Pazar, Kasım 27, 2022

Hepimizin birbirimizle helalleşmeye ihtiyacı var

Murat Aksoy
Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.

Bülent Arınç, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi dönüştürmesinin kendi partisinden çok Türkiye için yararlı olduğunu ifade etti. Arınç, helalleşmenin toplumsal geleneğimizde var olduğunu söyleyerek; “Sadece CHP’nin değil AK Parti’nin de, tüm toplumun da helalleşmeye ihtiyacı var” dedi.

Sunuş

Bülent Arınç, Gezi sonrası süreçte Yeni Şafak’taki yazılarıma son verildiğinde arayan birkaç siyasiden biri olarak insani olarak saygı ile andığım isimlerden birisi. 1969 yılında Necmettin Erbakan’ın Konya’dan adaylığı ile başlayan ve Milli Görüş çizgisin tüm dönemlerini yakından takip eden Arınç ile, AK Parti’deki değişimi, 6’lı masayı, helalleşme çağrısını ve ekonomiyi konuştuk.

Arınç, düşüncelerini, eleştirilerini açıkça ifade edebilen az sayıda AK Partili isimden birisi. Bu eleştiriler nedeniyle zaman zaman Erdoğan’a yakın isimler tarafından sert eleştirilere de maruz kaldığı da bir gerçek. Kendi ifadesiyle “gerçekleri, gördüklerimi, inandıklarımı” söylemeye devam edeceğim diyor Arınç. Kendisini hala AK Partili olarak tanımlayan Arınç, ülkenin temel ihtiyacının siyasi bir iklim değişikliği olduğunu da söylüyor.

Murat Aksoy

2002’den 2022’ye geldiğimizde kurucu olan pek çok insan AK Parti’de değil. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan aralarında Perinçek’in de olduğu farklı kesimlerden destek alıyor. Buna katılır mısınız?

Ben buna katılmam. Ki Perinçek de şunu söylüyor ve bu konuda iddialı; “Biz onun yanına gitmedik o bizim yanımıza geldi” diyor. Ben bu duruma zaman içerisinde belli konularda sesleri fazla çıkanlar diyorum. Perinçek de bunlardan birisi. Perinçek’in bazı kurumlar içinde bir gücü var. Bunu yeri geldiğinde kullanmış bir insandır. Ben ona hayatı boyunca güven duymadım. O yüzden onun için Erdoğan’ın en büyük destekçisi derseniz onu kabul etmem.

Yanında görünüyor ama…

Tayyip bey kendi siyaseti içerisinde ya da 15 Temmuz sürecinde herkes onun yanına gelip yardımcı olmaya çalışışsa onlarla ilişkisini belli bir yere götürmüştür.

Peki kurucularla yollar neden ayrıldı?

Pek çok sebebi var. Sayın cumhurbaşkanımız dominant bir insan yani belirleyici. Bütün karar mekanizması benimle olur, benimle yürür diyor. Şimdi pek çok danışmanı var, istişare mekanizmasını kullanmayı sever bazı konularda. Ama özelikle son hükümet sisteminde belirleyici olan benim oyun kurucu olan benim, benim sözüm geçerli olmalı noktasına geldi. O bir lider.

Bu ayrılıkları fikir ayrılığı, siyaset yapma tarzı ayrılığı vs. olarak yorumluyorum ben. Bir de 3 dönem kuralı ile Tayyip Bey partiyi gençleştirmek istemiş de olabilir.

Ama ben bu ayrılıkların bizim partide olmasını istemezdim. Olacağını da düşünmezdim. Çünkü biz birbirimizle uzun zaman ve zor durumlarda omuz verdik, bu dayanışmanın süreceğini düşünüyordum. Ben bu durumdan şikâyetçi değilim sadece üzgünüm.

ERDOĞAN’IN ÇEVRESİNDE BANA DÜŞMANLIK YAPILMAYA DEVAM EDİLİYOR

Neden?

