Kadınların asker olması, kadınlar için çözüm olabilir mi?

Esat Daşdemir

Şeriat rejimlerinde kadın direnişi yalnızca kadınların silahlanmasıyla olur. Bunun için kadınların orduya katılması gerekir. Umarım bir gün Türkiye’de de kadınların gönüllü askerlik yapmasına fırsat tanınır. Füze, uçak almak yerine kadınlara askeri eğitim verilmesini öneririm.

Şeriatla yönetilen tüm ülkelerde kuşkusuz zarar gören bir sınıf vardır. Bu sınıf elbette kadın sınıfıdır. Herhalde iki kimlik arasında böylesi belirgin bir sınıf savaşımı görmek oldukça zordur. Öyle ki bu ülkelerde erkeklerin kadınlara açtıkları savaş yasalara dahi açıkça işlemiştir. Böyle bir durumda bireylerin cinsiyet kimliğine göre ayrılması ve aralarında sosyolojik bir duvar oluşturması beklenir. Nitekim iktisadi iş bölümüne göre ortaya çıkan sınıf savaşımında bu olmaktadır. Oysa aynı durum, cinsiyete dayalı kimliklerde görülmez. Aile yapısı gereği cinsel kimliklerin bir arada yaşaması nedeniyle bu toplumsal duvar istenilen şekilde gelişemez.

Dolayısıyla, ortada sömürülen bir kadın sınıfı gerçeği bulunmaktadır, ancak bu kadın sınıfı sömürüye karşı yeterli direnişi gösterememektedir. İşte bu zincirin kırılması için şeriatla yönetilen bu ülkelerde erkek sınıfının nasıl yönetime geldiğini incelemek gerekmektedir. Diğer benzerlerinde olduğu gibi Afganistan örneğinde de bu sınıf, üyelerinin hemen hepsini silahlandırarak eğitme yoluna gitmiştir. İşte kadın sınıfının yapması gereken de budur; yalnızca taklit etmek. Bu ülkelerde kadın direnişi yalnızca kadınların silahlanması ve ulusal güvenlik alanında faaliyet göstermesiyle başarılı olabilir. Tabii burada göstermelik kadın birliklerinden bahsetmediğimi belirtmek isterim, ülke güvenliğini sağlayan personelin en azından yarısı kadın personel olmak durumundadır. Ancak kabul etmek gerekir ki şeriatla yönetilen ülkelerde kadınların güvenlik personeli olarak alınması yalnızca kadınlara müdahale etmek için kullanılacak birliklerle sınırlı kalmaktadır. İşte bu durumda kadınların gayrı resmi silahlanmasının tartışmaya açılması gerekir. Geçmişte Taliban’a karşı direnen muhalifler, şeriata karşı direnişlerinde samimi olsa ve fırsatları varken Afgan kadınlarını silahlandırarak eğitseydi bugün Afganistan’da kadın sömürüsünü tartışmıyor olurduk.

Şeriatla yönetilen ülkelerde kadınların silahlı direnişini yasadışı kabul etmek de oldukça zor. Bildiğiniz üzere bu ülkelerin çoğunda, kadınların sokağa çıkmasına yönelik farklı yasalar bulunuyor. Bu yasakları fırsat eşitliğine ve iktisadi hayata yönelik yasaklar takip ediyor*. Kadınlara yönelik bu yasaklar kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu işlendiğine dair kocaman bir işarettir. Biri sizi bir yere hapsederse siz bu esaretten kurtulmak için kendinizi her türlü savunma hakkına sahip olursunuz. Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu kapsamına giren bu durumda hürriyeti alınan kişi meşru müdafaa hakkını kullanabilir. Nitekim şeriatın kadınlara yönelik yasakları yalnızca kişiyi hürriyetinden mahrum etme suçu değil, pek çok ceza gerektiren suçun nedenidir.

AFGANİSTAN’DA KADINLARIN SİLAHLANMASI MÜMKÜN MÜ?

Öncelikle Taliban’ın, Afganistan’ı savaşarak almadığını belirtmek gerekir. Birleşik Devletler, ordusunun tüm silahlarını ve Afganistan’ı Taliban’a bırakarak gitti. Nitekim -konumuz değil ancak- Taliban’ın işlediği cinayetlere bakarsanız Amerikan askerinden kat kat fazla kendi halkını öldürdüğünü göreceksinizdir**. Bu durum şaşılır bir şey değildir zira Taliban’ı oluşturan alt yapıyı Birleşik Devletler besleyip büyütmüştü. Nitekim benzerlerini de aynı şekilde yetiştirdiğini biliyoruz.

Bize gösterilen tabloda Taliban’ın çok güçlü olduğu söylenip duruyor. Gözlemlerime istinaden söylüyorum; bir yazının altı çok çiziliyorsa, o çizgiler yazının üstüne de taşar. Yani Taliban söylendiği kadar güçlü değil. Nitekim ben bu yazıyı yazdığım sırada Afganistan hava alanında bir patlama gerçekleşti. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda Taliban içinde çatışmaların çıkacağını hep birlikte göreceğiz. Peki Taliban bölünürse daha mı iyi olur? Kadınlar için işler daha kötüye gidebilir. Taliban, militanlarının büyük bölümüne para vermemekte; yalnızca silah ve yiyecek vermektedir. Bölünmüş bir Taliban’ın bu küçük grupları kontrol etmesi imkânsız. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağına kesin gözüyle baktığım Taliban içindeki muhtemel bir otorite kaybıyla birlikte bu grupların işledikleri suçlar artacak. Kadınlara yönelik taciz-tecavüz ve cinayet oranları yükselecek, kadınların toplumsal hayattaki faaliyetleri daha da kısıtlanacak.

Suriye örneğinde olduğu gibi böylesi bir otorite boşluğunu küçük gruplar tamamlayacaktır. Kadınlara yönelik şiddetin üst düzeyde olduğu bu ortamda söz konusu gruplar arasında bir kadın milis gücünün bulunması elzemdir. Aksi halde bu ülkede El-Kaide’si, IŞİD’i, Taliban’ı bitmez. Kadın yönetimi yalnızca kadın haklarını korumakla kalmayıp ülkenin bütününde düzeni sağlayacaktır. İşte tam bu nedenle tüm kadınlar silahlandırılmalı ve eğitilmelidir. Kadınların silahları altında kurulmuş bir devletin insanlık suçu işleyeceğine pek olasılık vermemekteyim. Gerçi erkeklere yönelik bazı kısıtlamalar getirilse belki iyi olabilirdi. Gözünüzde canlandırın; erkeklerin sokağa çıkması, araba kullanması, oy vermesi yasak…*** Herhalde sokaklar daha kavgasız gürültüsüz olur, politik usulsüzlükler kısmen azalırdı.

Tabii tekrar belirtmekte yarar var. Burada yaptığım öneri, göstermelik bir kadın askeri gücü kurulmasına yönelik değildir. Nitekim siyasal İslam’la yönetilen pek çok ülkede kadınlar güvenlik güçlerine katılmaktadır. Bu ülkelerin, kadınları güvenlik personeli olarak istihdam etme gerekçesi yine kadınlara yönelik daha etkin bir baskı kurmaktır. Ancak İsrail, Avusturalya, Finlandiya gibi örnekler incelendiğinde gerçek bir kadın askeri gücünün toplumsal etkileri görülecektir. Daha önce de vurguladığım üzere; en azından silahlı kuvvetlerin yarısının kadınlardan oluşması özellikle kadına yönelik şiddetin yoğun olduğu ülkeler için elzemdir.

