Siyaset, ideolojik olmaktan çıkıp, her yöne eğilip bükülebilen ve iktidar sahiplerine saltanat sunan hale gelmesinden bu yana tümüyle masumiyetini yitirdi. Globalleşme, bilişim, algı yönetimi gibi yeni toplumu yönlendiren tüm araçlar salt iktidarda kalma adına kullanılmaya başlandı. Özellikle AKP Hükümetlerinin başarıyla uyguladığı ‘anket siyaseti’, toplumun ihtiyaçlarını değil duygularını besledi. Bazen "milliyetçiliği ayaklar altına alıyorum" derken bir anda keskin bir dönüşle yeniden milliyetçi tavrını seçmenine yedirebildi. Tıpkı barış sürecinde, AB sürecinde olduğu gibi. 

İktidar, toplumun geleceğini inşa etmek yerine kendi çevresini zengin etmeye ve iktidar adına yer yol mubah yöntemlerini kullanmaya başlayınca elbette tüm oy potansiyelli çevrelerle işbirliği yapmaktan çekinmez hale gelir. Bu anlayışla AKP, iktidara geldiği ilk günden bu yana cemaatlerle işbirliğine girmiştir. Bunu doğrulayan ise bizzat AKP liderinin kendisinin kürsüde ifade ettiği "ne istediyseler verdik" sözüdür. 

İktidar, cumhuriyet kurumlarını adeta belli cemaatlere pay etmiştir. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim, Adalet gibi kurumlar zaman içerisinde belli grupların etkisine girmiştir. Son kale olarak görülen askeri kurumlar ise son YAŞ kararları ve Ergenekon gibi operasyonlar ile cemaate teslim edilmiştir.  

Tüm bunları organize eden ve bu gizli yapıları bilerek, isteyerek kurumlara yerleştiren AKP, kendine kurucu değerlerden uzaklaşmış yeni bir parti devleti kurmak amacındaydı. Ancak derin güçler her zaman legal güçleri tuzağa düşürür ve gerçek açığa er geç açığa çıkar. AKP, kendi parti devletini kurduğunu düşünürken bir anda siyasi eşi tarafından ‘aldatılmış’ ve AKP değil FETÖ devleti hazırlığı yapılmıştır.  

Açıkçası bundan sonra devlet nasıl normalleşir, fabrika ayarlarına nasıl dönülür kestirmek çok zor. Çünkü sadece iç dengeler değil Türkiye’nin başta sınır komşuları olmak üzere tüm dış politika dengesi de bozulmuştur. Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da bitmeyen yangın Anadolu topraklarını kavurmaya başlamıştır. 

Uzun zamandır farkına varılan ama ses çıkarılamayan, CHP’nin tüm feryatlarına ve uyarılarına rağmen devam eden, şeffaf olmayan, derin ilişkilerle gizli amaç ve yöntemlerle ilerleyen siyaset nihayet toplumun yapısını da bozdu.  

Kısa sürede zenginleşme, lale dönemini andıran iktidarın şatafatı, yandaşların önlenemeyen yükselmesi, oy hesapları adına ayrıştırmalar tüm toplumsal değerleri erozyona uğrattı. Ne kadar farkına varılmasa da sınav sorularının çalınması bireylerin değil tüm toplumun kaderini değiştirdi.  

TV’lerde konuşmayı bilmeyen savcılardan adalet beklemek bir yana savcı olması engellenmiş olanların hasarı nasıl tamir edilecek? Tüm kurumlarda benzer haksız hukuksuzluklarla vatan evlatlarını ayrımcılığa tabi tutulmuştur. Emekleri, alın teri yok sayılmıştır.  

Bilgi, birikim, ahlak, kişilik, onur, liyakat geçerli akçe olmaktan çıkmıştır. Çocuklarının geleceğinden endişe duyan, zenginlik peşinde koşan kitle tüm değerlerini bırakıp iktidara yakınlaşmaya ve onun en önemli aracı olan cemaatlerle iş tutmaya başlamıştır.  

Bu günlerde TV’lere çıkanlar ve AKP’de politika yapanlar tüm bu haksızlıkların ve hukuksuzlukların birinci tanığıdır. Hatta milyon dolarları ümmet adıyla paralel yapıya bağışlayanların şimdi söylediği gibi sadece dini inançları gereği bu paraları hayır için verdiklerini söylemeleri ise en büyük yalandır. Tüm bu suçlara bilerek isteyerek ve kendi çıkarlarınız için dahil olduklarını artık herkes biliyor.

Uzun yıllardır toplum bu kadar çok aşınmış değerlerle muhatap olmadı. Bunun neticesinde doğal olarak bireyler de siyasetçiler gibi masumiyetini yitirmeye başladı.  Hep birlikte iktidara, cemaate yakın olma hırsına kapıldılar ki; dolar, Euro, arsa, rant, belediye, bakanlık, makam, akademik unvan, marka, hava atma, rüşvet, yani haksız ve kolayca kamunun ve iş dünyasının en’lerine ulaşmaktan başka her şeye karşı gözleri kör oldu. Yalandan yapılan yardımlar ve ibadetler dışında kazanma hırsı ve heyecanı her şeyin önüne geçti. 

Çocuklarımızı, gençlerimizi iyi insan olarak yetiştirmek yerine belli gruplara yakın ve her anlamda “yırtık” olmaya teşvik ettik. Bugün FETÖ bu kadar çok yayılmışsa işin ekonomik tarafının payı çoktur. 

Bugün "ALDATILDIK" diyenler zenginlik içinde olmak adına kişiliklerini ve kimliklerini teslim ettikleri bu yapının gizli projesinde piyon olmuştur. Yardımsever cemaat sadece kendi projelerinde yer alanlara destek vermiştir. Figüran olmayanlarla reklam kokan yardımlar dışında hiç muhatap olmamıştır.   

Bugün artık farkına varıldı ki, bu yapının dinle, inançla hiç alakası olmamıştır. Kral çıplak olmasına rağmen bu yapıya destek olanların içinde ‘ar perdesi’ olmayanların hala görünürde olmasıdır. Bari bunca yıldır yediklerinin haramlığında kararan yüzlerini TV’lerde halkın önüne çıkarmasalar.

Toplum elbette neye itibar ediyorsa ona göre şekil alıyor. Bizlerin bırakın ülkeyi kendi çocuklarımızın geleceği için, FETÖ’nun ülkede yarattığı bu tahribattan bir miktar da olsa kendimize pay çıkarmamız gerekir. 

Hakkı olmayan, emeği, alın-teri olmayanı alan, başkasının hakkını gasp eden, haksızlıklara, sömürüye, tahakküme sessiz ve yıllarca bunlara destek verenlerden en azından siyaseten hesap sorulmalıdır.  

Hırsızlığa, yolsuzluğa, haksızlığa, hukuksuzluğa, savaşa bulaşmış bir AKP yerine acilen Cumhuriyet değerlerinin teminatı, ülkenin kurtuluş reçetesi olan CHP iktidara gelmelidir.