Çünkü başta ben olmak üzere bu kadroya açıkça düşmanlık yapanlar var, yapmaya devam ediyorlar. Onun adına hareket etiğini söyleyen gafiller -diyeyim onlara- var. Düşünün ben partinin en önemli görevlerinde bulunmuş biriyim, bana, “Bu adam kurucu değil” diyecek gaflette olanlar vardı. Onların kim olduğunu biliyorum, amaçlarını da biliyorum.

Nedir amaçları?

Cumhurbaşkanımızın çevresini boşaltalım, onu tecrit edelim ve etkimizi arttıralım diye düşünüyorlar.

Peki kırgın mısınız Cumhurbaşkanına?

Doğrusu ben Cumhurbaşkanımızın bazı sözlerinin dışında bir vefasızlık görmedim. O sözleri beni çok incitmiştir ama biz kardeşlik hukuku içerisinde bunları her zaman hallediyoruz. Sanıyorum yeni AK Parti’yi yeni simalarla yeni bir sistem içerisinde götürmeye çalışıyor.

Son bir yıl içerisinde cumhurbaşkanımız 21. yılında parti ilk günden itibaren birlikte olduklarını ama partide kalanlardan –ki, bir tek ben varım- istifade etmek, onlara saygı duymak, onlara çevresinde yine bir akil insanlar olarak bulundurmak niyetinde. Bazı görüşmeler yaptığını biliyorum: Ben zaman zaman görüşüyorum. İşte en son Manisa’ya davet ettiğinde de gitmiştim.

TOPLUM AK PARTİ’NİN İLK 10 YILINI GERİ İSTİYOR

Peki AK Parti’de bir yenilenme olması mümkün mü?

Açıkçası buna ihtiyaç var. Teşkilat bunu görmek istiyor, toplum bunu görmek istiyor. Toplum Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk 10-12 yılındaki başarıları tekrarlamasını istiyor, ondan vazgeçmiş değil.

Yani AK Parti, seçime kadar tekrar ekonomiyi düzeltirse, toplumsal barışı tekrar hakim kılarsa, fikir ve inanç özgürlüğünde özgürlüklerin bileşkesi olan ifade özgürlüğünde Türkiye’yi yeniden iyi yere getirirse, Şangay Beşlisi’nden vazgeçip yeniden AB hedefine sarılırsa ben inanıyor um ki seçmen, Tayyip Bey’e olan sevgisini tekrar sandıkta gösterecek.

Olabilir mi bütün bunlar?

Olabilir, bunun yolu var. Bunu kendisiyle de konuştum, yapar yapmaz onu bilmiyorum ama Türkiye’nin büyük bir iklim değişikliğine ihtiyaç var. Üslupta değişikliğe, daha çok kucaklayıcı olmaya, ekonomide doğru kararlara dönmeye, topluma güven vermeye, hukukun hakim olduğu bir siyasi anlayışa ihtiyaç var. İnşallah bunlar olacaktır diye düşünüyorum.

BEN MUHALİF DEĞİLİM SADECE DOĞRULARI SÖYLEMEY ÇALIŞIYORUM

Muhalefeti ve 6’lı masayı nasıl görüyorsunuz?

Şuradan başlayayım, ben kendimi muhalif olarak konumlandırmıyorum. Ne yazık ki bazıları beni böyle görüyor. Ben geçmişten bu yana eleştirileri biraz da sert yapan bir insanım. Bu eleştiriler muhalefetin hoşuna gitmesi için değil, inandığım için yapıyorum. Ben siyasetin siyah-beyazında değilim, ben doğruların gri alanda olduğunu düşünüyorum.

Benim durduğum yer belli. Sonuçta ben AK Partiliyim, partinin kurucusuyum. AK Parti benim evim. Ben Erbakan Hoca’nın talebesiyken de eleştirililerimi yerinde zamanında yapardım. Bu eleştirilerden dolayı da kimse bana yanlış yaptın demezdi. Bugün de yaptığım bu. Diğer yandan siyasetçi olarak toplumun içindeyiz ve gördüğümüz gerçekler. Bu gerçekleri de yerinde, zamanında doğru bir üslupla yetkililere anlatma, söylemek de bir siyasetçi olarak benim görevim. Ben bunu yapıyorum, muhalefet değil.

