Pazar, Kasım 27, 2022

İslami finans düzenine ilerlerken

Arda Tunca
Arda Tunca
1988’de Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1992’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede, Para-Banka anabilim dalında yüksek lisansını 1993’te tamamladı. 1992-1996 arasında akademik alanda çalışmalar yaptı. Akademik çalışmalar amacıyla 1994-1996 arasında Berkeley (ABD)’de yaşadı. 1996’da, AIESEC bursu ile DuPont de Nemours International S.A. şirketinin Avrupa merkezi Cenevre’de (İsviçre) çalışmaya başladı. 1998’de Türkiye’ye dönerek bankacılık sektöründe çalışmaya başladı ve zaman içinde çeşitli finans ve reel sektör kuruluşlarında yönetici olarak görev aldı. Pazar araştırmaları, tedarik zincirleri yönetimi, pazar geliştirme, finans ve finansal danışmanlık alanlarında çalıştı. Profesyonel yaşamının yanı sıra, çeşitli televizyon kanallarında, ekonomi programlarında yorumcu olarak yer aldı, mesleki dergilerde yazarlık yaptı.

Türkiye’de İslami bir ekonomik düzen var olabilir mi? Olabilir. Geçiş dönemi sonunda nasıl bir ekonomi söz konusu olur? Uzun süre için ve hatta sürekli olarak daha düşük performanslı. Türkiye bu düzeni nasıl karşılar? Kısmen memnun, kısmen huzursuz.

Türkiye’de ticari kredilerin bir bölümü bir süredir “harcama mukabili” olarak adlandırılan bir uygulama çerçevesinde kullandırılıyor. Harcama mukabili kredi ne demek? Bu uygulamanın amacı nedir?

Diyelim ki, bir firmanın üretimde kullanmak üzere hammadde satın alması lazım ve hammaddeyi satın alacağı tedarikçisine yapacağı ödeme için bir bankadan kredi kullanması gerekiyor. Yeni kural gereği firma, yani bankanın müşterisi, ancak tedarikçisinin kendisine kestiği faturayı bankasına ibraz etmek suretiyle finansman sağlayabiliyor. Banka, müşterisinin finansman ihtiyacını, kredi bedelini müşterisi olan firmaya vermeden, doğrudan müşterisinin tedarikçisine ödeme yaparak karşılıyor. Harcama mukabili ifadesinin anlamı bu. Yeni getirilen kural öncesinde banka, kredinin bedelini müşterisine verir, bankanın müşterisi de tedarikçisine ödemeyi gerçekleştirirdi ya da belki de gerçekleştirmezdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 20 Ağustos 2022’de ilan ettiği makro ihtiyati tedbirler gereği Türkiye’de kullandırılan ticari kredilerin önemli bir bölümü “harcama mukabili” adı verilen uygulamaya tabi oldu. Bir bankanın kullandırdığı krediyi doğrudan müşterisinin tedarikçisine ödeme yaparak kullandırması sadece katılım bankaları için geçerli idi. Şimdi, tüm bankacılık sistemi bu yönteme bağlı hale gelmiş oldu. Ancak, bazı kesimlere verilen krediler için bu uygulama geçerli değil. Bu kesimler, KOBİ’ler, esnaf, net ihracatçı firmalar, tarım sektörü, mali kuruluşlar ve kamu kuruluşları.

Bankacılık sisteminin büyük ölçüde harcama mukabili olarak kredi kullandırması bankacılık sisteminin katılım bankacılığına dayalı bir yapıya dönüştürülmesi anlamına geliyor. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin İslami finans modeline geçişinin bir aşaması demek. Zira, katılım bankaları İslami kurallara göre kaynak yaratan ve kredi veren kuruluşlar. Türkiye, siyasi ideolojinin ekonomideki izdüşümünü büyük ve önemli bir dönüşümle yaşıyor.

Türkiye’nin ekonomide yaşamakta olduğu dönüşüm hedefi iktidar tarafından anlatıldı. Hem dine dayalı bir finans modelinin hayata geçirileceği, hem de bu modele göre katılım bankacılığının büyütüleceği defalarca dile getirildi. Bu şartlar altında, Türkiye’nin İslami bir finans modeline geçiyor olduğunu dile getirdiğimde itiraz edenlerin neye dayanarak itiraz ettiklerini anlayamıyorum.

