Cuma, Mayıs 24, 2024

İçerideki babaya mektup: Tutuklu Cumhuriyetçilerin çocukları babaları için yazdı

Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerinden Önder Çelik’in oğlu Ali Çelik ve Musa Kart’ın kızı Seran Kart Üney cezaevindeki babaları için birer açık mektup yazdı.

Ali Çelik’in mektubu şöyle;

“Sevgili baba,

Etrafta arkadaşlarımı görüyorum bazen, babaları yanlarındayken… Sonra sen geliyorsun aklıma. Zor günler yaşıyoruz hepimiz, biliyorum. Daha sonra yaşadığımız bugünlerin sadece geçici olduğunu, beraber yaşayacak bir sürü günümüz olacağını düşünüyorum. Bu da bana moral ve mutluluk veriyor. Okullar kapandı, karnemi aldım. Konservatuvar sınavına girdim, 90 alarak mezun oldum. Hayatımda bir kere yaşayacağım anlar yaşadım. İçimde büyüyen sevincimi senle paylaşmak istedim, ama sen yoktun işte. Hiç ayrılmak istemeden ayrı bırakıldık birbirimizden. Elbette üzülüyorum, fakat ileride birbirimizle paylaşacağımız daha bir sürü anıya sahip olacağımızı düşünüyorum. Bu karanlık günlerin geçeceğinden, keyifli zamanların bizi beklediğinden eminim. Okul zamanlarında senin özlemini çok çektim. Bildiğin üzere haftada sadece bir kere, bir saat cam arkasından telefonla görüşme imkânımız olsa da sınav tarihlerim ile görüş günlerimiz çakışınca seni ziyarete gelemedim. İki ayda bir olan ve sadece bir saat süren açık görüşlerimize gelmek içinse okuldaki sınavlara girmedim. Zaten seni çok özlüyorum. Bir de hiçbir suçunuz olmadan senin ve arkadaşlarının 9 ay boyunca o güneş ışığı girmeyen koğuşlarda tutulmasına tahammül edemiyorum.

SİZLERLE GURUR DUYUYORUM

Bir yandan da gurur duyuyorum sizlerle. Ülkemizdeki basın özgürlüğü için kendinizi feda ediyor, yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere cesurca göğüs geriyorsunuz. Merak ediyor, kendi kendime soruyorum bazen. Eskiden fazladan haftada bir öğrenci görüşleri de varmış, fakat OHAL nedeniyle kaldırılmış. Biz, çocuklarınızın suçu ne? Bizi niye babalarımızdan ayrı tutuyorlar?

Oğlun Ali”

Seran Kart Üney’in mektubu:

“Babacığım, 9 aylık tutukluluktan sonra ilk kez mahkeme önüne çıkabildiniz sonunda. Evet, mektuplaşmamız hâlâ yasak ve sana hitaben yazdığım bu açık mektupta senin ve Cumhuriyet okurlarının zaten bildiği şeyleri yazıyorum.

Aslında her şey yazıldı, çizildi, bundan sonra söylenecek sözler, tarihe not düşen avukatların ve sizlerin mahkemede yaptığı konuşmalar oldu. Size yöneltilen içi boş, akıl dışı suçlamaların aslı astarı olabilir mi diye sahiden merak edenler, 30-40 yıllık kariyerlerinizde neler yazıp çizdiğinize, nerelerde durduğunuza bir bakmalılar. Ortalama bir akla ve vicdana sahiplerse tek derdinizin ve çabanızın demokratik, çağdaş, insan haklarına dayanan bir hukuk devletinde yaşamak olduğunu anlarlar. Ayrıca hiç “kandırılmadığınızı”, Cumhuriyetin değerlerine zarar veren her türlü devlet içi yapılanmaya karşı kamuoyunu devamlı ve her iktidar döneminde uyarmış olduğunuzu da görebilirler. Yeter ki bakmak istesinler. Sırf senin bu gazetenin 1. sayfasında teröre ve darbeye karşı çizdiğin yüzlerce karikatür, kaçıranlar için, tekrar kitap halinde raflardaki yerini almalı! 11 sene olmuş Türkiye Gazeteciler Cemiyeti sana Basın Özgürlüğü Ödülü’nü vereli. Meslektaşlarından, okuyucularından onlarca prestijli gazetecilik ödülü almışsın.

“BU ÜLKE İÇİN ÇOK BÜYÜK UTANÇ”

Gözaltına alındığın gün “Bunu dünyaya nasıl anlatacaklar” dedin. Şimdiye kadar gördüğüm; anlatamıyorlar… Ve dünya şaşkınlıkla izliyor. Dünyanın anladığı; siz işinizi yapmışsınız, saygın bir referans gazetesi olmayı amaç edinmişsiniz, iktidarın hatalarını cesurca söylemişsiniz ve sonunda sizi de bu kaotik dönemde araya kaynatarak bedelini ödetmişler. Sizin gibi gazetecilerin bir grup çağ dışı darbeciyle aynı suçlamalara ve muameleye tabi tutulması hafif bir bedel değil ve bu ülke için çok büyük bir utanç. Bu utanç tablosunda neler yok ki… Basit bir sağlık kontrolüne götürülürken ellerinizde kelepçelerle cezaevi aracında bekletildiğiniz uzun saatler, haftada 1 saatlik aile görüşünde cam arkasından konuşup, 2 ayda 1 saat de bir masada “karşılıklı” oturabilmemiz (masada yan yana gelince uyarı almamız), 9 aydır 7 adımlık havalandırmada volta atmaya çalışmanız, oradan başka bir hareket alanınızın olmayışı, akşam 8’den sonra oranın da kapısının kapatılması, o kuyu gibi havalandırmanın 7 metrelik duvarları yüzünden kışın güneşe, yazın ufak bir esintiye hasretiniz, her görüşmemizde “çok iyiyiz” deyişiniz ve bize hiç anlatmadığınız onlarca sıkıntı…

Uzun tutukluluğunuzun iktidarı eleştirmenin cezası olduğu konusunda herkes hemfikir, fakat bu sürecin cezayı aşıp işkenceye dönüştüğü de artık bir gerçek. Bunun gibi onlarca haksızlığın ve zulmün bu ülkedeki milyonların canını ne kadar acıttığını en son Adalet Yürüyüşü’nde gördük. Onlar için “Itır, kekik ve lavanta kokuları arasında yürüyorlar” dedin, sevdiğin şu şiire atfen; Marifet hiç ezilmemek bu dünyada/ Ama biçimine getirip ezerlerse/ Güzel kokmak/ Kekik misali/ Lavanta çiçeği misali/ Fesleğen misali/ Itır misali / İsâ misali/ Yunus misali/ Tonguç misali / Nâzım misali (Bedri Rahmi Eyüboğlu) Biçimine bedenen getirirler de kuş gibi vicdanınızın özgürlüğüne ilişemezler. Seni çok seviyorum ve özlüyorum…

Kızın Seran”

PolitiYol Telegram'da

GÜNÜN YAZILARI

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,450TakipçilerTakip Et
60,616TakipçilerTakip Et
9,284AboneAbone Ol

EDİTÖR ÖNERİSİ

HAFTANIN ÇEVİRİSİ

SON HABERLER