İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu, düzenlediği basın toplantısında, “Ülkemizin acil ihtiyacı imar afları değil, siyaset ve hükûmetler üstü bir anlayışla icra edilen deprem politikalarıdır.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın açıklamasında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ağıralioğlu şunları söyledi:

Geçtiğimiz hafta Elazığ merkezli yaşadığımız deprem neticesinde, deprem kuşağında yer alan bir ülke olduğumuz gerçeği ile tekrar yüzleşmek mecburiyetinde kaldık. Bu vesileyle Elazığ depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz. Elazığ ve Malatya’da kaybettiğimiz 41 vatandaşımızın ailelerine ve milletimize de tekraren başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Maalesef, biz bazen unutmak istesek de deprem hakikatini hatırlamakta ve buna uygun tedbirleri almakta geciksek de deprem, ülkemizin acı bir gerçeğidir.

Elazığ depreminde, milletimizin, yardım kuruluşlarımızın, yardıma koşan bütün belediyelerimizin ve başta AFAD olmak üzere devletimizin ilgili kurumlarının takdir edilesi bir özveriyle gösterdikleri gayretten memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Deprem sonrası yapılan müdahaleler açısından, gözle görülür bir ilerleme kaydettiğimiz ortadadır. Gerek devlet kurumlarımızın gerek gönüllü yardım kuruluşlarımızın     -eksiklikler hâlâ hissedilse de- ciddi bir noktaya geldiği görülmektedir. Fakat, deprem öncesi yapılması gerekenler ile alakalı ise aynı iyimserlikte konuşabilmemiz asla mümkün değildir.

İYİ Parti olarak, deprem gibi ortak acıların yaşandığı durumlarda, siyaset üstü bir anlayışla meselelere bakmaktayız

Ortak acılarda, kaygılarda, mutluluklarda ve meselelerde, bir millet olduğumuzun şuuruyla hareket ederek, eleştirilerimizi ve gördüğümüz eksiklikleri de yine bu hassasiyetle dile getirmekteyiz.

1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 20 yıl geçtiği hâlde “kaydedemediğimiz mesafe” ortadadır. Eğer deprem öncesinde gerekli tedbirleri almaz isek, ödeyeceğimiz ağır bedeller de hepimizin malumudur. İmar barışları ile riskli binaları devlet ve hukuk eliyle “ruhsatlı tabutlar” hâline getirmekten ne vakit feragat edeceğiz? Allah korusun, bilim adamlarının dikkat çektiği olası bir İstanbul depreminin sebep olacağı felaketleri tahayyül edebiliyor muyuz? Kentsel dönüşüm çalışmalarının rant odaklı değil de güvenlik ve sağlamlık açısından yaygınlaştırılması çok mu zordur?

Ülkemizin acil ihtiyacı imar afları değil, siyaset ve hükûmetler üstü bir anlayışla icra edilen deprem politikalarıdır. Hükûmetler değişse bile, kararlılık, kurallar ve caydırıcılık zerre değişmemelidir.

Olduktan sonra yapılacak hiçbir işin, söylenecek hiçbir sözün hükmü yoktur. Bugünden tedbirler almak ve depreme dayanıklı binalar inşa etmek zorundayız. Hükûmet, depremin değil ama depremin sonuçlarının birinci elden mesulüdür. Ülkeyi bir uçtan bir uca depreme karşı hazır hâle getirmek vazifesi üzerinde olanlar, asla lakayt davranamazlar ve asla kaynakların nereye kullanıldığını, ne gibi tedbirler alındığını sorgulayan milletlerine kızamazlar!

Depreme dair gerekli önlemleri almayan herkes, yitip giden canlarımızın vebalini omuzlarında taşımalıdır.

Bu noktada aklı ve vicdanı temel alan sorumluluk duygusu ve organizasyon kabiliyetiyle hareket eden, şeffaf ve hesap verebilir bir kamu otoritesi esas ihtiyacımızdır. Sorumluluk mevkiinde olanlara basiret ve feraset diliyoruz.

“RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN KONUŞMASINI SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA HATIRLATIYORUZ”

“Deprem öldürmez, çürük ve sağlam olmayan binalar öldürür.” gerçeğinden hareketle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2003 Bingöl depreminden sonraki isabetli tespitlerini kamuoyunun ve bilhassa hükûmetin dikkatlerine sunuyoruz.

“Kuşkusuz her şey Allah’ın takdiri içinde gerçekleşmektedir. Ama tedbirli olmak ve aklını kullanmak insanoğlunun en büyük meziyetidir. Bazı sorumsuzlukların ve yolsuzlukların neticesi olan olayları kader diye geçiştiremeyiz. Zira bu olay kamu otoritesinin, devlet imkânlarının nasıl kullanıldığını bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Türkiye yıllardır, hatta on yıllardır har vurup harman savurma mantığıyla yönetildi. Bunu hepimiz biliyoruz. Her dönem iyi niyetli vatan evlatları gerek mevcut sorunların çözümü gerekse muhtemel sorunları önleyici hiç olmazsa zararı en aza indirecek önlemlere ilişkin kafa yordular. Öneriler geliştirdiler ama ne yazık ki kötü işletilen sistem çözüm ürütemedi. Ülkenin temel sorunları iç içe büyüdü durdu. Hiçbir sorun, sistemin uygulanma biçiminden bağımsız olarak ortaya çıkmayacağı ve sistem iyi işletilmeden çözülemeyeceği için Ankara, Anadolu’nun talepleri altında ezilip kaldı. Her acının, her felaketin arkasında esasında tartıştığımız şey bir zihniyettir. Yer altındaki fay kırıklarından önce bağışlayınız ama söylemek zorundayım, kırılan ar damarlarıdır. Birbirini tetikleyerek kırılan bu iki faydan sonra malzemeden çalmayı alışkanlık haline getirmiş, çürümeden, yolsuzluktan, usulsüzlükten beklenenlere gün doğmuştur. Bu aksaklıkları bu çözümsüzlükleri gidermek için bataklığı çözümden kurutmak, sorunları kaynağından çözüme kavuşturmak zorundayız. Bunun için hepimize sorumluluklar düşüyor. Bunun için hepimiz Türkiye’nin gerçekleriyle esas gündemi konuşmalı, yapay gündemler üzerinde durmamalıyız. Binaların yıkılmasının asıl sebebi, ahlâk hırsızlığıdır. Demokrasiden çalmaktır. Hukuk kapkaççılığıdır. Siyaset yankesiciliğidir. Kamu Yönetimi kalpazanlığıdır. Depremde insanlarımızın ölmesi, sadece malzemeden çalma hırsızlığı değildir; aynı zamanda insanlık hırsızlığıdır.”

Bu sözler bizzat Recep Tayyip Erdoğan’a aittir. Her depremin akabinde bu sözlerin işaret ettiği gerçeklerle yüzleşmek hükûmetin asli görevidir.

18 yıl sonra bugün, bu isabetli tespitlerle ilgili nerede olduğumuzu sormak ve takip etmek de muhalefet olarak bizim sorumluğumuzdur.

Ölen vatandaşlarımızın katili sadece fay kırıkları değildir. İnşaata ruhsat veren yetkili, malzemeden kısan/çalan müteahhit, buna göz yuman işçi, bu küçük kârlardan bile bile faydalanan vatandaş, her türlü usulsüzlüğü denetim yapmak sayan denetmen, rant uğruna ölümlere kapı aralayan belediye, kanunları caydırıcı bir hâle getirmeyen iktidar, hülâsa bütün bir millet sorumlu, herkes kusurlu ve hepimiz suçluyuz.

Deprem öncesi yapılacakların başında dayanıklı binaların inşa edilmesi gelmektedir. Olağanüstü yüksek şiddetteki bir depremdeki yıkımı tamamıyla engellemek mümkün olmayabilir fakat böylesi bir durumda dahi maddi manevi kaybı asgari düzeyde atlatmak elimizdedir. Doğru ve yeter miktarda malzeme kullanımı, sağlam yapı ve plan inşaatın vazgeçilmez kaideleri olmalıdır.

Fakat deprem ile mücadelenin iki mühim sacayağı hukuk ve ahlâktır. Hukukun caydırıcılığı ile ahlâkın mecburiyetleri binaları inşa edecek olan ruhun iskeletidir. Korumamız ve kurtarmamız gereken yegâne kolonlar bunlardır, esas zemin de burasıdır…

“YÜZYILIN BARIŞ PLANI DENİLDİ ÇIKA ÇIKA KUDÜS’ÜN İSRAİL’İN BAŞKENTİ OLACAĞI REZALETİ ÇIKTI”

Kudüs ve Filistin, ABD ve İsrail hegemonyasına terk edilemez!

ABD’nin tek taraflı İsrail planının, Ortadoğu’ya barışı getirmek şöyle dursun, savaşları daha da içinden çıkılamaz hâle getireceği muhakkaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti Kudüs olan Bağımsız Filistin Devleti tezinin sonuna kadar arkasındayız. ABD Başkanı Trump’ın tüccar kişiliği sebebiyle olsa gerek Kudüs’ü para ile kimi neticelere razı etmek istemesinin coğrafyamıza daha fazla kan ve göz yaşı getireceği en muhtemel gerçektir.

Filistin’e dayatılan bu anlaşma, iradesi ve istikbali gasp edilen bir halka asla boyun eğdiremez. Filistin’i ilhak etmeyi planlayan bu tezgah elbet bozulacaktır.

ABD’nin bu kabul edilemez ve hoyrat tavrı karşısında, bütün kavlimiz ve dualarımız ile mazlum Filistin halkının yanında olduğumuzu kamuoyunun dikkatlerine sunuyoruz.

Allah, Doğu Türkistan ve Filistin başta olmak üzere bütün işgal edilen coğrafyalarımızdan hürriyet nidalarını eksik etmesin. 

İYİ Parti iktidarında, hamasete kurban edilmeyen hamleler ile, Türk’e ait bütün coğrafyalarımızda huzur, barış ve sükûn akılcı bir dış politika nezaretinde temin edilecektir.

“SAYIN CUMHURBAŞKANI’NIN DOSTLARINDAN ÇEKTİĞİMİZİ DÜŞMANLARIMIZDAN ÇEKMİYORUZ “

Dostum Trump Başımıza bir PKK belası açmaya teşebbüs etti. Suriye’de dostum Trump Türkiye’de bir darbe teşebbüsünü destekleyen iradeye ev sahipliği yapıyor. Suriye’de yaptığının benzerini Mısır’da yapıyor, dostum Trump Suudi Arabistan’da başımıza binbir bela açan PKK’ya Finans imkanı sağlıyor. En son Sayın Cumhurbaşkanımızın dostu Trump İsrail’in bölgedeki azgınlıklarına payanda olmaya karar verdi. Sadece dostu Trump değil Sayın Cumhurbaşkanımızın dostu Putin de İdlip’te sivil insanların üzerine bombalar yağdırılıyor ya da sessiz kalıyor. Sayın Cumhurbaşkanımıza ya yeni Dostlar bulmak zorundayız ya da bu dost bildiği adamlarla münasebetlerini düzenlemek zorundayız. Ona buna dostum diyerek ülkede dostluklar kurulamadığı gibi ondan bundan medet umarak da ülke güçlü ve müreffeh hale getirememektedir. Biz bu milletin bütün dertlerine derman olmak gibi bir ihtiyacı taşıyor, bu sorumlulukla hükümetin devlet adına yaptığı işleri desteklemeye, yanlış yaptıklarını tenkit etmeye, onlara uyarı vazifelerimizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu ciddiyette siyaset yapmaya memleket, millet hizmetini Bir Hakkın teslim alacağı güne kadar çalışmaya devam edeceğiz teşekkür ederiz. 

Karamollaoğlu deprem vergilerini sordu: “Bu günde siyaset yapılmaz” diyorlar, peki ne zaman soracağız?