İslami finans modeli sadece harcama mukabili krediden ibaret değil. Ayrıca, finans piyasası da sadece bankacılıktan ibaret değil. Finansın içinde hisse senetleri, bonolar, türev ürünler, banka dışı finans kuruluşları, vs. var.

Harcama mukabili kullandırılan krediye iki yönden bakmak gerekiyor: salt finansal risk yönetimi ilkeleri ve İslami finansın uygulama esasları.

Harcama mukabili kredi, risk azaltıcı finansal yönetim prensipleri çerçevesinde itirazı hak etmiyor. Zira, bir firmanın kullandığı kredinin bedelini doğrudan kendisinin alması kredilerin “amaç dışında kullanımına” sebep olabilir. Bir bankacılık ve finans prensibi olarak kredi, amacına uygun olarak kullanılmalıdır. Kullanılan ticari kredilerin bedellerinin doğrudan bankaların müşterilerine verilmesi ile firmaların “ticaret yapmak dışındaki” amaçlarla kredi kullanması söz konusu olabilir.

Krediyi kullanan firmanın sahibi, firmanın tedarikçisine ticaret yapmak amaçlı ödeme yapmak yerine, kendisine örneğin lüks bir otomobil satın alabilir. Bu durumda, verilen krediye ilişkin bankanın risk yönetimi kontrolden çıkar. Risk yönetimi açısından yapılan bu değerlendirmeye İslami finans ise şu şüpheyle bakıyor: verilen kredi örneğin ya alkol ya da tütün üreten bir firmaya ödeme olarak kullanılırsa? Yani, konuya risk yönetimi ilkeleri yönünden bakmakla İslami finans ilkeleri yönünden bakmak çok farklı. Fakat, her iki yaklaşımın da desteklediği uygulama yakınlık arz ediyor.

Harcama mukabili finansman modeli, ticaretin finansmanı anlamına geliyor. Bu durumda banka, verdiği kredinin gerçek bir ticarete yönelik olarak kullanıldığını görerek riskini ölçümleyebilir. Tabii, bazı etik olmayan yöntemlerle bu kredi bedeli daha sonra bankanın müşterisinin eline geçmiyorsa.

Bankalar, yapılan ticareti görmeyerek kullandırdıkları kredilerde müşterilerinin bilançolarını yakın olarak takip ederek kredilendirme yapmaktalar. Buna, “harcama mukabili finansman” yerine “bilanço finansmanı” adı veriliyor. Son düzenlemelere kadar Türkiye, bankacılık sistemini bilanço finansmanı modeli üzerine kurmuştu.

Türkiye’nin ekonomide yaşamakta olduğu dönüşüm hedefi iktidar tarafından anlatıldı. Hem dine dayalı bir finans modelinin hayata geçirileceği, hem de bu modele göre katılım bankacılığının büyütüleceği defalarca dile getirildi.

Profesyonel yaşamımda, çok farklı coğrafyalarda çok farklı bankacılık sistemleri gördüm. Avrupa’daki bankacılık sisteminde bilanço finansmanı yöntemi pek uygulama bulmaz. Yani, ne amaçla alındığı belli olmayan bir kredi, bankaya bir talimat yazısı gönderilerek kullanılamaz. Banka, kredinin ne amaçlı olduğunu bilmek, riskini ölçmek ve verdiği krediyi ölçtüğü risklerin sınırları dahilinde fiyatlamak ister. Diğer yandan, besmele ile başlayan kredi sözleşmeleri ile de geçmişte tanıştım. Nerede? Sudan’da, S. Arabistan’da, Ürdün’de, vs.

Buraya kadarki anlatımım, harcama mukabili kredi kullanımını risk ölçümlemeyi kolaylaştıran ve riski azaltan finansal yönetim ilkeleri açısından desteklediğim sonucunu ortaya çıkarıyor. Evet. Ancak, itirazım bundan sonrasına. İslami finans modeli sadece harcama mukabili krediden ibaret değil.

