Elazığ’ın Yurtbaşı beldesinde Tatvan- Ankara seferini yapan trenin hemzemin geçitte tarım işçilerini taşıyan minibüse çarptı. Kazada, minibüsün şoförüyle birlikte 9 tarım işçisi hayatını kaybetti, bir kişi ağır yaralandı. 

Tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşullarına dair İşçi Sağlığı ve İş güvenliği Meclisi’nin (İSİG)Nisan ayında hazırlamış olduğu rapora göre bu işçi katliamı ile birlikte 2016 yılında ölen tarım emekçi sayısı 166’ya ulaştı. 

Bu noktada İSİG Meclisi’nin Nisan ayında hazırladığı "Tarım işkolu iş cinayetleri raporu"nu yayımlıyoruz.

2016 YILININ İLK ÜÇ AYINDA EN AZ 59 TARIM EMEKÇİSİ,

2013-2014-2015 YILLARINDA İSE EN AZ 912 TARIM EMEKÇİSİ YAŞAMINI YİTİRDİ… 

Mart ayı ile beraber ülkemizin dört bir yanından tarım sektöründe iş cinayetleri haberleri gelmeye başladı. Geçtiğimiz yıllarda da gördüğümüz bu manzarada kitlesel ölümlerin de gerçekleşeceği muhakkak. Oysa özellikle ulaşıma dair alınabilecek önlemlerle tarımdaki iş cinayetlerinin büyük bir çoğunluğunun önlenebileceğini biliyoruz. Bu noktada raporumuzda tarımdaki sorunlara değinip farklı emek gruplarının çalışma koşullarını gözler önüne sermeye çalışacağız.

ÇİFTÇİLER – KÜÇÜK ÜRETİCİLER

Ülkemizde, tarımda küçük üreticiler mülksüzleşme-yoksullaşma sarmalı içinde varlıklarını sürdürmekteler. Özellikle 1980 sonrası uygulanan neo-liberal politikalarla birlikte mazot, gübre, ilaç gibi girdi fiyatlarının yükseltilmesine karşın sübvansiyonların kesilmesi sonucu küçük üreticilik yoğun bir çöküş sürecine girdi.

Diğer yandan tarım sektöründeki devlet işletmelerinin özelleştirilmesi, GATTS anlaşmaları vb. adımlarla uluşlararası tekellerin önü açıldı. Yine Doğrudan Gelir Desteği gibi uygulamalarla ülkenin yerel tarımsal dokusu çözüldü ve üretim yapılmamasının önü açıldı.

Bu uygulamalar sonucu küçük üreticiler sabahtan akşama kadar aile emeği vererek çalışmalarına rağmen üretimin gideri karşılamaması sorunu ile karşılaştılar. Böylece büyük işletmelere bağımlılık ve göç süreçleri hızlandı. Yine AKP hükümetinin borçlanmayı özendirerek üretimi teşvik projeleri sonucu yıkım hızlandı.

Nitekim yıllar içinde tarımsal nüfus hızla küçüldü. Türkiye tarımsal olarak kendine yetememeye ve dışarıdan gıda-hububat almaya başladı. HES, otoyol, maden gibi projelerin hayata geçirilmesi için yapılan kamulaştırma kararları tarım-sanayi makasının hızla açılmasının önemli bir dönüm noktasını oluşturdu.

1980 yılında halkımızın yüzde 56’sı kırlarda yaşarken şimdi bu oran yüzde 22’lere düştü. Göç eden nüfus ise kentlerde sırasıyla hizmet ve sanayi sektörüne kaydı. Yine işsiz ordusuna milyonlar eklendi…

Yani Türkiye’de küçük üreticinin durumu bugün şudur: Sabahtan akşama kadar aile emeği veren ancak geliri giderinden fazla, arazisi olan ancak yoksullaşmış, borçlanmış ve aç bırakılmaya çalışılan ancak gururunu koruyan milyonlar. Bu durumu herhalde geçtiğimiz günlerde Adana’da 30 kuruşa satmaya zorlandıkları patateslerini yere döküp eylem yapan, polis tarafından yumruklanan ve havaya ateş açılan, haklarında Cumhurbaşkanı’na hakaretten dava açılan çiftçiler özetliyor…

MEVSİMLİK TARIM İŞÇİLERİ

Ülkemizde Cumhuriyet döneminden beri mevsimlik tarım işçiliği yapılmaktadır. Yalnız mevsimlik tarım işçiliğini de kendi içinde üçe ayırmalıyız.

Birincisi kendi bölgesinde çalışan yerli mevsimlik tarım işçileri. İkincisi gittiği bir tek bölgeye giderek oraya bir mevsim boyunca yerleşen tarım işçileri, örneğin Urfa’dan Adana’ya pamuğa giden tarım işçileri. Üçüncüsü ise gezici mevsimlik tarım işçileri. Bunlar Mersin’de bir iki hafta boyunca seralarda portakal limon toplayıp sonra Aydın’da tütün, Balıkesir’de çilek, Adapazarı’nda fındık, Ordu’da fındık topluyor. Dönüş yolunda da Yozgat’ta nohut topluyor. Bu üçüncü grup yani gezici tarım işçiliği 1990’lardan önce nadir görülüyordu, 1990’dan sonra ve özellikle 2008 krizi sonrası büyük bir artış gösterdi.

En kötü çalışma koşullarına maruz kalan gezici tarım işçilerini topraksız köylülerin yanı sıra geçinemeyen küçük üreticiler ve ortakçılar oluşturur. Gezici tarım işçiliğinin en çok görüldüğü şehirler ise Adana, Adıyaman, Hatay, Urfa ve Düzce’dir.

1- Kadın işçilerin durumu: Tarımda kadın işçiler toplam istihdamın neredeyse yarıdan çoğunu oluşturmaktadır. Kadın tarlada çalışmanın yanı sıra ev içindeki işleri de üstlenmiştir. Ayrıca emeğinin karşılığı olan ücretinin denetimi kendinde değil aile otoritesi olan babaları ya da kocalarındadır. Ücreti erkekten düşüktür. Yine çocuk emeğini de değerlendirirken bu mevcut durumdan ayrı bakamayız.

2- Dayıbaşılık: Mevsimlik tarım işçiliğinde yüzlerce işçiye aracılık yapan ve her işçinin yevmiyesinden ortalama yüzde 10 pay alan dayıbaşları esasen tarımdaki taşeronun adıdır. Dayıbaşı akrabalık, köylülük vb. ilişkiler vasıtasıyla işçilerle kurduğu feodal güven ilişkisi üzerinden tarımdaki üretim sürecinin denetimini gerçekleştirir.

3- Barınma ve ulaşım sorunu: Mevsimlik tarım işçileri kurulan çadır kentlerde kalmaktadır. Ancak çadır kentlerin durumu hiçte televizyonların verdiği gibi değildir. Yerel halkla görüşmeyi engelleyen yani fiziksel olarak tecrit edilen tarım işçileri barınma, beslenme, altyapı gibi olanaklardan yoksun bulunmaktadır. Yine çocuklar eğitim imkânına sahip olamamaktadır. İşçiler kapalı kasa kamyonet, traktör römorku gibi uygun olmayan koşullarda taşınmakta ve her yıl yüzlerce tarım emekçisi yollara savrulmaktadır. Oysa mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve sosyal hayatlarının iyileştirilmesi, ulaşımı gibi genelgeler çıkarılmasına rağmen devlet kendi yasalarına uymamaktadır.

3- Göçmen işçiler ve ırkçılık: Konuyu şöyle özetleyebiliriz. Geçtiğimiz günlerde İzmir’in Torbalı ilçesinde kalan üç bin göçmen, jandarmanın ‘Geldiğiniz kampa gidin, yoksa sizi zorla göndereceğiz’ sözleri sonrası dayıbaşları tarafından Manisa ve Aydın’daki tarım arazilerinde çalıştırılmak üzere kamyon kasalarına bindirilerek götürüldü. Yani Avrupalının beğenip almadığı göçmenler Türkiye’de mevsimlik tarım işçiliği gibi vasıf gerektirmeyen, emek yoğun işlerde, perişan yaşam koşullarına mahkum edilerek 20 TL yevmiyeye dayıbaşlarının eline bırakılıyorlar. Dibe doğru yarış, her defasında yeni bir çaresizler kitlesiyle coşturuluyor. Yerli işçiye karşı 1990’larda köyü yakılan Kürt köylüsü şimdi de Kürt mevsimlik işçisine karşı ülkesi yakılan Suriyeli…

PolitikYol