Siyaset öyle iğrenç bir düzeye geldi ki, bir yandan insanı dışına itiyor, diğer yandan ülkenin içinde bulunduğu toplumsal, ekonomik ve siyasal durum dolayısıyla içine çekiyor. İki ucu pis bir değnek durumuna gelmiş siyaset. Sorunları çözmeye aday siyasetçiler ve onlara oylarıyla yetki veren seçmenler bu çirkef siyasetin süregitmesinde sorumludurlar.

Mevcut siyasetin işleyişi, siyasetçiler Türkiye’nin kangrene dönüşen toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunlarını çözebilir mi? Seçmenler, sorunları çözecek politikaları önerenleri ne kadar destekliyor? Nedir Türkiye’nin sorunlarının kaynağı? Nasıl çözülecek bu işsizlik? Türkiye’de insanlar ne zaman geleceğe umutla bakabilecek? Aslında sorunlar ve çözümleri arasındaki ilişki, “yumurta mı tavuk mu önce gelir?” sorusu gibi karmaşık değil. Siyasetteki kirli ilişkiler kadar, çoğu insanın ışığı görememesinden veya görmek istememesinden kaynaklı karmaşık görünüyor. Asıl sorumlu siyasetçiler olsa da, seçmen olan vatandaşlar da, bu durumun süregitmesinde sorumludurlar.

Siyasetçilerin/siyasal partilerin sorumluluğu, siyasal alandaki yarışı düşük (bel altı) düzeyde yürütmeleridir. Modern siyasetin başladığı Tanzimat’tan beri Türkiye’de siyaset maalesef “daha iyi yaparım” değil, “rakip daha kötü” biçiminde işliyor. Seçimlerde, politikalar değil, etnik-mezhepsel özellikler yarıştırılıyor. Özellikle sağ olmak üzere, siyaset siyasal kadrolara rant dağıtmak üzerine kurgulanmış. Rant dağıtımı da kamu kaynaklarının destekçilere peş-keş çekilmesi biçiminde yapıldığından, seçimi kazanmanın, kaybetmenin maliyetini çok yüksek hale getiriyor ve seçimler çok gergin geçiyor. Siyaset, zenginleşmenin aracı işlevini görüyor. Hukukun üstünlüğü siyasetin rant dağıtma işleyişini ortadan kaldırmak için zorunludur.

Sorunların nedeni sadece siyasetçiler mi? Siyasal sorumluluk gereği evet öncelikle sorumlu olan siyasetçilerdir. Devlet aygıtında güç kullanan siyasetçi (iktidar), yaptıkları kadar yapmadıklarından da sorumludur. Sorunları çözmeleri için güç / yetki sahibi kılınmışlardır. Hatalı politikalarından da, doğru politika uygulamamaktan da sorumludurlar.

İktidarda olmayan siyasetçi (muhalefet) de sorumludur. Muhalefetteyken alternatif politikalar geliştirmek ve bunları anlatmak sorumlulukları vardır. İktidar gücünü kullanan siyasetçilerin politikalarının eksikliklerini anlatmayı becerememek de sorumluluktur. Seçmenlerin iktidardakilere neden oy verdikleri değil, kendileri neden oy alamadıkları üzerine yoğunlaşmaları gerekir.

Siyasetin rant dağıtma aracı olması siyasetçilerin hatası olduğu kadar, vatandaşların / seçmenlerin de hatası olduğunun altını çizmek gerekiyor. Hırsızlık suçtur ama hırsıza yol vermek de sorumluluktur. Bugün başkasının malını çalana destek verilince, yarın başka bir hırsız gelip kendi hırsızına destek verenlerin mallarını çalmasının önü açılmış oluyor.

Bir tarafta siyaseti kendi kişisel çıkarı için ayakta kalmaya çalışan profesyonel siyasetçiler, diğer taraftan her koşulda bu egoist siyasetçileri destekleyenler. Yani sorunların çözümünü olanaksız hale getiren seçmen davranışları; her koşulda kendi hırsızını destekleyen, oy vermeye devam eden seçmenler. Sorunları kimin çözebileceğine dahi bakmadan oy veren büyük bir seçmen kitlesi var. Kendisini fakirleştiren siyasetçiye, rakip siyasetçinin etnik-mezhepsel özellikleri dolayısıyla oy veren seçmenler. Çözüm, seçimlerde, hırsızlığı toptan ortadan kaldıracak olan politikalara oy vermektir.

Siyasetçileri, adayları kısa sürede değiştiremeyeceğimize göre, dileğimiz bu Pazar (23 Haziran) günü yapılacak seçimde, İstanbullu seçmenlerin oy verirken, etnik mezhepsel gerekçeleri değil, adayların politikalarını göz önüne almalarıdır. Tabii adayların geçmişlerini de gözden kaçırmamak gerekir.