İslami finansın bazı temel ilkeleri bulunuyor. Faiz, aşırı belirsizlik, spekülatif risk ve getiri paylaşımı ve İslamiyet’in gayriahlaki gördüğü alanlarda yatırım yapılması İslami finans modelinde yasak.

İslami bankaların çeşitli ülkelerdeki temsilcilerine geçmişte şu soruyu çok sordum: verdiğiniz kredinin fiyatına faiz yerine “kâr payı oranı” diyorsunuz. Ticareti finanse ediyorsanız ve o ticaretin karının paylaşımı söz konusu ise, neden piyasadaki faizlerle paralel hareket eden bir kâr payı oranınız var? Genelde şu cevabı aldım: biz de piyasaya uyum sağlamak zorundayız. Bu, “uyum sağlamanın” hiçbir gerekçesi bulunmuyor. Nitekim, Erdoğan’ın Türkiye’deki katılım bankalarına geçmişte bu yöndeki bir uyarısı manidar.

İslami bankacılıkta aşırı belirsizlik ve spekülatif risk yasaksa, borsanın da, türev ürünlerin önemli bir bölümünün de yasak olması gerekiyor. İslami finans düzenine sahip ülkelerin de borsaları var ama. Bu da başka bir başlık.

Herhangi bir ülkenin siyasi ve ekonomik düzeninin herhangi bir dinin kurallarına dayandırılmasına karşıyım. Bu çerçevede, harcama mukabili kredi mekanizmasının kendisine değil ama bu uygulamanın Türkiye koşullarında arkasında yatan motivasyona karşıyım.

Türkiye, eğitimde, hukukta ve şimdi de bankacılıkta giderek artan yoğunlukta dinin etkisi altına giriyor. Ekonomideki dönüşümün de yeni kurallarla sınırlı kalmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır.

Türkiye’deki ticari kredi piyasasında özellikle 20 Ağustos 2022 sonrasındaki gelişmeler kredi piyasasını yavaşlattı. Çok sayıda firma krediye ulaşamıyor. Oysa hükümet, krediye dayalı bir büyüme modeli geliştirmişti. Şimdi, kredilerin aniden kesilmesiyle çok sayıda sektördeki firmanın nakit akışı bozuldu. Durum, büyümenin önemli ölçüde hız kesmesi anlamına geliyor.

Krediye dayalı büyüme modeli riskli ve sağlıksızdı. Bankacılık sistemini İslami bir modele dönüştürmek amacıyla faiz düşürülünce patlayan enflasyona karşı kredi mekanizmasını tıkama yöntemi tercih edildi. Ancak bu yöntem, son yıllarda artan oranda krediye bağımlı hâle getirilmiş firmalar için nakit akışlarında bozulma anlamı taşıyor.

Faizi düşürdükten sonra kredi mekanizmasının tıkanması hükümetin bugüne kadarki iddialarında tutarsızlık anlamına da geliyor. Hükümete göre, faiz indirilince yatırımlar artacaktı. Ancak, aniden durdurulan kredi mekanizmasında bazı sektörlerde ve firmalarda yaşamsal riskler ortaya çıkmaya başladı. Piyasa riskleri anlamında önümüzdeki ayları yakından izlemek gerekiyor. Piyasadan olumsuz sinyaller geliyor.

İslami bankacılık modeliyle beraber büyük bir bölümü yabancı sermayeli olan bankaların Türkiye’den çıkış yapabileceği iddiaları ortaya atılıyor. Geçiş döneminden rahatsız olan ve daha düşük iş hacimleriyle Türkiye’de faaliyette bulunmaktan memnun olmayan yabancı sermayeli bankalar olabilecektir.

Faizi düşürdükten sonra kredi mekanizmasının tıkanması hükümetin bugüne kadarki iddialarında tutarsızlık anlamına da geliyor. Hükümete göre, faiz indirilince yatırımlar artacaktı.

Ancak, bir banka organizasyonunun faaliyetlerini sonlandırıp bir ülkeden çıkması hiç kolay değil. Ayrıca, Batı dünyasındaki bankaların İslami finans modeliyle çalışan ülkelerle iş yapmak için kendi bünyelerinde İslami finans departmanları mevcut. Çok sayıda merkez bankasının ve örneğin İngiltere Merkez Bankası’nın, Dünya Bankası’nın, çeşitli finansal kuruluşların İslami finans dünyası ile nasıl çalışılacağını anlatan yazıları, araştırmaları var. Amaçları, bu ülkelerde de kazanç elde etmek. Yani, Türkiye İslami finans modeline geçiyor olduğundan gitmelerini beklememek gerekir. Gidenler olursa, bunun başka ekonomik gerekçeleri olacaktır.

Toplumların nasıl yaşayacakları bir tercih meselesidir. Türkiye, bir seçime giderken alternatifler arasından bir tercihte bulunacak. Mevcut iktidarın seçimden sonra göreve devam etmesi ekonominin etkinlik alanı yayılan İslami bir modelle yönetilmeye devam etmesi anlamını taşıyacak. İslami modelin kurallarının tüm finans piyasasında derinleşmesi söz konusu olacak.

Ekonomi, ideolojidir ve siyasetin ortasındadır. Mevcut iktidar ideolojisinin toplumsal yaşamdaki, hukuktaki, eğitimdeki, özgürlük alanlarındaki, ifade özgürlüğündeki yansımalarını 20 yıldır tecrübe etmiş bir Türkiye var. Ekonomi, ideolojinin bir yansıma noktası. Tercih edilen yaşam biçimini yaşamın tüm alanlarında geçerli olan felsefe kapsamında değerlendirmek gerekiyor.

Analizlerim, İslami bir modele hiç itiraz etmeyecek kesimlerin Türkiye’de var olduğunu ve bir o kadar da benim gibi itirazı olan insanların var olduğunu anlatıyor. Toplum, hangi modelden memnun kalacak? Mevcut olan karşısında üretilmiş alternatif modeller var mı ve bunlar topluma sunulabilmiş mi? Muhalefetin önerisi nedir? İçinden geçilen model değişimini anlamayan kesimler mevcut olumsuz ekonomik gidişatta seçime kadar nasıl ekonomik olarak tatmin edilecek?

Hepimizin bir tarafı var. Tarafı olduğumuz görüşler çerçevesinde bazı şeylere itirazımız ve hatta kızgınlıklarımız da olabilir. Ancak, analizlerin ve değerlendirmelerin adaletli olması ve bilimsel nitelikli gözlemlere dayanması gerekiyor.

Türkiye’de İslami bir ekonomik düzen var olabilir mi? Olabilir. Geçiş dönemi sonunda nasıl bir ekonomi söz konusu olur? Uzun süre için ve hatta sürekli olarak daha düşük performanslı. Türkiye bu düzeni nasıl karşılar? Kısmen memnun, kısmen huzursuz. Ben, huzursuz olacaklardanım. Hepimizin duyguları, yaşananlarla yaşamak istediğimiz arasındaki mesafeye göre değişiyor.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Arda Tunca
Arda Tunca
1988’de Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1992’de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede, Para-Banka anabilim dalında yüksek lisansını 1993’te tamamladı. 1992-1996 arasında akademik alanda çalışmalar yaptı. Akademik çalışmalar amacıyla 1994-1996 arasında Berkeley (ABD)’de yaşadı. 1996’da, AIESEC bursu ile DuPont de Nemours International S.A. şirketinin Avrupa merkezi Cenevre’de (İsviçre) çalışmaya başladı. 1998’de Türkiye’ye dönerek bankacılık sektöründe çalışmaya başladı ve zaman içinde çeşitli finans ve reel sektör kuruluşlarında yönetici olarak görev aldı. Pazar araştırmaları, tedarik zincirleri yönetimi, pazar geliştirme, finans ve finansal danışmanlık alanlarında çalıştı. Profesyonel yaşamının yanı sıra, çeşitli televizyon kanallarında, ekonomi programlarında yorumcu olarak yer aldı, mesleki dergilerde yazarlık yaptı.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
52,032TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI