Ekonomik alanda dünyanın en zengin bilgi bankası bu kurumda yer alıyor; tek tek ülkeleri ve uluslararası ekonomiyi kapsıyor. Bu bilgiyi de cömertçe, ihtiyaca göre, bedava (neredeyse “komünistçe”) paylaşıyor.  Kullanıcılar olarak şükran borçluyuz. 

Bilgileri uygulamaya taşımak söz konusu olduğunda, aynı kurumun öncelikleri değişiyor. Uluslararası sermayenin (bu anlamda “emperyalizmin”) ortak dilini inşa ediyor; mümkün mertebe uzun dönemli çıkarlarını gözetiyor. Yetkilenince, oluşturduğu programları “mazlum milletlere”, halk sınıflarına karşı insafsızca uyguluyor. Bol hata yapıyor; bazen düzeltiyor; ama temel önceliklerinden ödün vermeden… 

IMF’den söz ediyorum. Bir vesile de var: İki önemli IMF raporu Nisan’da yayımlandı. Birincisi Dünya Ekonomik Görünümü, ikincisi Küresel Finansal İstikrar Raporu… (Bunlara “Ekonomik Rapor” ve “Finansal Rapor” diyelim.) 

Raporların  IMF’nin “dünyayı düzenleme” gündemine oturan öğeleri ile tartışmayı ileriye bırakalım. Bugün bunlarda yer alan büyüme ve dış denge bulgularını özetleyip gözden geçirelim. 

Dünya ekonomisi beş yıldır durgunlaşıyor. 

Ekonomik Rapor, dünya ekonomisinin tümüne, ana bloklara ve ülkelere ilişkin gerçekleşen ve öngörülen büyüme hızlarını veriyor. 

Uluslararası krizin ilk şoku 2010’da atlatılmıştı. O yıl dünya ekonomisi %5,4 oranında büyümüştü. 

Hızla ortaya çıktı ki, kriz daha kalıcı, derin izler bırakmıştır.  İkinci bir dalga, Avro Bölgesi kriziyle başladı.  “Geçiştirildi” beklentisi de yanlış çıktı. 2015’e kadar dünya ekonomisinin büyüme hızı,  her yıl adım adım düştü. 

IMF, geçen yıl iyimserlikte ısrar etti. 2016 için canlanma öngördü. Ekonomik Rapor, bu beklentinin gerçekleşemeyeceğini fark ediyor; bu yıl için öngörülen büyüme hızını 0,2 puan aşağı çekerek %3,2’ye indiriyor. Daha kötüye gidiş olasılıklarını da dikkate alıyor. 

Nedenleri açıklamaya kalkışıyor. Heyhat! Belgelere sözcük taraması uygulayınız. 210 sayfalık Ekonomik Rapor’da ve 120 sayfalık Finansal Rapor’da kapitalizm ve emperyalizm (“capitalism”, “imperialism”) sözcüklerine birer defa bile rastlanmıyor. Dünyayı kavrama gücü, kullanılan kavramlarla sınırlıdır. Ancak, bu tartışmaya bugün girmeyelim. 

Kuşbakışı büyüme bulguları 

Dünya ekonomisinin büyüme temposunu sürükleyen ana blok, artık, “yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler”dir. (Bunlara kısaca “çevre ekonomileri” diyelim.) 2016’da bu blokun tümü için öngörülen büyüme hızı %4,1’dir. Gelişmişler (yani “metropol”) için büyüme öngörüsü  %1,9 ile sınırlıdır. Burada ABD diğerlerinden (%2,4’lük büyüme ile) olumlu doğrultuda ayrışmaktadır. Japonya ise 2014’ten bu yana “sıfır büyüme” platformundadır. 

Çevre ekonomilerinin büyüme ortalamasını, en büyük, en dinamik iki ekonomi,  Çin ve Hindistan  belirlemektedir.   Ancak, 2015-2016’da ikisinin arasındaki sıralama  değişmiş; Hindistan %7,5’lik bir tempoyla (ve bir puanlık farkla) Çin’in önüne geçmiştir. Aralarındaki önemli bir fark cari işlem dengeleri açısından gözlenmektedir. Çin çok yüksek dış fazla (bk, aşağıdaki tablo), Hindistan ise ılımlı oranda (milli gelirin %1,5’i civarında) dış açık vermektedir. 

Son iki yıl, petrol ve diğer ham madde ihracatçıları için kötü geçmiştir.  Rusya, Azerbaycan, Brezilya, Arjantin,  Ekvador, Venezuela 2016’da küçülecek ülkeler olarak gösteriliyor. 

Türkiye için ise IMF, TÜİK’in %4 büyüme iddia eden 2015 bulgusuna itibar etmemiştir ve geçen yılın büyüme hızını %3,8 olarak vermiştir. 2016-2018 yılları için ise %3,6’nın biraz altında bir büyüme temposu öngörülüyor. IMF’nin bu sayıları, geçen hafta vurguladığım,  “Türkiye’nin potansiyel büyüme hızı düşmektedir” önermesiyle tutarlıdır. 

Ana blokların dış dengelerinde  “karanlık para” 

IMF’nin ekonomik raporunda yer alan tablolardan dünya ekonomisinin ana bloklarının cari işlem dengelerini türetmek mümkündür. Aşağıdaki tabloda bu yapılıyor. Tabloyu oluştururken IMF’nin veri bankasından da yararlandım ve Ekonomik Rapor’da kullanılan sınıflamayı biraz değiştirdim. Asya’nın “yeni sanayileşmiş ülkeleri” olarak tanımlanan Taywan, Singapur Güney Kore ve Hong Kong’u “Çevre” grubu içine taşıdım. 

Tablo ana blokların ve en büyük ekonomilerin cari işlem dengelerini 2006, 2013 ve 2015 yılları için sunuyor. 

Dünya ekonomisinin dış dengelerinin her yıl ortaya çıkan bir özelliğine peşinen dikkat çekelim: Finans kapitalin en parazit öğesi olan rantiye katmanların  at koşturduğu bir dünyada, kayıt dışı fon akımları (“karanlık para”) astronomik boyutlardadır. Bu olgu, tablonun son satırında gözleniyor. Son günlerde dikkat çeken Panama Belgeleri, bu durumun çok sınırlı bir yansımasıdır. 

Tablodaki üç yılın özelliklerine göz atalım. 

2006: Tüm dünya Amerika’yı “besliyor”. 

2006 finans kapitalin çılgın yılıdır.  Finansal  spekülasyon Batı ekonomilerini balonlaştırmaktadır. ABD ekonomisinde kaynak kullanımı üretimi, kamu harcamaları vergileri aşmaktadır. Ölçü kaçmıştır ve sonuç 800 milyar dolarlık dış açıktır. Açığın dış dünyadan finansmanı gerekmektedir. Bu işlevi dış fazla veren Japonya, petrol ihracatçıları ve Çin üstlenmiştir. Nasıl? New York borsasında hisse senetlerine, kâğıtlara, ABD tahvillerine, Florida, California, New York’ta gayrimenkullere para bağlayarak…       

Benzer bir senaryo bir başka coğrafyada da yaşanmaktadır. AB’deki zayıf halkaların (“diğer Batı”nın)  cari açıklarının finansmanı Almanya tarafından üstlenilmiştir. Beş yıl sonra Avro Bölgesi’nde patlak verecek olan krizin ön-koşulları böylece oluşmuştur. 

Diğer çevre ekonomilerinin büyük bölümü (başta Doğu Asyalılar) dış fazla vermektedir. Meksika, Şili gibi Latin Amerika ülkeleri, Türkiye ve Doğu  Avrupa ise cari açık vermektedir. İki yıl sonraki uluslararası krizden en ağır etkilenecek çevre ülkeleri bu sonuncular olacaktır. 

2013: Batı merkez bankaları çevreyi dış açıklara sürüklüyor. 

Krizin dip noktası aşılmış; Amerikan ekonomisinde önce  küçülme, sonra da yavaşlama bu ülkenin dış açığını yarı yarıya azaltmıştır. Bu ekonominin 1998-2007’deki %3’lük büyüme temposu, son beş yılda %2’ye inmiştir. 

Almanya ve IMF’nin ortak çabaları sonunda Avro Bölgesi’nin çevre ekonomileri “hizaya getirilmiştir”: Milli gelir düzeyleri aşağı çekilmiş; dış açıkları kırpılmıştır. 

Buna karşılık, Batı merkez bankalarından taşan likidite, çevre ekonomilerine sıcak para biçiminde akmış; balonlaşmalara  yol açmış; ucuzlayan döviz, dış ticaret açıklarını pompalamıştır. Sonuçta, Çin ve Doğu Asya dışındaki büyük çevre ekonomileri (Türkiye dahil), yüksek dış açıklara sürüklenmiştir. Latin Amerika’nın altı büyük ülkesi o yıl 141 (Türkiye 65) milyar dolar cari açık vermiştir. 

ABD’nin ve “diğer çevre” blokunun dış açıklarının finansmanı, iki metropol ülkesi (Almanya, Japonya) ile Çin ve petrol ihracatçıları tarafından üstlenilmiştir.

2015: Petrol fiyatları düşüyor; kimseye fazla faydası yok 

2015’te ham petrol fiyatları %50 gerilemiştir. Petrol ihracatçı blok, ilk kez dış açık veren konuma sürüklenmiştir. Diğer bloklarda tek belirgin sonuç, (Türkiye’nin de dahil olduğu) “diğer çevre” ekonomilerindeki toplam dış açığın çarpıcı boyutlarda daralması olmuştur. 

IMF, petrol fiyatlarındaki düşmenin dünya ekonomisinde canlanmaya yol açacağını beklemekteydi. Ona göre, petrol ihracatçılarından (zenginlerden), net ithalatçılara (daha yoksullara) gelir aktarımı, dünya çapında toplam talebi artırmalıydı. 

Ekonomik Rapor, bu beklentinin de  tutmadığını kabul ediyor. Tam aksine, 2015’te sermaye hareketlerindeki daralmaya (ve çevre ülkelerindeki durgunlaşmaya)  petrol ihracatçıları da katkı yaptı. Astronomik boyutlara ulaşan yatırım fonlarını daralttılar; metropol ve çevre ekonomilerinden çıktılar; kendi ülkelerinde oluşan, yükselen kamu açıklarının finansmanına yöneldiler. 

Çin’in cari işlem fazlasındaki 100 milyar dolarlık artışa da düşen petrol faturası katkı yapmış olabilir. Ne var ki,  tablodaki üç yılın verileri, Çin Halk Cumhuriyeti’nin, artık, kapitalist dünya sisteminin hegemonik aktörlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. ABD simetrik karşıt konumdadır; zira, bu ekonomide kemikleşen dış açıkların finansman gereksinimi de artık kalıcıdır. Bu kronik bir dış bağımlılıktır ve doların dünya parası konumunu sistematik olarak tehdit edecektir; etmektedir. 

*** 

Bu bulgulardan ve diğerlerinden hareket eden IMF raporları bir hayli kötümser sonuçlar çıkarıyor. Dünya ekonomisinin ciddi istikrarsızlıklarla karşılaşma olasılığını vurguluyor. 

Nedenler? Çözüm yolları? IMF’nin Nisan 2016 tarihli raporları bu soruları yanıtlamaya çalışıyor. Bu yanıtların yetersizliklerini, hatalarını eleştirmek; (varsa) geçerliliklerini incelemek yararlı olacaktır. 

Raporların tartışılmasına bu nedenle döneceğiz.