Manidar bir şekilde özgürlük ve demokrasi kapitalizmle uyumlu değildir. 

Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok kişi demokrasi ve özgürlüğün kapitalizmin ayrılmaz bir parçası olduğunu kanıksamış durumda. Milton Friedman, Kapitalizm ve Özgürlük[2] adlı kitabında daha da ileri gider ve kapitalizmin bu her iki kavram için gerekli olduğunu iddia eder. 

Şüphesiz ki kapitalizmin doğuşu ve yayılışı bireysel özgürlüklerin genişlemesini ve daha demokratik siyasal organizasyonların inşası için verilen halk mücadelelerini beraberinde getirmiştir. Bunu söyledikten sonra kapitalizmin özgürlük ve demokrasiye mani olduğu savı birçokları için kulağa garip gelmektedir. 

Kapitalizmin bu değerlerin gelişimini engellediğini söylemek, kapitalizmin her şartta demokrasi ve özgürlükle aykırı düştüğü anlamına gelmemelidir. Bilakis, basit süreçleri işletirken, kapitalizm, demokrasi ve özgürlüğün hiç çare bulunamayan eksikliklerini kapatmaktadır. Fakat yine aynı kapitalizm bir yandan demokrasi ve özgürlüğün sınırlı formlarını yükseltirken bir yandan da her ikisinin düşük bir değerle gerçeklemesini dayatmaktadır. 

Bu değerlerin özünde kendi kaderini tayin etme vardır: İnsanların kendi hayat koşullarını belirleme ve onların kapsamını genişletmenin mümkün olduğuna dair inanç. 

Birinin eylemi başka birini etkilediğinde, eyleme maruz kalan kişi kimseden izin almadan eyleme kalkışabilir. Özgürlüğün bağlamı budur. Fakat eylem diğerlerinin hayatlarını da etkilediğinde, söz konusu diğer insanların da eylemde söz hakkı doğar. Bu ise demokrasinin bağlamıdır. Her ikisinde de önem arz eden insanın, hayatını belirlemede daha fazla kontrol sahibi olmasıdır. 

Pratikte insanın her seçimi başkalarını öyle ya da böyle etkiler. Herkesin kendini ilgilendiren karara katılmasını beklemek imkânsız olur ve her sosyal düzen insanların sırtına yük olan, anlaşılabilir düzeyde bir demokratik katılım içerir. Bu nedenle ihtiyacımız olan, demokrasi meselesi ile özgürlük meselesini ayıran bir kurallar bütününü belirlemektir. Toplumumuzda böyle bir ayrım, genellikle özel-kamusal alan ayrımına yapılan referansta ortaya çıkmaktadır. 

Özel ile kamusal arasındaki çizgide doğal ya da spontan hiçbir şey yoktur. Tamamen sahtedir ve sosyal süreçlerce korunmaktadır. Bu süreçlerden devşirilen görevler karışık ve çoğu kez tartışmaya açıktır. 

Devlet, kamu-özel ayrımını aktif biçimde tatbik eder ve diğer toplumsal normları ya muhafaza eder ya da yok olmaya bırakır. Kamu-özel ayrımı sıklıkla belirsiz kalır. Tam anlamıyla demokratik bir toplumda bu ayrım, demokratik müzakerenin öznesidir. 

Kapitalizm özel ile kamusal arasındaki ayrımı, gerçek bireysel özgürlüğün gerçekleşmesini içeren ve demokrasinin faaliyet alanını sınırlayan bir yolla, kurar. Bunu sağlayan beş yol/araç mevcuttur. 

1. “Çalış ya da açlıktan öl” özgürlük değildir

Kapitalizm, ferdi servetin dolaşımı ve piyasa aracılığıyla karın takibine bağlıdır. Bu “özel” aktivitelerden doğan ekonomik eşitsizlikler kapitalizme içkindir, filozof Philippe van Parijs bunu “gerçek özgürlük” olarak tanımlar. 

Ne olursa olsun, özgürlüğün anlamı, “hayır” diyebilmeyi de kapsamalıdır. Zengin biri maaş karşılığı çalışmama kararını özgür bir şekilde verebilir, fakir bir kişiyse geçim derdinden bağımsız olarak kolayca bu kararı veremez. 

Ancak özgürlüğün anlamı bundan daha derindir. Bu aynı zamanda birinin hayatında pozitif şekilde hareket edebilmesidir – yani sadece cevabı değil, soruyu da belirleyebilmektir. Zengin ebeveynlerin çocukları kariyerlerinde ilerleyebilmek için ücretsiz staj yapabilirler, oysa fakir çocuklar için bu mümkün değildir. 

Kapitalizm bu anlamda çoğu insanı gerçek özgürlükten mahrum eder. Bolluğun ortasında fakirliğin bulunmasının nedeni maddi kaynaklar ile kendi kaderini tayin için gerekli kaynaklar arasındaki doğrudan denklemdir. 

2. Kapitalistler karar verir 

Kamusal alanla özel alan ayrımındaki yol, demokratik kontrolden gelen, birçok insanı etkileyen ve kritik kararların dışlandığı kapitalizmde kısalmaktadır. Çoğu temel hakka, kendi kaderini tayinin temelinde olan yatırım yapma veya yapmama serbestisini sağlayan sermayenin özel mülkiyeti eşlik eder. 

