“Silahlı terör örgütünün basın yoluyla propagandasını yapmak” suçundan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla yargılanan Kaboğlu’nun davası bugün Ankara’da görüşüldü. Davayı birçok sivil toplum kuruluşunun temsilcileri, CHP ve HDP milletvekilleri ve Lüksemburg Büyükelçisi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Siyasi İşler ve İnsan Hakları Bölümü, Fransa ve Belçika Büyükelçiliklerinden temsilciler de takip etti.

24 Haziran seçimleri ardından 7 Temmuz 2018 tarihinde and içerek resmiyet kazanan vekillik statüsü gereği kazanılan yasama dokunulmazlığına karşın, Kaboğlu mahkeme heyetine, “40 yıllık bir akademisyen ve bir milletvekili olarak hukuka olan inancım nedeniyle buradayım” sözleriyle savunmasını kendi yapmayı tercih etti.

Savunmasında adeta Anayasa dersi veren, OHAL KHK’sının neden kanun olamayacağını anlatan Kaboğlu öncelikle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği yetkisizlik kararının Anayasa’nın yaklaşık 20 maddesine aykırı olduğunu anlattı. Mahkemenin yetkisizlik kararı vererek dosyayı yeniden İstanbul’a gönderilmesini talep eden Kaboğlu, “Ben hukuka inancımı yitirmedim, yitirmeyeceğim. Türkiye derin bir hukuk krizi yaşamaktadır ve bu bir beka sorunudur. Sizlerin vereceği yetkisizlik kararı hukukun normalleşmesine katkı sağlayacaktır” dedi.

Yetkisizlik kararı verilmesi talebini değerlendiren mahkeme heyeti ise talebi reddetti.

Mahkemenin talebi reddetmesinin ardından Kaboğlu, usul yönünden itirazlarına devam etti. Savunmasını ayakta yapan Kaboğlu, “Hiçbir zaman şiddet çağrısı, ırkçılık söylemlerim olmadı. Tam tersine barış, birliktelik, insan haklarına dayanan cumhuriyet için çağrım olmuştur. Böyle bir kişi için yapay bir iddianame düzenleyerek bu şekilde bir sürece tabi tutulmak Anayasa’nın ihlali anlamına geliyor” diyen Kaboğlu, milletvekili olduğu için davanın durdurulmasını talep etti. Ayrıca 694 sayılı OHAL KHK’sı ile yeniden düzenlenen Ceza Muhakemesi Kanunu 161/9 ve geçici 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini talep etti.

Ayrıca aynı suç isnadı ile yargılanan İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun dosyasında 15. Ağır Ceza Mahkemesi durma kararı vermişken; 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendisi hakkında hem duruşma açması hem de duruşmaya katılmaması durumunda zorla getirileceği ihtarının hukukla açıklanamayacağını vurguladı.

Savcı mütalaası iki talebin de reddi yönünde karar verilmesini talep ederken, Mahkeme de Kaboğlu’nun milletvekilli seçilmesinin yargılandığı suç bakımından yasama dokunulmazlığı sağlamayacağını belirterek savcı mütalaasını kabul etti. Bu durum tutanağa “dokunulmazlığı kendiliğinden kaldırılmıştır” şeklinde geçildi.

Mahkeme, Kaboğlu’na isnat edilen suçun niteliğinin, Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrasının 14. maddeye yaptığı atıfla değindiği milletvekilinin yargılanamama haline ilişkin istisnaya tabi suçlardan olduğunu ifade etti. İsnat olunan suç Anayasa madde 14 istisnasına girmemekle birlikte bu durum dokunulmazlık kendiliğinden kalkmıştır anlamına gelmemektedir. Bunu yaparken, kabul edildiği tarih olan 20 Mayıs 2016’da yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekillerine ilişkin istisnai bir hüküm getiren Anayasa’nın geçici 20. maddesini de gerekçe olarak kullandı. Oysa Kaboğlu o tarihte henüz milletvekili sıfatını taşımamaktaydı; bu sebeple de, bu düzenlemenin Kaboğlu’na isnat edilen suç bakımından uygulanması mümkün değildir. Öte yandan, Mahkeme’nin yasama dokunulmazlığının “kendiliğinden kaldırılmış” olduğuyla ilgili ifadesinin hukuken bir karşılığı yoktur ve Anayasa’nın milletvekili dokunulmazlığına ilişkin 83. maddesine açıkça aykırıdır.

Kaboğlu karar ile ilgili “Farklı fikir bölmez, farklı hukuk böler; asıl beka sorunu, hukuksuzluktan kaynaklanır. Bu dava siyasal bir davadır ve hukukçu olarak utanç duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Duruşma 18 Temmuz’a ertelendi.