Ben siyah beyazın içinde bir yerde değilim. Ben iyiye iyi, yanlışa yanlış diyebilecek bir siyasetçiyim.

6’LI MASA ÜLKE İİÇİN BİR KAZANIM

6’lı masanın bir araya gelmesi siyasi açıdan anlamı var mı?

Elbette birbirinden farklı 6 partinin, liderlerinin bir araya gelmesi siyaset açısından kazanım, Türkiye demokrasisi açısından kazanım. Çünkü demokrasinin iyi işleyişi için iyi bir iktidar kadar iyi bir muhalefete de ihtiyaç vardır. O da seviyeli muhalefet yapmak, doğruya doğru, yanlışa yanlış demek. Yanlışı gösterirken de bunun doğrusu budur demekle olur. Sadece iktidar eleştirisi muhalefet değildir. Bunu yapıyorlar, yapmıyorlar onu kamuoyu takdir edecektir.

Bu açıdan onları değerlendirmem yanlış anlaşılabilir ama bir gözlemci olarak şunu söyleyelim. 6 partiyi bir araya getirmek anlamlıdır, önemlidir. Sonuçta yeni sistemde ittifaklar var. Bir tarafta Cumhur İttifakı var diğer tarafta Millet İttifakı. Şimdi bu 6’lı masa ile bu ittifak genişlemeye çalışıyor. Ve bir adayda uzlaşmak durumundalar.

CHP LİDERİNİN YAPTIKLARI ÜLKE İÇİN DE BİR KAZANÇ

Kemal Kılıçdaroğlu bir adım önde görülüyor, ne dersiniz?

Kemal Bey’i ben 2002’den beri tanıyorum. Onun özellikle son beş yılda, Adalet Yürüyüşü’nden bu yana söylemleri ile siyaset yapma pratikleri ve partiyi dönüştürme çabasını ben Türkiye için çok faydalı görüyorum. Bakın bu sadece CHP için değil daha çok Türkiye için faydalı. Sonuçta bizim kesimde bir CHP, bir CHP zihniyeti algısı var. Bizim siyasi ömrümüz bu zihniyetle mücadeleyle geçti.

Biz tek parti döneminde CHP’nin yaptıklarını anlatan dergilerle, kitaplarla büyüdük. Şimdi o dönemin CHP’sini savunacak az sayıda isim çıkacaktır ama bu bizim kesimler için bir gerçek. Bence bu gerçeği Kemal Bey çok iyi gördü ve partisini dar bir kitle partisi olmaktan çıkarıp daha geniş kesimlerle barıştırmayı hedefledi. Ki doğru da yaptı.

Bu ülkede çok eski değil 2007’de Cumhuriyet Mitingleri yapıldı, e-muhtıra verildi, 367 rezaleti yaşandı. Bütün bunların geride kalması geriyor ve şimdi Kılıçdaroğlu o parti dönüştürüyor.

Ben bütün bunları CHP’den çok Türkiye’de siyasi iklimin yumuşaması için tarihi önemde görüyorum. Bu dönüşüm oya nasıl yansıyacak bilmiyorum ama önemsiyorum. Mesela onun helalleşme çağrısı…

HELALLEŞME ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇAĞRI

Nasıl buldunuz?

Bence çok değerli. Türkiye için çok olumlu. CHP’nin kendi tarihiyle yüzleşmesi kadar, toplumsal barışma için de olumlu. Elbette bu 1946 öncesi CHP’nin yaptıklarını kapsayacak bir helalleşme olmaz ama en yakın tarihten başlayarak geriye giden bir çağrı olabilir. Ki bu yapılıyor. Başörtülülerle buluşuyor, hatalı politika izledik diyor. Kürtlerle buluşuyor, muhafazakârlarla buluşuyor. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı helalleşme çağrısının toplumda karşılık bulduğunu, il ziyaretlerinde görüyoruz. Ki bizim toplumun özü de bu. Biz evden ayrılırken helallik isteriz, uçağa binerken helallik isteriz. Özetle toplumum her kesiminin birbiriyle helalleşmeye ihtiyacı var.

Tam bu noktada parti içinden gelen helalleşme değil hesaplaşma, yargılama çağrıları o çağrıyı yapanı zorda bırakır diye düşünüyorum. Bu söylemler kararsızları yeniden Tayyip Bey’e yönelmesine yol açabilir. Elbette suç varsa hukuki süreç işleyecektir ama Türkiye’nin artık yakın geçmişteki travmalarla yüzleşmesi ve helalleşmesi lazım. Siyasetçisinden iş insanına hepimizin buna ihtiyacı var.

AK PARTİ’NİN HELALLEŞMEYE İHTİYACI VAR

AK Parti’nin de mi?

Elbette. Bunu bizim de yapmamız lazım yani sayın cumhurbaşkanımızın, cumhurbaşkanımız adına konuşmaya ya da hükümet icraatı yönetmeye talip olan insanların yapmaları gereken iklim değişikliği dediğim budur. Evet AK Parti döneminde iyi şeyler kadar son dönemde bazı olumsuzluklar da var. İşte helalleşme bunları kabul etme ve topluma el uzatmaktır. Topluma, bu kadar güzel şeyler yaptık ama yanlışlarımız da oldu, kötü yaptıklarımız da. Sen beni yüzde 50’lere getirdin, 21 senedir beni iktidar yaptın gel artık helalleşelim diyebilmelidir cumhurbaşkanımız. Bu yapılırsa kesinlikle oy vermem diyenler bile oy verir. Ben milleti tanıyorum, elli yıldır siyasetin içindeyim. Bunlar yapılmayacak şeyler değil.

Bunu şimdi CHP lideri yapıyor, eleştirmek yerine olumlu yanlarını görmek gerekir. Biz birbirimize düşman olamayız. Bu yüzden sadece helalleşme değil merhamet de lazım. Merhamet ve helalleşmek. Şu andaki toplumdaki en büyük eksik merhamettir. Helalleşmenin en büyük tamamlayıcısı merhamettir. Helalleşmek isteyen insana merhamet edecekseniz, helal olsun diyeceksiniz.

DIŞARDA ÖYLE BİR İSİM YOK

Peki Kılıçdaroğlu aday çıkabilir mi o masadan?

İbre Kılıçdaroğlu’nıu gösterse de ben o masada bazı liderlerin Kemal Bey konusunda çekinceleri olduğunu düşüyorum. O yüzden dışardan bir isim de olabilir. O saygın ismin de ya AK Parti’den ya da Kürt seçmenden oy alabilecek özelliği olması lazım. Ama düşününce dışarda böyle bir isim görünmüyor.

Çekincenin nedeni onun Alevi Kimliği mi?

Asla. Bence Türkiye bu konuyu aştı. Ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu konuda açıklamaları var. Elbette toplumun marjinal bir kesiminde böyle bir provake edici açıklamalar vs. olur ama ben siyaset kurumunun bu tür provakasyonlara geleceğine ihtimal vermiyorum.

MB BAKASINA DOĞRUDAN TALİMAT VEREN CUMHURBAŞKANIMIZ VAR

Son olarak MB faizlerini 100 baz puan daha indirdi. Dünyada belli başlı MB’ları faiz attırırken bizde faiz iniyor. Siz bu ısrarı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genel geçer ekonomik kurallara baktığımız zaman Türkiye kendine özgü bir ekonomik uygulama seçmiş görülüyor. Dünyadaki demokratik ülkelerin MB’leri veya ilgilileri enflasyonla, hayat pahalılığıyla mücadele ve ekonomiyi regüle etmek için ellerindeki far kartını kullanıyorlar. Türkiye’de ise MB, bütün bunları faizi indirerek yapacağını düşünüyor.

Sizce neden?