Şirketin üretimi bir yerden başka bir yere taşıma kararı, her iki yerde de herkesin hayatında radikal bir etki yapsa bile, özel bir meseledir. Birisi özel sektörün ellerinde bu kaynakların toplanmasını işgücünü verimli kılmak açısından gerekli olduğunu savunuyor olsa dahi, bu kararların demokratik kontrolden dışlanması kendi kaderini tayin kapasitesini yok eder. 

3. Sabah 9 akşam 5 çalışmak zorbalıktır 

Kapitalist şirketler işyeri diktatörlüğünün örgütlenmesine izin verir. Patronun gücünün en önemli bileşenlerinden biri, çalışanlarına ne yapacaklarını dikte ettirebilmesidir. İş akdinin temeli budur: iş arayan biri, alacağı maaşın karşılığında patronun sözlerinin üstünlüğünü kabul eder. 

Elbette patron işçilere hatırı sayılır bir otonomi verebilir ve bu bazı durumlarda karın maksimize edilmesinin de yollarından biridir. Ama böyle bir otonomi patronu alacağı yönetme zevkinden alıkoyar. Hiçbir kendi kaderini tayin, otonominin sağlanmasını elitlerin kararlarının insafına bırakmaz. 

Bir kapitalizm savunucusu şunu söyleyecektir: patronun yönetimini beğenmeyen bir işçi işten ayrılabilir. Ancak bu durumda ayrılan işçiler yine benzeri kapitalist şirketlerde çalışmak üzere iş arayacaklar ve patronun dikte edeceği emirlerin öznesi olmaya devam edeceklerdir. 

4. Hükümetler kapitalistlerin özel çıkarlarına hizmet etmelidir

Büyük yatırım kararları üzerindeki özel kontrol, kamu otoriterleri üzerinde kapitalistlerin faydasına kurallar uygulamak için baskı yaratır. Yatırımın ve sermayenin hareketlerinin azalacağı korkusu her zaman kamu politikaları tartışmasının arka planındadır. İdeolojik aidiyeti ne olursa olsun siyasetçiler, “iyi bir ekonomik hava” oluşturmak için sistem tarafından endişelenmeye zorlanır. 

Ayrıcalıklı sınıfın endişelerine öncelik verilmesi demokratik değerlerin içini boşaltır. 

5. Elitler siyasal düzeni kontrol eder

Sonuç olarak, zenginlerin siyasi iktidara erişimi diğerlerine göre daha fazladır. Bu durum tüm kapitalist demokrasilerde mevcuttur, hatta bazı ülkelerde refah bazlı eşitsizlikler diğerlerine göre daha fazladır. 

Siyasal iktidara erişim mekanizmaları çok çeşitlidir: siyasi kampanyalara bağışlar, ekonomik lobi çalışmaları, elit sosyal ağ çeşitleri, rüşvet ve diğer yolsuzluk formları. 

ABD’de sadece zengin bireyler değil kapitalist şirketler de özel kaynaklarını siyasi amaçlara ulaşmak uğruna kullanmaktadır. Siyasi iktidara erişimin bu farklı yolları demokrasinin temel prensiplerini geçersiz kılar. 

Bu sonuçlar, bir ekonomik düzen olarak, kapitalizm için oldukça yaygındır. Ancak bu, söz konusu sonuçların bazı kapitalist toplumlarda hafifletilmediği anlamına da gelmemelidir. Farklı zaman ve yerlerde birçok politika, kapitalizmin özgürlük ve demokraside yarattığı bozukluğu telafi etmek için hazırlanmıştır. 

Kamusal kısıtlamalar, kamu-özel arasındaki ayrımı aşındırma yoluyla, özel yatırımı empoze eder; güçlü kamu sektörü ve aktif devlet yatırım şekilleri sermayenin hareketlerini zayıflatabilir; özel mülkiyetin/zenginliğin seçimlerde kullanımı üzerindeki sınırlandırmalar ve siyasi kampanyaların devlet desteği paranın siyasi iktidar üzerindeki tahakkümünü azaltabilir; iş kanunu işçilerin siyasi arenadaki ve işyerindeki kolektif kuvvetini güçlendirebilir; ve geniş çeşitlilikteki sosyal devlet politikaları özel mülkiyete içkin uygulamalar olmadan gerçek özgürlüğü arttırabilir. 

Siyasal şartlara bağlı olarak, kapitalizmin antidemokratik ve özgürlük kısıtlayıcı yüzleri mazur görülebilir ama bu iki değer de tamamen yok edilemez. Kapitalizmin evcilleştirilmesi, sosyal demokratların savunacağı politikaların ana hedefi olmalıdır. 

Fakat özgürlük ve demokrasinin tam anlamıyla hayata geçirilmesi için, kapitalizmin sadece evcilleştirilmesi yetmez. Bunun için onu alaşağı etmek gerek.

[1] Erik Olin Wright, Wisconsin Üniversitesi Sosyoloji Profesörü, birçok kitabın yazarı. Yayınlanan son eseri Kapitalizme Alternatifler: Demokratik bir ekonomi için önermeler adını taşımaktadır. 

[2] Söz konusu eserin Türkçesi aynı adla Plato Film Yayınları tarafından 2011’de yayımlanmıştır.


Bu makale orijinalinden Türkçe’ye Şerif Egemen Ahmet tarafından PolitikYol için çevrilmiştir.