Pazar, Kasım 27, 2022

“İnancın Biyolojisi”: kuraldışı bir kitap

Funda Çapar
Funda Çapar
Lisans eğitimini İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Üniversite yıllarında kitap, tiyatro, satranç ve çevre kulüplerindeydi. 1999-2006 yılları arasında İstanbul’da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından on yıl özel bir şirkette proje yönetiminde çalıştı. Bu esnada Beykent Üniversitesi İnsan Kaynakları ve Örgütsel Değişim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı, ayrıca ICF onaylı ACTP belgeleri aldı. 2016 yılında profesyonel çalışma hayatını bırakarak edebi anlamda yazın ve okuma çalışmalarına dahil olmaya başladı. Roman, öykü ve tiyatro metinleri üzerine çalışmaktadır.

Lipton’un biyoloji ile kuantum fiziğini sentezlediği kitabı, insanlığı evrim basamaklarında yükselmek için hücrelerin zekâsından faydalanmaya davet ediyor.

Yazarı Bruce Harold Lipton, epigenetik (genetik ötesi) konusundaki görüşleriyle tanınan Amerikalı bir hücre biyoloğu ve ilk olarak 2005’te yayınlanan Biology of Belief (İnancın Biyolojisi) kitabı yazarın bakış açısı olarak biyoloji ile kuantum fiziğini sentezlediği bir kitap denebilir. Kitabın yazım dili ise akademik sınırlamalardan sıyrılarak birçoğumuz için rahat okunabilir bir üslup taşır.

Bu kitapla insanlığı evrim basamaklarında yükselmek için hücrelerin zekâsından faydalanmaya davet eden Lipton önsözde kendi hikâyesini anlatır. Wisconsin Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki itibarlı görevini bırakarak Karayip Adalarında, deniz kenarında bir tıp fakültesinde ders vermeye başladığı hikâyesindeki kırılma ile başlayan yaşamın özü ile ilgili inançlarını yıkan bir tecrübeye dönüşmüştür yaşadıkları ve Lipton, hücrenin yaşamının genleri tarafından değil de fiziksel ve enerjetik çevre tarafından yaratıldığını fark etmiştir. Çevre koşularına beslenme, stres, duygu ve düşünceleri de dahil ederek bunların yarattığı değişikliklerin de nesillere aktarılabildiğinin altını çizer.

Bir hücre biyoloğu olarak insanı: tek hücreli 50 trilyon vatandaştan oluşan dayanışma içindeki bir toplum olarak tanımlar yazar. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin neredeyse tamamı amibe benzeyen, bir diğerinin hayatta kalabilmesi için sürekli dayanışma içinde olan bireysel organizmalardır, şeklinde ifade eder. (syf:25) Vücudumuzu ve zihnimizi, genler tarafından yönlendirilen hormonlar ve sinirsel iletkenler kontrol etmiyor; aksine inançlarımız vücudumuzu, zihnimizi ve dolayısıyla yaşamlarımızı kontrol ediyor fikrinden hareket ederek çevrenin genetik şifreyi değiştirmeksizin hücresel hareketi nasıl değiştirdiği ile ilgili sorulara yanıt veren Epigenetik alanının şaşırtıcı bulguları ile tanıştırır okurunu.

Bu kitapta gelenekçi tıp müessesesinin ortaya çıkan tüm trajik sonuçlara rağmen, kuantum fiziğinin araştırma alanının tıp eğitimine dahil edilmeyişi eleştirilir. Einstein’in yaklaşımı ile madde ve enerjinin tek ve aynı şey olarak birbirine karışmış olduğu ve birbirlerinden bağımsız düşünemeyeceğimize göre kuantum evreninde bilgi akışı bütüncül olduğuna göre ilaç yolu ile düzenlemelerin yan değil daima etkilerinden bahsetmek gerektiğini savunur. Bu durumda antihistamin, östrojen hormonu gibi ilaçların tüm etkilerinden önemle bahseder.

Bir eleştirisi de Darwin’in evrim teorisinedir, şu satırlardan okunacağı gibi:

“…Yaşayan organizmalar aslında genlerini paylaşarak hücresel toplulukları bir araya getiriyorlar. Genlerin bireysel bir organizmadan bir sonraki nesle ancak üreme yolu ile aktarılabildiği düşünülüyordu oysa. Farklı türler arasında bile gen paylaşıldığı fark edilmiştir bu da evrimi hızlandıran bir etmendir. Bu durumda Darwin’in bireyin önemini vurgulayan teorisinin ötesine geçilerek topluluğun önemine vurgu yapan bir teori geliştirilmesi gerekir…”

Hücre zarına önemli bir yer ayrılmış kitapta ve sihirli hücre zarı başlığı açılmış, hücre çekirdeğinin ise hücrenin beyni gibi çalışmadığına aksine hücre zarının öyle olduğuna dikkat çekilmiş.

Yazar kendi deyimi ile duygu moleküllerinden, düşüncelerden ise zihnin enerjisi olarak bahsediyor. Stres ve korkunun genel beden sağlığını nasıl bozduğu anlatıyor.

Biyoloji ve İnanç bölümünde yazarın kendi deyimi ile duygu moleküllerinden bahsedilir, düşüncelerden ise zihnin enerjisi olarak bahseder ve enerjimizi tüketerek bizi zayıf bırakan negatif düşünceleri yok edebilmemizin ne kadar önemli olduğuna dikkat çeker. Stres ve korkunun genel beden sağlığını da nasıl bozduğu anlatılır.

Bilinçli anne baba olmanın, böylece nesillerin programlanmasının önemi de kitapta yerini bulur. Sayfa 190’da yazarın ebeveynlere tavsiyesi şu satırlardan okunabilir: “…Korkularınızla yüzleşin ve çocuklarınızın bilinçaltına gereksiz korkular ya da sınırlandırıcı inançlar yerleştirmemeye çalışın. Ve en önemlisi genetik kadercilik anlayışını ne olursa olsun kabul etmeyin. Çocuklarınızın potansiyellerine ulaşmasını sağlayabilirsiniz ve yaşamınızı değiştirebilirsiniz. Genlerinizin esiri değilsiniz…”

Kitabın sonsözü Ruh ve Bilim başlığı altında Einstein’ın şu sözü ile başlar: “Yaşayabileceğimiz en güzel ve en derin duygu gizemli olanı hissedebilmektir. Bu bilimin asıl gücüdür.” 

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Funda Çapar
Funda Çapar
Lisans eğitimini İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. Üniversite yıllarında kitap, tiyatro, satranç ve çevre kulüplerindeydi. 1999-2006 yılları arasında İstanbul’da öğretmen olarak görev yaptı. Ardından on yıl özel bir şirkette proje yönetiminde çalıştı. Bu esnada Beykent Üniversitesi İnsan Kaynakları ve Örgütsel Değişim dalında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı, ayrıca ICF onaylı ACTP belgeleri aldı. 2016 yılında profesyonel çalışma hayatını bırakarak edebi anlamda yazın ve okuma çalışmalarına dahil olmaya başladı. Roman, öykü ve tiyatro metinleri üzerine çalışmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
52,027TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI