimse Türkiye tarihinin çeşitli dönemlerinde başka şekillerde kendini yeniden göstermeye devam etti. Bu vesileyle demokratik bir Türkiye yaratmak için yeni bir tarih okuması ve perspektifi geliştirmek gerekiyor.

Böylesi bir perspektif için tartışma Kemalizm ve post-Kemalizm ikileminden çıkarılmalı. Çünkü bu ikilemde Türkiye’nin tarihinin bütün kötülükleri ya Kemalist bürokrasiye havale ediliyor ya da onunla karşı karşıya gelen sivil siyasete. Halbuki Türkiye tarihi gösterdi ki Kemalist otoriterliğe karşı demokratik taleplerle gelen Menderes de bir noktadan sonra baskıcı politikaların uygulayıcısı oldu. Askeri vesayetle mücadele eden Erdoğan ve AKP’de önemli demokratik açılımlarla başladığı siyaset anlayışlarını yine otoriter eğilimlere sığdırdılar. Bu sebeple Kemalizm ve post-kemalizm ikilimine karşı bir üçüncü yol yaratmak gerekiyor. Bu üçüncü yol; yeni bir kuruluş hikayesi yaratmak ve ona sahip çıkmaktan geçiyor. Türkiye’deki muhalefetin Erdoğan’ın otoriter rejimi karşısında bocalaması da yeni bir kuruluş hikayesi yaratmak yerine alışıldık Kemalist tarih yazımını tekrarlamasından kaynaklanıyor. Oysa Türkiye’nin bugünkü ana problemlerinden biri, mevcut kuruluş hikayesinin, iflas etmiş olmasıdır. Esen’in yazısında düştüğü önemli yanılgı da, iflas eden bu kuruluş hikayesinden demokratik bir miras çıkarmaya çalışmasında. Mevcut kuruluş hikayesinin üzerine bir gelecek inşa edilemez.

Çünkü bugünkü sorunların ana , ana sebeplerinden biri de bu mevcut kuruluş hikayesidir.

Yeni bir Türkiye istiyorsanız, kuruluş hikayesini de yeniden yazmanız, yeni bir hikaye anlatmanız gerekir. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı sırasında aldığı destek ve kazandığı başarıyı sonrasındaki tek parti dönemi ulus inşası politikaları için meşruiyet üretmeye tahvil etmek ve bunu bugün savunmak Kemalizme politik bir reçete olarak başvurmanın yeniden yolunu açıyor. Oysa Kemalizmi tarihsel bir deneyim olarak kabul ederek bundan dersler çıkarmanın yeni bir kuruluş hikayesinin yazımına büyük katkı sağlayacağını unutmamak gerekir.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Roj Girasun
Araştırmacı. Sivil toplum örgütlerinin farklı kademelerinde yöneticilik yaptı. 2012’den bu yana farklı kuruluşlar bünyesinde yürütülen çeşitli araştırmalarda yer aldı. 2018'den bu yana Rawest Araştırma’nın genel müdürlüğünü yapmaktadır.
spot_img

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
40,243TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da
%d blogcu bunu beğendi: