‘Ishiguro’dan Güneştekin sergisine: Eleştiri Kültürü ve Gerekçelendirme’

Pınar Sönmez
Pınar Sönmez, Avukat, Yazar, Hukuk Danışmanı. Sanat dünyasından özel müzelere, sanatçılara, ressamlara, koleksiyonerlere, tasarımcılara, bankalara ve sanat galerilerine avukatları sıfatıyla ulusal ve uluslararası platformlarda katkıda bulunuyor, hukuk danışmanlığı yapıyor. Sönmez, Istanbul Art News’de köşe yazarı olarak “Sanat ve Hukuk” üzerine yazıları yazdı. Aynı zamanda Legal Fikri Haklar Dergisi Yayın Kurulunda olup hakemli hukuk makalelerini bu mecrada yayımlıyor. Ulusal ve uluslararası sempozyumlara, seminerlere konuşmacı olarak katılıyor. Edebiyat alanında çalışmalarına aktif olarak devam eden Sönmez’in “Uyku Kaçsa Rüya Kalsa” adlı ilk öykü kitabı yayımlandı; kaleme aldığı ve Alfa Yayıncılık’tan yayımlanan “Aşk, Yaratıcılık ve Yasa” ülkemizde Sanat Hukuku alanındaki güncel ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde Fikri Mülkiyet Hukuku dersleri veriyor. Güncel hukukla ilgili analizleri Yetkin Report’ta yayımlanıyor.

Ishiguro’nun Noktürnler’i, Anthony Hopkins’e Bafta kazandıran filmin uyarlandığı Günden Kalanlar’ı, tüm kitapları; eşsiz bir edebi tat sunar. Bilhassa öykülerindeki dili, duygu aktarımını, dilin inşa biçimini çok severim.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, 2021 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Tanzanya doğumlu yazar Abdulrazak Gurnah’a verildiğini açıkladı.

Akademi, Gurnah’ın “Kültürler ve kıtalar arasında sömürgeciliğin etkilerine ve mültecilerin kaderine yönelik tavizsiz ve merhametli tavrı”nı vurguladı.

Nobel Edebiyat Komitesi, “Gurnah’ın gerçeğe olan bağlılığı ve basitleştirmeden kaçınması dikkat çekicidir,” ifadelerini kullandı ve ekledi:

”Basmakalıp betimlemelerden uzak duran Gurnah’ın romanları gözlerimizi, dünyanın başka yerlerinde, insanların pek de aşina olmadığı, kültürel olarak çeşitlendirilmiş bir Doğu Afrika’ya bakmamızı sağlıyor.”

Gurnah’ın henüz hiçbir kitabını okumamıştım. Bununla birlikte, çok sevdiğim ve 2017’nin Nobelli yazarı Kazuro Ishiguro’nun Nobel Edebiyat Konuşması Yapı Kredi Yayınları tarafından kitap olarak basılmıştı ve okumamı bekliyordu.

Okumanın tam zamanı, dedim geçen gecelerden birinde.

Ishiguro’nun Noktürnler’i, Anthony Hopkins’e Bafta kazandıran filmin uyarlandığı Günden Kalanlar’ı, tüm kitapları; eşsiz bir edebi tat sunar. Bilhassa öykülerindeki dili, duygu aktarımını, dilin inşa biçimini çok severim. Noktürnler’den: “Hava ılıktır ve yaptığımız müzikle doludur.”

Ishiguro’nun Nobel konuşmasını okurken, bir paragrafa kanca attı zihnim.

ISHIGURONUN NOBEL KONUŞMASI VE SORULARI:

Ishiguro Almanya’dan, Auschwitz’den bahis açıyor ve şöyle diyor:

“Mihmandarlarım ikilemlerini anlattılar. Bu kalıntılar korunmalı mıydı? Üzerlerine sonraki nesillerin görmesi için koruma amacıyla pleksiglastan kubbeler mi yapılmalıydı? Yoksa doğanın ağır ağır çürütüp yok etmesine izin mi vermeliydi? Bu bana daha büyük bir ikilemin güçlü bir metaforu gibi geldi. Böyle anılar nasıl korunmalıydı? Cam kubbeler bu habislik ve ıstırap kalıntılarını yavan teşhir objelerine dönüştürür müydü? Neyi anımsamayı seçtik? Unutup yola devam etmek için doğru zaman neydi?”

O gece, Diyarbakır’da Ahmet Güneştekin sergisi açılmıştı. Hafıza Odası’nı geçen sene Contemporary Istanbul’da görmüş olsam da yeni sergi, eklenen eserleri, sunumu ve katılımcıları ile doğal olarak bir başka konuşuldu. Tam olarak Ahmet Güneştekin sergisinin içeriğine götürdü beni Ishiguro’nun sözleri. Halkla ilişkiler, sunum, tanıtım biçiminin yanı sıra ve belki de daha fazla gerçek bir sanat eleştirisi okumak, serginin analiziydi izleyicinin isteği.

Ishıguro’nun belirttiği Holkost Müzelerinin açılması, üzerinde durulması, gerçeğin maddi delilleriyle neredeyse tamamen ortaya çıktığı, hakikatle hesaplaşıldığı, yargılamaların mümkün olduğunca yapıldığı bir zamana denk geliyor. Türkiye’de böyle bir süreç tam manasıyla yaşanmadı. Bu işin hayati yanı, adaletin tecellisine ilişkin yön.

Peki ya Ishiguro’nun soruları, Güneştekin’in sergisini incelemek için bir ışık olabilir mi?

AHMET GÜNEŞTEKİN SERGİSİ VE SANAT ELEŞTİRİSİ GEREĞİ

Sanat eleştirisinin, eleştirinin; imge evreni, kurguları çözümlemek, araştırmak açısından ne kadar önemli olduğu hususu, eserin bağlamının incelenmesi gereği aşikar. Sanatın bağlamının değerlendirilmesi; alelacele, üstünkörü, yüzeysel faaliyetlerden çok daha fazlasını hak ediyor. Dosdoğru eserler üzerinden olan bir eleştirel yaklaşımı…

Tahsin Yücel’in Eleştiri Kuramları çok kıymetli, başvurduğum, sevdiğim bir kaynaktır.

Yazın eleştirisi, çok eski bir etkinliktir, tarihi, yazının tarihiyle örtüşür, diyor Yücel. Guy Muchauld’nun sözlerine yer verir, 18. yüzyılda Almanya;’da doğar. Ona göre, “İlk kez Lessing yazını eleştiri üzeirne oturtur, eleştiriyi de felsefe üzerine; kalemiyle yaşar ve yaşamını eleştiri uğraşına adar; ilk kez onun eleştirisi yapıtların özenli bir incelemesine dayanır.”

Mesele de budur, gerek edebiyat gerek görsel sanatlar eleştirilerinde özenli bir incelemedir kriter ve istenen.

Çağrıştırdığı yergi anlamının değil, özenli bir incelemeye işaret eder Tahsin Yücel.

Eleştiri bir anlamdırma, açıklama, değerlendirme çabasıdır. Bir okuma deneyiminin  aktarılmasıdır.

Roland Barthes’ın tanımı: “Dünya vardır ve yazar konuşur, işte yazın budur. Eleştirinin konusu çok farklıdır; “dünya” değil, bir söylemdir, bir başkasının söylemidir; bir birinci dil ya da nesne-dil üzerinde gerçekleştirilen bir ikinci dil, mantıkçıların deyimiyle bir üst-dil.”

Tahsin Yücel’in Roland Barthes değerlendirmesi kendi okuma biçimimi tanımlamamda da etkili olmuştur. “Roland Barthes’ın kesinlemesi yerindedir, çünkü, böyle bir amaç taşımazmış gibi göründüğü durumlarda bile, eleştiri yalnızca okuma gibi bir bilgilenme etkinliği değildir. Aynı zamanda bir bilgilendirme etkinliğidir de.”

Tahsin Yücel’in işaret ettiği iki tür eleştiri biçimi var: Yazın yapıtını önceden belirlenmiş kurallara göre değerlendiren kuralcı eleştiri ile yapıtı öncelikle tarihseli toplumsal ve bireysel verilerle açıklamayı amaçlayan olgucu yaklaşım. Nasıl bir biçemde olursa olsun Güneştekin sergisine ilişkin popülerlik bulutundansa pek çok analize, eleştiriye ihtiyaç var.

Bu nedenle AICA’yı (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği) de önemsiyorum. Meslekleşme üzerinde daha çok ve netlikle durmak, bu hususu duyurmak gerek. Açıklamak ya da sınırları tanımlamak… Yazılı kültür; denge, istikrar, vizyon, kavramsallaştırma demek.