Bunun bir sebebi olabilir. Bir defa MB’ye doğrudan talimat veren bir cumhurbaşkanımız var. Faizle mücadeleyi kendisine dini bir gereklilik olarak görüyor. Bunu Nass’a bağlıyor. İkincisi “ben ekonomistim” diyerek de ekonominin bazı kurallarını kendince uygulamaya çalışıyor.

Diğer yandan bunun sonuçlarını piyasalarda görüyoruz. Tüketici olarak biz görüyoruz müspet veya olumsuz. Burada daha fazla değerlendirme yaparsam doğrudan cumhurbaşkanına yönelik olur ki, bunu istemem.

MB FAİZİ DÜŞÜYOR AMA PİYASA FAİZLER YÜKELİYOR

MB faiz düşürüyor ama piyasada faizler yükseliyor…

İşte konuşmamız gereken bu. Evet MB faizi düşürüyor ama politika faizini düşürüyor. Oysa piyasadaki reel faiz gittikçe yükseliyor. Bankaların uyguladığı faizler çok yüksek, dahası bankalar ev kredisi vermiyor. Ben bunu Manisa’da yakınlarımdan biliyorum.

Bankalar olağanüstü karlar ediyor ama halka kredi vermiyorlar. Esnafı bırakalım sanayide işi olanların da bankalardan çok büyük şikayeti var bu konuda. Gerçekten kredi faizleri çok yüksek ve alamıyorlar.

Politika faizini yüzde 19’dan başlayarak yüzde 12’ye indirmiş olmak nasıl bir olumlu etkisi olduğunu piyasada ben merak ediyorum. MB yetkilileri sorulduğu zaman belki bir cevap verecektir.

Bir başka gerçek de şu; Türkiye ekonomisi demokratik ülke pratiklerinin dışında kendine özgü bir yol izlediği açık. Bu doğru bir tercih mi, bunu uygulayanlar daha iyi bilir ben o tarafına karışmam.

BEKLEMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK

Faiz düştükçe enflasyon yükseliyor, hayat pahalılığı da artıyor…

Evet bu da başka bir gerçek. Sayın Cumhurbaşkanımız bundan 7-8 ay önce bu yılın mayıs-haziran aylarında enflasyonun düşeceğini söylemişti. Ama olmadı. Şimdi yeni hedef önümüzdeki yılın ocak-şubatına zaman verildi. Hatta çok yakın bir zamanda; “enflasyonun yüzde 20’ye düştüğünü göreceğiz” dedi. Çok çarpıcı ve etkileyici bir konuşma.

TUİK’in o arındırılmış rakamlarıyla enflasyon yüzde 80. Ama ENAG gibi bağımsız kurumlar bunun yüzde 180 civarında olduğunu söylüyorlar. TL’nin her gün değer kaybettiğini görüyoruz. Bu ortamda ocak-şubat 2023’de enflasyonun reel olarak düşeceğini söylemek çok büyük bir iddia. Sayın Cumhurbaşkanı bu iddiasında haklı olabilir. Beklemekten başka bir çaremiz yok.

“YA BİLDİKLERİ VAR YA BİLMEDİKLERİ”

Ama uzmanlar ve ekonomi yorumcuları bunun olamayacağını söylüyorlar…

Evet, bu işi bilenlerden bir kısmı hayır diyor. Bu hayaldir doğru değildir diyorlar. Ben gerçekten de, “şöyle olmalıdır, şunlar yapılmalıdır gibi görüş ve eleştirilere” daha çok ihtiyacın olduğunu düşünüyorum.

Açıkçası ben fazilerin düşürülmesini değil bir-iki puan arttırılabileceğini düşünmüştüm. Çünkü faiz inince dolar artıyor, enflasyon artıyor. Bu adeta bileşik kaplar teorisi gibi. Biri düşünce diğer artıyor.

