MEB: 10-11 ve 12 Mayıs’ta uzaktan eğitime ara verilecek

Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı tüm resmi ve özel okullar, kamu çalışanlarının idari izinli sayıldığı 10-11 ve 12 Mayıs'ta uzaktan eğitime ara verecek. Cumhurbaşkanlığı Personel ve...

Kapanma değil kapatılma

Türkiye bugünden itibaren 18 günlük bir “tam kapanma” dönemine girdi. Adı tam kapanma ama kapanan sadece küçük esnaf ve halk görünüyor. Nitekim DİSK’in hazırladığı rapora göre kapanma sürecinde 26 milyon çalışandan 16 milyonu işe gitmeye devam edecek.

Bu kapanma kararı ile birlikte ne yazık ki en çok konuştuğumuz konu, pandeminin etkisinin azalması, vaka ve vefat sayılarının düşmesi değil, bu süre içinde içki satışının yasaklanması oldu.

Hemen ifade edelim ki, bu dönemde içki satışına yönelik yasaklamanın, Koronavirüsle mücadele ile ilgisi olmadığı açık.

İçki satışına yönelik bu yasaklama, sadece insanların yaşam tarzlarının, bireysel tercihlerine, özgürlüklerine doğrudan müdahale değil aynı zamanda keyfi olduğu için de hukuki değildir. Nitekim yasaklamalarla ilgili yayınlanan genelgede içki satışının yasaklandığına dair bir karar da yoktur. Ki genelgede böyle bir karar olsa bir bu yasal olabilir ama bu yasallık ona meşru kılmaz.

Siyasi iktidar ve ona yakın yazarlar, uzmanlar bu yasaklamayı, meşrulaştırmak için Avrupa dahil dünyanın çeşitli ülkelerinden örnekler veriyorlar. Ancak o örneklerin hiç biri içki satışını “süreli” yasaklamıyor. Dünyanın farklı yerlerinde içki konusunda kısıtlama sadece içkinin kamusal alanda tüketilmesi ve satış saatiyle ilgili sınırlamadır.

YASAKÇI BAKIŞ YENİ DEĞİL

Dahası içki konusundaki siyasi iktidarın yasakçı duruşu sadece pandemi kapsamında gündeme gelmiş değildir. Bunun daha öncesi de vardır.

Şimdi olan ise pandeminin, siyasi iktidarın yasakçı zihniyetini meşrulaştırmak için gerekçe olarak kullanılmasıdır

Siyasi iktidar içki tüketimi konusunda temel pozisyonu yasalardan kaynaklanan denetim fonksiyonundan önce içinden geldiği kültürel kimlikten hareketle kısıtlayıcı hatta yasaklayıcı role soyunmasıdır.

Kısıtlayıcı ve yasaklayıcı olmasının temelinde, kültürel kimliğinden hareketle; “ahlak”ı tanımlamakla kalmayıp onu biricikleştirerek, tüm Türkiye’yi bu ahlaka uymaya zorlaması vardır.

AHLAK MI DİYORSUNUZ?

Burada temel sorun, “ahlak”ın ne olduğu ve “kim tarafından” tanımlandığıdır.

Ahlakın ne olduğuna siyasi iktidar, kendi kültürel kimliğinden hareketle karar veriyor ve bu tanıma uymayan her şey gayri ahlaki ilan ediyor.

İçki konusunda olan durum budur.

Peki bu ahlakın meşruiyeti ne? Siyasi iktidarın geldiği kültürel kimlik yani “din”. Eğer öyle ise öznesi siyasi iktidara yakın kişi ve kurumların olduğu bağlı oldukları dini inanışa aykırı pek çok gayri ahlaki olan ve her biri suç olan gelişmeleri nasıl açıklayacağız?

Yine bu ülkede yaşayan farklı dinlerden, farklı kültürel kimliklerden olanların ahlakı ne olacak? Onlar ahlaksız mı?

O yüzden ahlakın referansı din değil, bizatihi insanlar arasındaki ilişkilerdir.

Bu açıdan herhangi bir siyasi iktidarın kendi kültürel kimliği üzerinden ürettiği ahlaki değerleri biricikleştirerek bunu tüm topluma devletin güç ve imkanları ile empoze etmesi, bu yönde yasaklayıcı, kısıtlayıcı kararlar alması ne hukukla ne de demokrasiyle bağdaşır.

Çünkü toplum heterojen yani çoğulcudur. Dinin kendisi de öyle. Her din içinde farklı yorumlar bunun sonucu farklı tarikat ve cemaatler vardır. Bu dini yorumlardan birinin devlet eliyle topluma empoze edilmesi dinin sivil özüne de aykırıdır.

BİZİ KISKANANLAR NE YAPIYOR?

Pandemi ile mücadelede içinde olduğumuz aşamada iktidarın önceliği aşılmayı hızlandırmak olması gerekirken, 18 günlük tam kapanma ile virüsün yayılma hızını engellemeye çalışıyor. Bir yıldan fazladır becerilemeyen şeyin 18 günde başarılması elbette imkan dahilinde değildir. Pandemi ile mücadelede bu aşamada öncelik aşılamaya hız verilmesi olacaktır.

Dahası siyasi iktidar, 18 günlük kapanma kararının yaratacağı ekonomik sorunları, farklı toplumsal grupların uğrayacağı mağduriyetleri gidermek konusunda hiçbir adım da atmıyor, kaynaklarının halka değil daha öncesinde olduğu gibi kendisine yakın şirketlere harcamayı tercih ediyor. Nitekim 18 günlük kapanmada hazine garantisi kapsamında yandaş şirketlere yapılacak ödeme yaklaşık 1.5 milyar TL.

Siyasi iktidar yandaşlara bonkörken ihtiyacı olan vatandaşa ise o kadar değil. Nitekim, IMF’nin yaptığı araştırmaya göre Türkiye pandemide halkına en az yardım eden ülkelerden birisi.

Bizi kıskanan ülkelerden ABD halkına milli gelirinin yüzde 25.4’ü kadar yardım dağıtmış. Yine İngiltere milli gelirinin yüzde 16.3’nü, Almanya ise yüzde 11’ini haklına yardım olarak dağıtmış.

Türkiye mi?

Türkiye ise milli gelirinin sadece yüzde 1.1’ni halkına yardım olarak dağıtmış.

Halkına yardım etmeyen siyasi iktidar, pandemi ile mücadelede aşılamaya hız vermeyi öncelik haline getirmiyor ama içki yasağını getiriyor.

Bunun nedeni basit. İçki yasağı bizler için yaşam tarzına, özgürlüklere müdahale iken, bu siyasi iktidar için kimlik siyasetinin bir parçası; seküler yaşama ait semboller üzerinden kendi tabanının konsolide etmenin nafile çabası.

Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,554BeğenenlerBeğen
209TakipçilerTakip Et
30,665TakipçilerTakip Et
9,464AbonelerAbone

GÜNDEM

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da