‘Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi’

Funda Çapar
Lisans eğitimini İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Üniversite yıllarında kitap, tiyatro, satranç ve çevre kulüplerindeydi. 1999-2006 yılları arasında İstanbul’da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından on yıl özel bir şirkette proje yönetiminde çalıştı. Bu esnada Beykent Üniversitesi İnsan Kaynakları ve Örgütsel Değişim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı, ayrıca ICF onaylı ACTP belgeleri aldı. 2016 yılında profesyonel çalışma hayatını bırakarak edebi anlamda yazın ve okuma çalışmalarına dahil olmaya başladı. Roman, öykü ve tiyatro metinleri üzerine çalışmaktadır.

Eserin kurmaca karakteri olan Bloch’un bakış açısından üçüncü tekil bir anlatımla yazılan kitap şu cümlelerle başlar: “Kaleci topun yuvarlanıp çizgiyi geçişine baktı…” Kaleciyle atış yapan oyuncu arasındaki sözsüz iletişim de önemlidir romanda, son sahne bir penaltı anıdır…

2019 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Peter Handke, İkinci Dünya Savaşı sonrası deneysel edebiyat yaklaşımının önemli temsilcilerinden biridir. Edebi anlatı, şiir ve tiyatro oyunları yazmıştır. Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi, Hahdkenın, ilk olarak 1970 yılında yayımlanan pek çok dile çevrilmiş  önemli bir edebi anlatısıdır.

Eserin kurmaca karakteri olan Bloch’un bakış açısından üçüncü tekil bir anlatımla yazılan kitap şu cümlelerle başlar: “Kaleci topun yuvarlanıp çizgiyi geçişine baktı…” ve şu cümlelerle esas anlatı başlar: …Eskiden tanınmış bir kaleci olan montör Josef Bloch’a öğleden önce işbaşı yapmaya gittiğinde işten çıkarıldığı bildirildi. En azından,  Bloch işçilerin o sırada mola verdiği şantiye binasının kapısında göründüğünde sadece ustabaşının yemeğinden başını kaldırmasını böyle bir bildirim olarak yorumlayıp şantiyeden ayrıldı…” soluğu Nachmarkt’ta (Viyana’da kurulan bir sebze meyve pazarı) alan Bloch bir şeyler atıştırır, çeşitli tezgâhlar arasından geçip sinemaya gider ve orada rahat bir nefes alır. Neden? Çünkü gördüğü her şeyden rahatsız olmakta, olabildiğince az şey algılamak istemektedir. Ertesi gün futbol maçı izlemeye stadyuma gider, bitiş düdüğü çalmadan oradan ayrılır, neden erkenden ayrıldığı romanın sonunda netleşecektir.

Bloch’un birkaç gün içinde yaşadığı her şey ayrıntılı bir şekilde tasvir edilir; gördükleri, işittikleri ve yaptıkları. Çevreyle temasında dışardan gelen en ufak bir uyarıyı zihninde anlamlandıran bir karakteri takip eder okur. Dikkat çeken bir husus Bloch’un resimli dergiler, afişler dışında yazıya katlanamamasıdır, sonrasında konuşmalara da katlanamadığını belki de algılayamadığı ve kendince anlamlandırmalara girdiğini okuruz. Tıpkı romanın en başında olduğu gibi.

Bir garson kızın peşine düşmesi ve ardından olanlardan sonra kaldığı otelden ayrılır ve güneydeki bir kasabaya gider. Sınırdaki bir kasabadır burası. Romanın üçte ikisi burada geçer. Kentten gelen Bloch’un kırsal bir alandaki ilk izlenimi şu satırlardan okunur: “… Bir tarla üstünde daireler çizen bir doğan gördü. Sonra doğan olduğu yerde kanat çırpıp dalışa geçince, kuşun kanat çırpışıyla dalışını değil, tarlada kuşun inmesi söz konusu yeri gözlediğini fark etti; doğan dalışını yarıda kesmiş ve gene yükselmişti.