Açıkçası önümüz kış ve Türkiye’nin nasıl etki edeceğini endişe ederek bekliyoruz. Ama cumhurbaşkanımız bu konuda çok ısrarlı, bir bildiği vardır mutlaka diye düşünüyorum. Burada Erbakan Hoca’nın bir sözünü hatırlatayım. Erbakan Hoca hiç kimseyi, özellikle kendi camiasındaki insanı doğrudan eleştirmez. Çok üzüldüğü anlarda akil insanlardan birisini kendisine üzene gönderirdi. Bana böyle yapıldığı için biliyorum ama saygısını ve sevgisini kaybetmezdi.

Bir öncesinde rahmetli Esat Hocaefendi ile araları açıktı. Esat Hoca Erbakan’ı eleştirmeye başlamış hatta saf değiştirme yolunda bir takım gelişmeler oldu. Kendisine her gün gelir; “Esat Hoca sizin hakkınızda bunu söylemiş” derlerdi. Hocam hiç saygısını bozmadan; “O bizim hocamızdır bana bunları bana getirmeyin” derdi. Bir defasında şunu yakınından duydum, yine böyle bir bilgilendirme üzerine Erbakan Hoca; “O bizim hocamızdır, onu çok severiz ve saygı duyarız. Onun ya bir bildiği vardır ya bilmediği vardır” demiş ve konuyu kapatmış.

Ben de bu konularda büyüklerimizin “ya bildiği vardır ya bilmediği vardır” diyorum.

“AKSİNİ DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM”

Kış zor geçecek dediniz. Bir de sosyal konut projesi açıklandı. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Evet zor geçecek görünüyor. Sosyal konutlar çok faydalı, bu açıdan önemli bir adım ama soru işaretleri yok değil. Bu taksitler bu koşullarda nasıl ödeyecekler, ekonomik koşullar malum ve şartlar ağırlaştırıldığında bu taksit ödemlerinin nasıl yapılacağını eminim büyüklerimiz düşünmüştür. Yoksa zor bir süreç olabilir yakın gelecek Türkiye için. ben Cumhurbaşkanımızın ocak-şubat beklentilerinin gerçekleşmesini bekliyorum. Aksini düşünmek bile istemiyorum.

Sizce gerçekleşebilir mi?

Erbakan Hoca’dan aktardığım aneknottaki “Bildikleri var, bilmedikleri var” sözü önemli. Bu hepimiz için geçerli. Cumhurbaşkanımız bu konuya ısrarla devam ediyorsa bildiği vardır.

O bildiklerinin dünyaya entegre olmuş, serbest piyasa kurallarının geçerli olduğu Türkiye’ye etkisini ben de şahsen yaşayarak göreceğim.

PolitikYol'da yayınlanan yazılar her gün öğlen mailinizde!

Murat Aksoy
Murat Aksoy
Kabataş Erkek Lisesi'nde, Erciyes Üniversitesi İİBF İşletme okudu. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde İnsan Hakları Hukuku Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1996’da Yeni Yüzyıl ve Radikal gazetelerinin Yorum sayfalarında başlayan yazı serüveni, 2005’te Yeni Hukuk Dergisi’nde Yayın Koordinatörü olarak devam etti. Daha sonra Yeni Şafak’ta editörlük ve köşe yazarlığı yaptı. T24, Millet, Yeni Arayış’ta yazdı. Türkiye’nin pek çok kanalında siyasi yorumlarda bulundu. TV Net ve Halk TV’de program yaptı. Yayınlanmış dört kitabı (Başörtüsü-Türban, Sosyal Demokrat Parti Krizi/Sol Arayışlar, Küresel Kapitalizmin Krizi (Osman Ulagay ile) ve Silivri’den Özgürlüğe) bulunmaktadır.
spot_img
PolitiYol Telegram'da
PolitikYol.com Podcast

GÜNÜN YAZILARI

SÖYLEŞİLER

SOSYAL MEDYA

13,609BeğenenlerBeğen
10,160TakipçilerTakip Et
52,032TakipçilerTakip Et
9,354AboneAbone Ol

GÜNDEM

ÇEVİRİLER

Bir Cevap Yazın

YAZARIN DİĞER YAZILARI