ATATÜRK’Ü ELEŞTİRENLER AFGANİSTAN’DA GÜL ATARAK DEVRİM YAPMAYI DENEYEBİLİRLER

Son olarak eklemek isterim; Afganistan’da yaşananlar, Atatürk devrimlerinin önemini daha iyi kavramamızı sağladı. Yanlış anlaşılmaktan korktuğum için şöyle ifade edeyim, ben eleştiriye karşı değilim. Nitekim benim gibi her konuya muhalif, hemen her konuyla ilgili -yapıcı- eleştiri sunan birinin eleştirilere karşı gelmesi olanaksızdır. Ancak her eleştirinin az da olsa bir dayanağı olmalıdır. Bu bağlamda Atatürk’e yapılan eleştirileri yersiz ve gereksiz bulduğumu bir kez daha belirtmek isterim. Eleştirilmesi gereken pek çok konu varken, tutup da iyi bir şeyler yapmaya çalışmış bir liderin eleştirilmesini de samimi bulmuyorum. Atatürk’ün yaptığı devrimin değerini Afganistan ve benzerlerini gördükçe daha iyi anlamalıyız. Atatürk’ü eleştirenlerin o devrimler yapılmasaydı bugün nasıl bir durum içinde olacağımızı düşünmesini öneririm. Atatürk devrimleri ve bu devrimlerin yapılış yönteminin eleştirilmesine bir ihtiyaç bulunmamaktadır. Asıl eleştiriye ihtiyaç olan konu, bu devrimlerin neden Atatürk’ün ölümüyle son bulduğudur. Şimdi acımasız bir şekilde Atatürk’ü eleştirenlere söylemek isterim; buyurun Afganistan’da gül atarak devrim yapmayı deneyin.

Atatürk devrimlerinin başarısı altında yatan en büyük sırlardan biri kadına verilen önemdir. Türk kadınına verilen önem devrimlerinin benimsenmesinde büyük bir yer tutmaktadır. Ne yazık ki Atatürk devrimlerini inceleyen çalışmaların, devrimlerin başarısında kadının rolüne yeterince dikkat çekmediğini düşünmekteyim. Bu vesileyle Kurtuluş Savaşı’nda emek vermiş Nene Hatun, Şerife Bacı, Halime Çavuş, Nezahat Onbaşı, Kara Fatma ve adsız pek çok kadın kahramanlarımızı anmak isterim. Umarım ilerleyen yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nde de kadınların gönüllü askerlik yapmasına fırsat tanınır. Nitekim bir saldırı durumunda düşen bombaların, patlayan mermilerin kadın ya da erkek ayırt edeceğini sanmıyorum. Bununla birlikte nüfusun yarısını ulusal savunma sırasında atıl bırakmanın da akıl kârı olduğunu düşünmüyorum. Ulusal güvenliğimizi düşünenlere emperyalist ülkelerden füze, roket, uçak almak yerine kadınlara askeri eğitim vermelerini öneririm. Kadınların askerlik eğitimi almalarının toplumla entegrasyonlarını kolaylaştıracağını ve kadına yönelik şiddeti önemli ölçüde azaltacağını düşünüyorum.

Şimdi izninizle Afganistan’daki kadın sömürüsünün çözümüne yönelik sunduğum kadın askeri güçleri tezinin pratiğe dökülmesi için bazı öneriler arz etmek istiyorum. Bu öneriler ve açıklamaları aşağıdaki gibidir.

  1. Yazı başlığını “Kadın Ordusu” olarak geçmek istemiştim ancak yanlış anlaşılacağı düşüncesiyle “Kadın Silahlı Kuvvetleri” yapmak istedim, ancak bunun da yanlış anlaşılacağını düşünerek “Kadın Askeri Güçleri” olarak belirlemeyi doğru buldum. Bu öneriyi sunan ben bile ne yazık ki daha başlığını geçerken çekincelerle üç kez düşünmek durumunda kaldım. İçinde “kadın” sözcüğü geçen cümle kurmak bile zor. Böylesi bir durumda kadınların düzenli bir ordu kurması oldukça çetin bir iş gibi duruyor. Bunu yapabilmenin belki de tek yolu terör örgütleri tarafından yönetilen bölgelerdeki kadınların silahlandırması ve yapılabiliyorsa eğitim verilmesidir.
  2. Silah üretimi ve ticareti, olmasını istemediğim bir ekonomik faaliyet türüdür. Ne kadar karşı olsak da silah ekonomisi bir gerçek ve önlenmesi oldukça zor. Ancak silahların, kadınların kullanabileceği fiziki özellik ve kolaylıkta üretilmesi kadınların kendini savunabileceği ortamı iyileştirecektir. -Bu aşamada “Neden kadınlar kendini korumak zorunda kalıyor” diye düşünebilirsiniz, ben de bu şekilde düşüyorum. Ancak maalesef günümüzde yalnızca kadınlar değil; erkekler, çocuklar, kediler, köpekler… kısacası cinsiyet, yaş, tür ayırt etmeksizin her canlının kendisini koruması elzem gibi duruyor. Umarım buna gerek duymayacağımız günleri de görürüz.-
  3. Kadın haklarının hiçe sayıldığı ve kadınların zorbalıkla yüzleştiği Afganistan ve Afganistan durumundaki -Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi- ülkelerde kendini savunmak amacıyla erkek cinayeti işleyen kadınlar diğer ülkeler tarafından siyasi korumaya alınmalıdır. Böylece kadınlar, baskılara karşı daha cesaretli olacaktır.