Garip bir şey daha vardı: Bloch önünden geçtiği mısır tarlasında ekin dizileri arasından tarlanın öbür ucunu göreceğine sadece saplar, yapraklar ve bu da yetmez gibi, içlerinden yer yer çıplak tanelerin belirdiği koçanlardan oluşan, geçit vermez bir orman görüyordu. Bu da yetmez gibi mi? Caddenin altında kalan çayın şarıltısı oldukça güçlüydü, Bloch afalladı…” 

Bloch’un kent yaşamındaki becerilerinin doğa karşısında bir işe yaramadığı açıktır. İnsanların içine karışınca yine pür dikkattir, uçan bir sineği, ha bire yuvarlanıp duran elmaları, kadınları gözden kaçırmaz fakat onlarla iletişimi sıkıntılıdır. Sebebi dildir.

Bir gümrük memuru, lokanta işletmecisi, garsonlar, bir çiftlik sahibi, berber, okulda bir hademe, şarküteride tezgâhtar gibi gibi, kasabada olabilecek, isimleri değil meslekleriyle kişiler sızar romana. Kültürle birlikte gelişen mesleklerin insanın -doğadan iyice kopan insanın- tüm benliğini ele geçirmesine yönelik de eleştiri sunan romanda, bunun sonuçları  Bloch karakteri üzerinden okunur.

Kasabada geçmişte de yaşanmış polisiye olaylar vardır. Gazetelerden takip edilen ve insanlar arasında konuşulan bu olaylardan biri de iki gün önce yaşanmıştır. Konuşamayan bir öğrenci kayıptır, çocuğun bisikleti bulunur ama kendisi yoktur. Çocuğa ne olduğu kasabadakilerden çok okurun umurunda olacaktır. Bu olay kitabın sonuna kadar merak ve gerilim unsuru olmayı sürdürür.

Bloch karakterinin sözcüklerle derdi vardır. Roman boyuna bariz olan bu sıkıntının doruk bir hali şu satırlardan okunur:

“…Her nesnenin görüntüsünü hemen nesnenin adı izliyordu. Sandalye, elbise askısı, anahtar. Ortalığa erkenden böyle bir sessizlik çökmesi, gürültüler dikkatini artık dağıtmasın diyeydi; her yer bir yandan böyle, çevresindeki nesneleri görebileceği kadar aydınlık, öte yandan böyle, hiç bir gürültünün dikkatini dağıtamayacağı kadar sessiz olduğundan nesneleri sanki kendi reklamlarıymış gibi görüyordu… Uyuyana kadar tekrarlamadan ya da mırıldamadan edemediği belli reklam spotlarından, moda melodilerden ya da milli marşlardan duyduğu iğrentiye benzer bir iğrentiydi…”  Romanın sonuna yaklaşıldığında ise -bir paragrafta- kelimeler yerini sembollere bırakır. Dilin ve yazının çözünmesi, erimesidir; boşlukların olması ise normaldir…

Bir vergi memuruyla iletişiminin ardından ticari değeri olan şeylerin fiyatını öğrenmeyle epey zaman harcar Bloch. Zaten roman boyunca parasız olan karakter, telefonla aradığı eski arkadaşlarına bir türlü ulaşamaz, beş parasız kaldığında eski karısından borç para ister. Dükkânlara öteki karakterler üzerinden de roman boyunca dikkat çekilir ve son sayfalarda  Bloch’un  zihninde şu cümleler dönmeye başlar: Dükkânlar öyle yerleştirilmişti ki insan artık hiçbir şeye işaret edemiyordu; çünkü tek tek nesneler birbirlerini örtüyordu...

Kaleciyle atış yapan oyuncu arasındaki sözsüz iletişim de önemlidir romanda, son sahne bir penaltı anıdır…

 

Funda Çapar
Lisans eğitimini İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Üniversite yıllarında kitap, tiyatro, satranç ve çevre kulüplerindeydi. 1999-2006 yılları arasında İstanbul’da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından on yıl özel bir şirkette proje yönetiminde çalıştı. Bu esnada Beykent Üniversitesi İnsan Kaynakları ve Örgütsel Değişim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı, ayrıca ICF onaylı ACTP belgeleri aldı. 2016 yılında profesyonel çalışma hayatını bırakarak edebi anlamda yazın ve okuma çalışmalarına dahil olmaya başladı. Roman, öykü ve tiyatro metinleri üzerine çalışmaktadır.
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
39,803TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da