ELEŞTİRİ, DENEME, YAZILI KÜLTÜR

Tüm bunların yanında yazarların denemeleri, günlükleri, görme biçimleri detaylı keşif olasılıkları yaratır ve o eserle iletişiminizi kuvvetlendirir. Nitekim sanat üzerine yazılarına Sainte-Beuve inceleme derken, Taine deneme demeyi tercih ediyor

Yücel’in yorumu, “Toplumsal ve yazınsal olaylar, yazarların yaşamöyküleri yanında yapıtlarını da söz konusu eden, onların birbirleriyle ilişkilerini vurgulayan bir yazın tarihi, eleştiriyle yüzde yüz örtüşmemekle birlikte, hem yaklaşımı, hem içeriğiyle biraz da eleştiridir.”

Güneştekin hakkında yazan, yazacak edebiyatçının bu yazısının da kendi külliyatının parçası olduğunu gözden kaçırmamalı. O yazı ortak küme olacaktır, Güneştekin için de, yazar için de, okur için de. Aynı şu anda bu yazı bağlamında hepimiz için olduğu gibi.

Babamın Felsefe Hocası İpşiroğlu’nun kızı saygıdeğer Zehra İpşiroğlu’nun müthiş kitabı “Eleştirinin Eleştirisi” de anlamlı, yol gösterici, anekdotlar ve örneklerle dolu bir kitap. Babam bu kitabı bana lisede vermişti okumam için. O zamanlardan eleştiri, değerlendirme, kriter edinmenin yolunu açtığı için minnettarım.

Yaşantımızdaki örüntüler, eserlerin ve paylaşımlarımızın örgüsüne böyle yansıyacaktır.

Demokratik tartışmaların olabilmesi için nasıl çok yönlü haber gerekirse, eseri konumlandırmak için de çeşitlilik içeren anlatılar gerekir. Ishiguro’nun soruları, Tahsin Yücel’in kuramları, İpşiroğlu’nun çıkarımları, benim bugün düşündüklerim, sizin bu yazıyı okurken yaratıcı zihninizin somut irdelemesi, insani bakış.

İnsaniyetin birikimi ve hepimizin sanat eserini yeniden yarattığı, teslimiyetten uzak bakışımız, Borges’in deyimiyle bellek kütüphanelerimiz, sanat eserinin yaşantısını oluşturur.

Özelde Güneştekin sergisi için, genelde her eser, sergi, koleksiyon için Nobel Edebiyat Ödülü açıklamaında bahis açılan “gerçeğe olan bağlılık” ve “tavır” atfının incelenmesi yepyeni bir aşama ve bütünlenme olacaktır.

Halka ait ve halka dair olan her meselenin ise elbette hukukun diliyle, belirleyicilikle, yasaya tabi olarak, vicdanla, maddi delillerle gerekçelendirilmesi şart. Yargısıyla, eleştirisiyle; gerçekten önemli ve önemini gerekçelendirmekten alan sorumluluk sahibi bir sistem…

Pınar Sönmez
Pınar Sönmez, Avukat, Yazar, Hukuk Danışmanı. Sanat dünyasından özel müzelere, sanatçılara, ressamlara, koleksiyonerlere, tasarımcılara, bankalara ve sanat galerilerine avukatları sıfatıyla ulusal ve uluslararası platformlarda katkıda bulunuyor, hukuk danışmanlığı yapıyor. Sönmez, Istanbul Art News’de köşe yazarı olarak “Sanat ve Hukuk” üzerine yazıları yazdı. Aynı zamanda Legal Fikri Haklar Dergisi Yayın Kurulunda olup hakemli hukuk makalelerini bu mecrada yayımlıyor. Ulusal ve uluslararası sempozyumlara, seminerlere konuşmacı olarak katılıyor. Edebiyat alanında çalışmalarına aktif olarak devam eden Sönmez’in “Uyku Kaçsa Rüya Kalsa” adlı ilk öykü kitabı yayımlandı; kaleme aldığı ve Alfa Yayıncılık’tan yayımlanan “Aşk, Yaratıcılık ve Yasa” ülkemizde Sanat Hukuku alanındaki güncel ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde Fikri Mülkiyet Hukuku dersleri veriyor. Güncel hukukla ilgili analizleri Yetkin Report’ta yayımlanıyor.
spot_img

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
39,803TakipçilerTakip Et
9,354AbonelerAbone

GÜNDEM

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI

PolitiYol Telegram'da