*Şeriat kanunlarına göre kadınlar için genellikle uygulanan yasak ve kısıtlamalardan bazıları şöyledir: Seçme ve seçilme hakkı, dernek üyeliği, her türlü araç kullanmak, eşi şiddet uyguladığında şikayet etmek, erkeklerin elini sıkmak, toplumda başı açık gezmek, erkeklerin bulunduğu toplum içinde konuşmak, tek başına seyahat etmek, ücretli işçi olarak bir işte çalışmak ya da bir iş kurmak, otel veya bir evde tek başına yaşamak, okul okumak, çocuğunuza ad vermek, eşinize boşanma davası açmak, ayrılık sonrası çocuğun velayetini talep etmek, eşinin ikinci bir kadınla evlenmesine karşı gelmek…

**Alanım olmadığı için sayıları vermek istemedim, ancak bazı haber sitelerinde Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri (Pentagon) gibi kaynaklara dayan sayılar bulunmaktadır. Cumhuriyet gazetesinde bu sayılar Taliban’ın toplam 73 bin Afgan asker/polisini ve 6 bin kadar ABD askerini öldürdüğünü işaret etmektedir. Tabii belirtmek gerekir ki son yıllarda Taliban, ABD’ye yönelik neredeyse hiç saldırı teşebbüsünde bulunmamıştır. Acaba neden?

***Bu cümleyi aslında çıkartmak istedim ancak daha sonra fark ettim ki erkeklere yönelik sokağa çıkma yasağı, okul okuma yasağı, seçme ve seçilme yasağı getiren bir ortamı hayal etmek bile oldukça ilginç hissettiriyor. Biz kendimize yönelik kısıtlamaları hayal ederken dahi şaşırıyoruz ama değerli arkadaşlar, kadınlar işte bu şartlar altında yaşıyorlar.

EK 1: Şunu belirtmem gerekir ki şeriat yalnızca kadınlara yasaklar getirmemekte, erkeklere de önemli yasaklar getiriyor. Ancak şeriatın erkeklere sağladığı yararlar, getirdiği yasaklara kıyasla elbette daha fazla. Erkeklere sunulan bu yararların büyük çoğunluğu ise kadının sömürüsüyle elde edilmektedir.

EK 2: Bildiğiniz üzere çalışma alanım iktisat, ancak gündem o kadar dolu ki iktisatla ilgili bir şeyler yazmama fırsat kalmıyor. Bu alan benim alanım olmadığı ve bu yazıyı aceleyle yazdığım için derinlemesine bir araştırma yapamadım. Benzer önerileri yapan çalışmalar varsa bunlarla karşılaşmadığımı belirtmek isterim. Bu yazı içinde geçen öneriler benim kendimce ortaya koyduğum önerilerdir. Ancak bu tür çalışmalar daha önce yapılmışsa bana [email protected] adresinden gönderebilirsiniz. Bu tür bir çalışma varsa hem okuyup öğrenmek isterim hem de bunu bir sonraki yazımın ek kısmında belirtirim. Saygılarımla.


Akademisyen Esat Daşdemir, 1994 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini Bülent Ecevit Üniversitesi İktisat Bölümünde yaptıktan sonra Marmara Üniversitesinde aynı alanda yüksek lisans eğitimine başladı. Yüksek lisans tez dönemini, yedek subay olarak yerine getirdiği askerlik göreviyle birlikte tamamladı. Aynı yıl İstanbul Üniversitesinde doktora eğitimine başladı. İstanbul Gelişim Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak kariyerine devam eden Esat Daşdemir tezini Prof. Dr. Halil Tunalı’nın danışmanlığında şirketlerin kâr payı dağıtımı ve vergi suçları üzerine yazmaktadır. Çalışma alanı gelir dağılımı, iktisadi büyüme ve kalkınma konuları üzerinedir.

- Reklam -

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
36,704TakipçilerTakip Et
9,284AbonelerAbone

KÖŞE YAZARLARI

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER

PolitiYol Telegram'da